Yeniden…

Prof. Kuzu Olmasaydı Bu Yazı Küflenecekti; Kadrini Bilelim. Yani.

  

Bir tarihte benim İlgilik’te ( http://www.ilgilik.com/ ) sunucudan kaynaklanan bir arıza olmuş, yayımladığım yazıların hepsi uçmuştu. Yerin adresi “www.ilgilik.net”ti o zamanlar. Yok olan yazıların büyük çoğunluğunu şimdiki yerimde yeniden yayımlamış, belli bir olay bağlamında belli bir zamana ait olan otuz kadar yazıyı da, “ileride gerekirse ya da uygun bir fırsat doğarsa veya yeniden zamanı gelirse yayımlarım” diyerek bir kenara ayırmıştım. 

İşte, onlardan birini yayımlamanın tam zamanı: Facebook (FB) kullanıcılarından Nesrin Eren ( https://www.facebook.com/nesrin.eren.9 ), dün (11-2-2018 Pz., 01:42) kendi alanında GÜNAYDIN KUZU !!! başlığı altında şunları yazdı: 

Bravo kuzu be. Balık başı mı yedin? Bazı şeylere kafan basmaya başlamış. Keşke peşmergeyi Türkiye üzerinden Kobaniye geçirirken anlamış olsaydınız bunu !
İllaki aldatıldık,kandırıldık,uyutulduk lafından sonra mı muhalefetin lafına geleceksiniz. Neden beceriksiziz, biz bu işlerden anlamıyoruz, yetersiziz demiyorsunuz. Bu kaç oldu
(ve sıra sıra soru ve ünlem işaretleri ile emojiler…) 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Doğrusu Ne?

Bir Fotoğrafın Ardından…

 

Gözde yazışmalıklardan Facebook’ta bir kullanıcı, Mehmet Emin Atik, Eski İstanbullular İstanbul’un Nostaljik Güzel Fotoğrafları sayfasında 23 Kasım günü bir fotoğraf paylaştı: İkbal Kütüpanesi’nin fotoğrafı. Dışardan çekilmiş… Zamanı için Mehmet Emin Bey, “1940’lı yıllar” demiş. Mesele şu: “‘İkbal Kütüpanesi.’ O zamanlar kütüphane böyle mi yazılıyordu?” 

Tabelasında öyle yazdığına göre, öyledir zahir. Benim düşüncem bu oldu. Hem, ‘İkbal Kütüpanesi’nin kurucusu ve o yıllardaki sahibi olan Hüseyin Bey’in (Kitapçı) cahil bir kimse olmadığı biliniyor, tabelasında yanlışlık olabilir mi hiç? Demek, o zamanlar böyleymiş… 

İkbal, bir adı da Babıâli Caddesi olan (eski yazılışıyla Bâb-ı Âli Cad.) Ankara Caddesi’ndedir; Vilayet’e çıkarken sağda, 157 numara… Gençliğimde gitmişliğim çok olmuştur; en son, kızım grafikerlik okumaya başladığında, ona, çizimlerini taşıması için bu işe mahsus plastik dar çantalardan almak için 1986'da olmuştu; sanıyorum, birkaç çeşit resim kâğıdı ile özel boya, fırça, kalem gibi şeyler de almıştım. O tarihte, artık kitapçılık işlerini bırakmış, kırtasiyeye dönmüştü dükkân.

Bu girişten sonra hemen asıl konuya geleyim. Benim bu kütüpane – kütüphane sorus(n)undaki görüşüm (düşüncem) şöyle:

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Siyasetin Hâlleri

Ve Düşünceler ve Teoriler…

  

Kim ne kadar yakınırsa yakınsın ve hor bakarsa baksın, çoktandır hayatımızda ‘medya’ denen şey de var; basın-yayın… Eskiden bizde, olayları (hadiseleri, vakaları) kaydetmek için bir devlet görevlisi olarak vakanüvisler varmış, şimdi medya var; toplumun tarihi buraya bakılarak yazılacak.

‘Gelecek zaman’ kipiyle ‘yazılacak’ dedim; ama aslında tarih günü gününe yazılıyor; taze taze… Medya sayesinde işler kolaylaştı artık. Buna bir de ‘sosyal medya’yı ekleyin, tarihe geçmekten kurtuluş yok. Resmî tarih de tarih oldu hâliyle… Bu durumda, ağzından çıkanı kulağın duyacak. 

*

Vaziyet bu durumdayken bir ‘hadise’ vuku buldu: siyasetin muhalefet kanadından beklenmedik bir ses yükseldi. Bu, MHP Genel Başkanı’nın sesiydi, ve bunun üzerine kafamda, “Bahçeli neden öyle kükredi? Oysa, dikensiz gül bahçesinde gibiydiler; ‘al gülüm – ver gülüm’ gidiyorlardı” diye bir soru belirdi. Tarih, bu ayın 1’iydi. 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Improve the web with Nofollow Reciprocity.