Takvimlerden Haberim Var

 

Yeni Yılınız Kutlu Olsun!

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Hüzünlü, Ama İsyankâr -Öykü

Geçiyor Yıllar…

 

 

“Takvimlerden haberin yok mu?…”

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

“Takvim?…”

 

2013’e mi Giriyoruz, Gerçekten mi?!…

 

 

Bizim toplum için neresinden baksak seksen yılı aşan bir geçmişi var ‘yılbaşı kutlaması’nın. Zaman zaman artan bir hevesle, zaman zaman da artan bir nefretle bakılıyor oluyor bu yılbaşı olgusuna. Bu bir ‘bitiş-başlangıç noktası’ olan ânı cümle âlem birlikte kutlamayı seçenlere de, evde aile içinde ya da yakınlar arasında gösterişli-gösterişsiz kutlayanlara da eyvallah derim. Ekonomik, siyasal, kültürel, … ilişkilerin dayattığı karmaşık yaşam koşulları, işin en azından takvimsel yanını kabul etmeye zorluyor insanları. Pek çok toplum açısından ne yazık, başka türlü dünyalı olunamıyor. Bir önceki cümlemde koşulları sıralarken ekonomik olanı boşuna başa koymadım: bu duruma türlü kulp takanlara, uyumasaydın da dünyaya sen biçim verseydin birader, derler…

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Temmuz 2012…

Ramazan 1362…

 

Bugün, günlerden 23 Temmuz 2012 Pazartesi; hicri takvimle 4 Ramazan 1433. Bu takvimlerde –rumide de– günler değişmiyor: birinde pazartesiyse öbürlerinde de pazartesi…

Ramazanın yaz aylarına rastladığı günleri üçüncü kez yaşıyorum. Ramazan ayı her yıl bir öncekinden on-on bir gün öne geldiğine göre, demek ilk yaz ramazanımı 31 Ağustos 1943’te, 1 Ramazan 1362’de ‘idrak etmiş’ oluyorum (!) O tarihte sekizimi sürmekteyim… Erişte sahurda pişiriliyor; babam, ille hoşaf olsun istiyor. Büyükannem (annemin anneannesine böyle diyorum), tekne orucu tutmama yardımcı oluyor…

*

İlk yaz ramazanlarımdan bende derin izler bırakanı ’947 yılı ramazanıdır. O ayı da bağda geçirmiştik… Bizim Tokat’ta ‘bağ’ dendi mi, üzüm bağı gelir akla. Tabii birçok meyva ağacı da olur bağlarda, ama olayın merkezinde üzüm vardır. Bağa göçmek olağanüstü bir şeydir; kirazla başlayıp bağbozumuyla sona eren bir yaşam biçimi… İşin içinde mutlaka nişasta çıkarmak da var. Su kuyuda, serinleme sulama havuzlarında, kanalda… Oyunlar: çember, lök, aşık, istop, mile, kuka, saklambaç, ağaç kapmaca, pıçak saplama, ceviz ütmece, elle sürülen iki tekerli araba, sandık araba ve nihayet eşek yarışı… Saman oluğundan samanlığa kayma… Bunlar erkek çocuklarının işi; bu arada hemen her gün komşu çocuklar kızlı oğlanlı toplaşıp papazkaçtı falan da oynuyoruz. Yere serdiğimiz bez bir yaygı üzerinde… Minder falan yok; bağdaş kuracaksın ya da dizlerinin üzerine çökeceksin. Kızlar bacaklarını bitiştirip yana atıyorlar: ağırlık tek kalçaya verilmiş, hafiften kibarca bir kaykılma durumu… Etekler büyük bir itinayla çekiştirilmekte. Bacaklar, bileklerden yukarı ancak iki-üç parmak kadar ortada kalacak şekilde dışarıda; ayaklar kıvrılmış, utangaç… Bizler, erkek çocukları, eskilerden ne bulduysak ayaklarımıza onu çeçirmişiz ya da yalınayak… Kızlar çoğunlukla takunyalı; tasmanın koruduğu yerler ayaklarında beyaz birer leke gibi… Derken derken, kızlar farklılıklarıyla ilgimizi çekmeye başlıyorlar.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

2009: Dünya İçin Küçük Bir Ayrıntı

 

Herkesin Bir Takvimi Olmalı

 

 

‘Yeni yıl’… Bu sözden ne anlaşılıyor? Kişiye göre değişir. Toplumlara, uluslara göre de… Belirleyici olan, her şeyden önce, içinde bulunulan durum.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Improve the web with Nofollow Reciprocity.