Bir Arkadaşım Anlatmıştı

Aynıyla Vakiymiş

 

Annesi ufak tefek dikiş işlerini hep kendisi yaparmış; zaman, eski zamanlar… Aslında, her kadın çorap yamamayı, giyeceklerin boyunu uzatmayı-kısaltmayı, bedenlerini genişletmeyi-daraltmayı, mantoydu-paltoydu ters yüz etmeyi, gömlek yakası değiştirmeyi, ilik açmayı çok iyi bilirdi. 

“Zaman, eski zamanlar” dedim ya, biz çocuklar bile iğne tutmasını bilirdik. Benim ilkokul yıllarımda –1940’ta başlamıştım– IV ve V. sınıflarda “aile bilgisi” diye bir ders vardı; kız-erkek demeden teyel yapmaktan düğme dikmeye, sürfile yapmaktan çorap yamamaya kadar birçok şeyi öğrenirdik. Ancak, benim arkadaşın annesi öyle böyle değilmiş: dikiş işlerinde hısım akrabadan konu komşuya herkeslere yetişirmiş… Tabiî, bunları yapmak için vakit harcamak lazım; bu vakit nereden gidiyor? Eve ayrılacak zamandan… Hâliyle evin işleri aksıyormuş. 

Günün birinde arkadaşın babası elinde bir levhayla gelmiş eve. O nedir, falan, bir de bakmışlar, “Bizim hanım terzi” yazıyor levhada; hem de iri iri harflerle… 

“N’olacak bu?” Adam demiş, “N’olacak? Pencereye asılacak!” Ve karısına dönmüş: “Madem elâlemin işiyle uğraşmayı seviyorsun, bu arada eve de katkın olsun: bir hizmetçi tutarız…” 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Improve the web with Nofollow Reciprocity.