Bir Kış Günü Hikâyesi

‘Ağır Tahrik’!: “Sütlü Salep Bulunur”

 

 

Bir zamanlar kış günlerinin vazgeçilmezlerindendi salep. Bozanın arkadaşıydı; her evde olurdu… Kim bilir şimdi nerelerde, ne hâllerde?

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Havadan Bozadan…

Kış Günlerinin Nazlı Doğal İçeceği…

 

 

Bu yıl kış zamanında gelmedi. Hele bazı bölgelere hiç gelmedi denebilir; mesela Marmara… “Havalar ne güzel gidiyor, değil mi” yollu sevinmeler, pek çoğumuzda yerini öksürüklü-tıksırıklı, uzayıp giden, isanı öldürmeyen ama süründüren türlü üst solunum yolları hastalıklarından yakınmalara bıraktı. Grip? O ayrı bir bela…

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

‘Eski Kış’tan…

Sabahın Soluğu

 

Av. Muazzez ÇÖRTELEK

 

 

Günlük yaşamımızı, lunaparklardaki çarpışan otomobillere benzetiyorum iyimser bir yaklaşımla. İyimser diyorum, çünkü günlük yaşamımızdan farklı olarak, lunaparka giderek çarpışmaya karşı donanımlı bu araçlara binenlerin başlıca amacı eğlenmek ya da o araçlara binerek küçük bir heyecan yaşamak isteyen çocuklarını neşelendirmektir çoğunlukla. Eğlenme süresi bellidir, iradidir, parasını öder biner, düdük çalar, inersiniz; en fazla iki, üç tur yaparsınız pek tuhaf biri değilseniz. Benzetiyorum, çünkü yolu, izi, kuralı yoktur, her çarpışmada içi dışına çıkar insanların, ama herkes kendi iradesiyle gelmiş olduğundan ve bunun bir eğlence biçimi olduğunu bildiğinden kimse kimseye bir şey söylemez, gülüp, deşarj olup inerler otomobillerden. 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Kış Nağmeleri…

Elhan-ı Şita…

 

 

Tam da bugünlere, günümüze uygun bir şiir; Cenap Şahabettin’den… Babamın dışarıda yağan karlara, Tokat’tan ayrılırkenki evin penceresinden Cenap Şahabettin’in bu dizeleriyle seslenişi kulaklarımda… Birkaç dizesini veriyorum:

 

“Elhan-ı Şita

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Ülkemdeki ‘Kış’ ‘Bahar’a Döner mi?

23 Nisan Çiçekleri Yeni Baştan Açtığında…

 

 

‘Arap Baharı’ dendi.

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bir İşkadını

… Ve Bir Kış Günü Öyküsü

Muzaffer Bilgili

 

Rüzgâr ıhlamur ağaçlarının dallarında ıslık çalıyor, kıyılarda patlayan dalgaların sesi ‘köşk’e kadar ulaşıyordu. Fırtına, zaman zaman yarı taş-yarı ahşap ‘köşk’ün pencerelerini güçlerini ölçmek ister gibi zorluyor, yılların panjurları, rüzgâra sadece gıcırtılı seslerle karşı koyarak onları özene bezene, büyük emekle, sanat eseri gibi yapmış ustalarını mahcup etmiyorlardı. Büyük fikir adamı, dil bilgini, yazar Şemseddin Sâmi’nin Kaamûs-u Türkîyi ve daha birçok eseri yazdığı Erenköy’ün vitraylarla renklendirilmiş Kuleli Köşk’ünün panjurlarıydı bunlar; fırtınaya hemen öyle pabuç bırakırlar mı? Fırtına zorluyor, zorluyor, esiyor, uğulduyor, sonra bir sessizlik sarıyor her yanı…

Karayele dönen fırtına seslerini endişeyle dinleyen genç kadının karnındaki bebek bir tekme atarak onu uyarıyor: “Hadi artık uyu” diyor, “yarın iş var.”

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.