Devir, Kabadayılık Devri

Keskin Sirke Artık Kabına Zarar Vermiyor…

  

Ne zamandır tiyatro yüzü görmeyenler için en azından kendi adıma söylemiş olayım TVlerdeki bazı izlenceler, nasıl denir, biçilmiş kaftan; evet, boşluğu pek güzel dolduruyorlar. Aslında, bu cümleyi –di’li geçmişle söylemem gerekirdi: “biçilmiş kaftandı”, “boşluğu pek güzel dolduruyorlardı”; ama artık öyle değil. Bu izlenceler de zamana ayak uydurdular, birer kavga küpü olup çıktılar; ağır aksak yol alarak, sindire sindire, çaktırmadan yani… “E birader, büyük laflar ediyorsun, hangi izlencelermiş onlar, bir deyiver” denecek olursa, olmuştur bile hayır, söyleyemem; başıma dert almaya niyetim yok. 

Bu izlenceleri yeriyor gibi şeyler dedim, ama bir şey söyleyeyim mi, alıştım o kavgalara, gürültülere; buna, ‘bir çeşit bağımlılık’ deyin, isterseniz… Evet, izlemeden duramıyorum, işimi gücümü o programlarıma göre (bakınız, “programlarım” dedim, gördünüz mü?) ayarlıyorum; gözüm bir buzdolabının kapısında, hangi saatte hangi kanalda ne var, çizelgesini yapıp buraya manyetlemiş bulunuyorum bir saatte; kaçırırsam ne yaparım sonra… 

İşte durum bu merkezdeyken, o güzelim programlarımdan biri sona ermiş, sabırsızlıkla bir başkasını bekliyordum, ağırdan alan vakti öldürmek için bari bir şeyler okuyayım dedim, kısmette Işık Kansu’nun yazısı varmış (Cumhuriyet, 22 Eki. 2016 Ct., http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/619576/

Kin_ve_nefret_soluyoruz.html ). Bakınız, benim izlencelerin yanından geçerek ama onlara dokunmaksızın kavga-gürültü konusunda neler diyor: 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Seçim Sath-ı Mailinde

Yapay Gündemlerin İçinden Birkaç Şey

 

 

Memleket ‘seçim sath-ı maili’nde yuvarlanıp gidiyor. Tepende gündemi belirlemeyi kendisine iş edinmiş ve hitabet sanatı olarak öfkeyi seçmiş bir devletli oldukça, önünde ha seçim olmuş ha geçim derdi, yuvarlanıp gitmekten başka elden ne gelir? Öyle buyurulan yapay gündemlerle ömür tüketirsin ancak…

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Atatürk’ü Koruma Yasası Kaldırılmalı

“Nefreti Duydum” Dememek İçin…

 

 

İnsan, duygularıyla var olan bir varlık. Duygu nedir? Duyguyu, işin derinine inmeyi uzmanlarına bırakıp liseden gelme genel bilgilere dayanarak ‘ruhsal durumumuzda, içsel ve çevresel etmenlerin etkileşimi sonucunda ortaya çıkan karmaşık değişimler’ diye tanımlarsam yanlış bir şey söylemiş olmam sanırım.

 

Duygu çeşitliliği ve yoğunluğu herkeste aynı değilmiş, kişiden kişiye değişirmiş. Bu değişikliği belirleyen pek çok etmen varmış; bunlar, kendi yapımızda olanlardan tutun da içine doğduğumuz kültürün yapısındakilere kadar uzun bir liste oluşturacak etmenlermiş… Ve duygularımız hayatımızın her anında ‘merkez’de yer alıyormuş. Varlığımızın merkezinde. İşte bu kötü… Merkezde yer alıyorsa, bu, her eylemimizi duygularımız belirliyor, en azından etkiliyor demek değil mi?! Peki akıl? Eh, artık hangisi hangisine üstün gelirse… Allah kimseyi duygularına esir etmesin.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Çocuktun, Hem de Çok Büyük…

Fazıl Say’a Mektup

 

Fevziye Yazman

 

 

Sevgili Fazıl Say,

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Çok Alındığımı Söyleyeyim

Üstelik Muhalefeti Savunur Hâle de Düştüm ya!

 

Ne zamandır, “İpin ucu kaçtı, tutana aşkolsun; sen artık bu işlere kafa yorma” diyordum kendi kendime. Ama olmadı. Duruma hepten sırtımı çevirmiş de olsam, kaderde, kulağıma gelenlere engel olamamanın nârına yanmak varmış…

Anlatayım: Dün balkonda oturmuş bulmaca çözüyordum. Bir yandan da içeride vızıldayan televizyonu dinliyorum… Böyle böyle vakit öldürürken, farkında değilim, haberlere geçmiş televizyon. Kendince bir şeyler anlatıyor… Hiçbirini umursamama kararındayım ya, aldırmıyorum. Ama olmuyor; haber, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dün partisinin genişletilmiş il başkanları toplantısında yaptığı konuşmaya ilişkin. Sayın Erdoğan yine esip esip gürlüyor… Olağan bir şey. Ama hayır, bu seferkiler öyle yenir yutulur gibi değil. Geliyor geliyor, dayanılmaz bir ağırlık olarak göğsüme çöküyor. O ağırlık, o gülle gibi şey, Sayın Başbakan’ın (‘Yeni’) Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanının bilgi düzeyi üzerine söylediği “Elifi görse mertek zanneder” sözü olabilir mi? Hayır, bu işin hafifi. Peki, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyaset üslubu için “Ak Parti ekolünden ziyade, çok çok affedersiniz Sayın Bahçeli’nin diline daha yakın” demiş olması olabilir mi? Iıh, o da değil… Sağı solu kendince küçük görme, küçük düşürme işinde yine olabildiğince başarı gösteren Sayın Başbakan, -o da ne?- bu kez memurları yine kendince bir yere oturtuyor, ama tahmin edilebilecek olan bir yere değil, ‘iyi’ bir yere: “Öyle memur kardeşlerimiz var ki” diyor, “iki değil üç olsun eyvallah, hanımının altında, kendi altında araba var.” Ben işte o anda kopuyorum ve bu yazıyı yazmaya oturuyorum.

Sayın Başbakan Erdoğan’ın muhalefet liderlerine yönelik değerlendirmelerinde siyaset üslubu da söz konusu olunca biraz gerilere gitmek şart oluyor. 2009 Şubatı’nda kavga-döğüş üzerine yazdığım bir yazıyı şu uzun satırlarla bitirmiştim:

«Kişinin kendisini bir kavganın içinde bulmasının basamakları neler? Karşısındakiyle önce küçük bir anlaşmazlık… Taraflar bunu çözerlerse sorun yok; çözemezlerse iş atışmaya varıyor… Atışma da bir yere kadardır; susmasını bilmezlerse, taraflar büyük bir anlaşmazlığa düşüyorlar. Artık dönüşü olmayan bir yola girilmiştir, durum kötüye gidiyordur: sürtüşme basamağı kısa sürede aşılır, iş kavgaya varır. Bundan sonrası da var: iletişim kopukluğu, uzun süren bir dargınlık… Ve son durak düşmanlık.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Hiroşimalar Nereye Kadar?

Alır Başını Gider Söz…

 

Av. Muazzez Çörtelek

26 Mart 2012

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.