Akıl Akıl, Gel Çengele Takıl!

Ya da Eleştirel Düşünmenin Kılavuzluğunda Yürümek

 

«İnsan, sahip olduğu en temel yeti olan düşünme yoluyla doğayı incelemekte, araştırmakta, kendisine ve doğaya ilişkin anlamlar yaratmaya çalışmaktadır. Temel işlevi insanın düşünme yetisini geliştirmek ve korumakla yükümlü olan kurum ise, kuşkusuz eğitim kurumudur. Bugün, gelişmekte olan ülkelerin eğitim sistemlerine yapılan en yaygın eleştiri, ders içeriklerinin düşünme gereksinimi yaratmaktan uzak olması ve eleştirel düşünme becerisinin işe koşulmasına olanak tanıyacak biçimde yapılandırılmamış olmasından kaynaklanmaktadır.

Bu durumun nedenlerinden birinin, eğitim tarihinde uzun yıllardır varlığını koruyan “pozitivist paradigma” olduğu düşünülebilir. Freire (1973), pozitivist paradigmanın bilgiyi statik, nesnel ve insan bilincinden bağımsız gördüğünü belirtmektedir. Dolayısıyla uzun yıllar, “insan bilincini (human conciousness)” geliştirmek ve bilinci eleştirel kılmak yerine (critical consciousness), zaten bilinçten bağımsız olan bilginin, aktarılması yeterli görülmüştür.»

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Yeni Bir Okul Yılının Başında

Atatürkçü Geleceklere!…

 

 

 

Ülkemizde, 12 Eylül 2010 günü bir halkoylaması yapılmıştı; bir yasa halkın oyuna sunulmuştu. O yasa, Millete, “12 Eylül’e karşı bir yasa” diye yutturulmaya çalışılan ve milletin çoğunluğunun, işi öyle bilip “12 Eylül’ü yok edecek yasaymış” diye sevindiği bir yasaydı. O yasa, bir ‘anayasada değişiklikler paketi’ olmasına karşın pek çok çevrece ısrarla ‘anayasa değişikliği paketi’ denen ve aslında Anayasamız’da birbirleriyle hiç ilgisi olmayan birtakım değişiklikler yapılması amacıyla hazırlanmış olan bir torba yasaydı. Tam adı, ‘Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’. Tarihi 7 Mayıs 2010, numarası 5982… Bu yasanın, evet, 12 Eylül karşıtlığı yadsınamazdı ama bu kılıfın içerisinde getirilen hükümler tam da ‘12 Eylül hukuku’na uygun pek çok şey barındırıyordu.

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

12 Eylüller’in Karanlığında

Eğitim-Öğretim İşportaya Düşer mi?

 

 

‘12 Eylül’ dendi mi, ben, ‘çok Atatürkçü’ görüntüsündeki bir silahlı gücün, Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilkelerini, Atatürk devrimlerini, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırma, tanıtma, yayma işlerini, ortaya koyduğu anayasa marifetiyle bir devlet dairesine havale etmiş olduğunu bilirim. Bu havale ediş köklü olmuştur; ve sıraladığım bu konular siyasetçilerin oyun alanına çevrilerek gittikçe sulandırılmıştır. Ortaya, ‘Cumhuriyet’in kazanımlarına karşı bir durum’ çıkarılmış ve bu durumun kök salıp derinleşerek kalıcı hâle gelmesine yol açılmıştır.

Pazartesi günü, bir 12 Eylül arifesinde, yeni bir ilköğretim yılı başladı. Bu münasebetle dillerden düşmeyen bir yakınma var: “60 aylık çocuklar ile 66’lıklardan 80’liklere vesaireye kadar olanlar bir arada nasıl olur?” Bu sorunun sahibi olan pek çok ana-baba ile çocuk eğitim-öğretimi üzerine ahkâm kesen nice zevat, çocukların büyüklerin arasında ‘ezileceğinden’ korkuyorlar. Haklı olabilirler. Bir de, sınıfların kalabalık olacağı düşüncesinden kaynaklanan endişeler var. Olabilir; her yerde 20-30 mevcutlu sınıfı nerden bulacaksın?

Benim öğretmenlik hayatım da var; ilk okuttuğum sınıf, bir Ege köyünde ikiler ve üçlerden oluşan 78 mevcutlu birleştirilmiş bir sınıftı. Eşim mesleğine tek öğretmenli bir okulda başlamış; onun birleştirilmiş sınıfında da doksan civarında çocuk varmış; Marmara Bölgemiz’in bir köyünde… Varın doğu bölgelerimizi falan düşünün…

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Improve the web with Nofollow Reciprocity.