Bir Yasa Dolayısıyla

Heyhat!

 

Bu ayın 18’inde yürürlüğe giren Afet Sigortaları Kanunu*, konunun inceliğini bilenlerde hayal kırıklığı yaratmıştır.

Neden?

Kısaca şundan:

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

587 Öldü, Yaşasın 6305!

Ama Değişen Bir Şey Yok

 

 

“Biz Türkler her işi iyi yaparız yapmasına da, yüzde ikisini eksik bırakırız. Hükümetlerin DASK meselesinde zorunlulukla ilgili yaptırım getirmeme yönündeki tutumu, öyle yüzde ikiye girecek cinsten değil. Bu eksikliğe yüzde doksan sekiz bile dar gelir!”

Yukarıdaki bilgevari lafları Yaradan’a sığınıp ben etmiştim. Bu yılın Ocağı’nda hem bir dergide hem de genelağdaki kendi yerlerimde yayımlandı, bir Allah’ın kulu da ne biçim laf bu demedi. Böylece, ben fakirin önemsenmediğini anlamış bulunuyorum. Olsun. Ölüm yok ya ucunda… Ve işte bir kez daha ama korkusuzca söylüyorum, her bir şeyi eksik yapmakta üstümüze yok.

İyi de bu mesele niye gündemimde?

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Ben Salak mıyım?

Yoklukla Sakat Bir Sigortayı Alıp Duruyorum (*)

 

İnal Karagözoğlu

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bir Sigortalanma Öyküsü

Bankaacenteye Mahkûm Olmak…

 

 

 

Diyeceğim şudur: siz siz olun, bir kredi işiniz yoksa kişisel ya da kurumsal acenteyi tercih edin. Hoş kredi işiniz olsa da öyle yapın ya… Ben mi? Bana bakmayın, benim bir bankaacentem var. Bir inat uğruna…

 

Geçen yıl, eşimin sigortalarında ‘sigorta ettiren’ olarak yıllardır teminat aldığım şirketi değiştirmeye karar vermiştim. Bizim Yarımca’da -şimdiki adı Körfez- öyle her şirketin acenteliği yoktur. İzmit’te mutlaka istediğim gibisini bulurdum, ama oraya da gitmek istemiyordum… Ne yapabilirdim? Gerçi neredeyse bankalarımızın hepsi yabancıların eline geçtiyse de kalanların sigorta acentelikleri derdime çare olabilirdi. Hemen başladım araştırıp soruşturmaya… Bu iş geçen yıl oluyor, Mayıs’ta…

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bir İşkadını

… Ve Bir Kış Günü Öyküsü

Muzaffer Bilgili

 

Rüzgâr ıhlamur ağaçlarının dallarında ıslık çalıyor, kıyılarda patlayan dalgaların sesi ‘köşk’e kadar ulaşıyordu. Fırtına, zaman zaman yarı taş-yarı ahşap ‘köşk’ün pencerelerini güçlerini ölçmek ister gibi zorluyor, yılların panjurları, rüzgâra sadece gıcırtılı seslerle karşı koyarak onları özene bezene, büyük emekle, sanat eseri gibi yapmış ustalarını mahcup etmiyorlardı. Büyük fikir adamı, dil bilgini, yazar Şemseddin Sâmi’nin Kaamûs-u Türkîyi ve daha birçok eseri yazdığı Erenköy’ün vitraylarla renklendirilmiş Kuleli Köşk’ünün panjurlarıydı bunlar; fırtınaya hemen öyle pabuç bırakırlar mı? Fırtına zorluyor, zorluyor, esiyor, uğulduyor, sonra bir sessizlik sarıyor her yanı…

Karayele dönen fırtına seslerini endişeyle dinleyen genç kadının karnındaki bebek bir tekme atarak onu uyarıyor: “Hadi artık uyu” diyor, “yarın iş var.”

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Anadolu’nun Reklam Filmi Öncü Olur mu?

Doğal Afetler ve Edebiyat

 

 

İnal Karagözoğlu

4 Nisan 2010

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.