Siyasetin Hâlleri

Ve Düşünceler ve Teoriler…

  

Kim ne kadar yakınırsa yakınsın ve hor bakarsa baksın, çoktandır hayatımızda ‘medya’ denen şey de var; basın-yayın… Eskiden bizde, olayları (hadiseleri, vakaları) kaydetmek için bir devlet görevlisi olarak vakanüvisler varmış, şimdi medya var; toplumun tarihi buraya bakılarak yazılacak.

‘Gelecek zaman’ kipiyle ‘yazılacak’ dedim; ama aslında tarih günü gününe yazılıyor; taze taze… Medya sayesinde işler kolaylaştı artık. Buna bir de ‘sosyal medya’yı ekleyin, tarihe geçmekten kurtuluş yok. Resmî tarih de tarih oldu hâliyle… Bu durumda, ağzından çıkanı kulağın duyacak. 

*

Vaziyet bu durumdayken bir ‘hadise’ vuku buldu: siyasetin muhalefet kanadından beklenmedik bir ses yükseldi. Bu, MHP Genel Başkanı’nın sesiydi, ve bunun üzerine kafamda, “Bahçeli neden öyle kükredi? Oysa, dikensiz gül bahçesinde gibiydiler; ‘al gülüm – ver gülüm’ gidiyorlardı” diye bir soru belirdi. Tarih, bu ayın 1’iydi. 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Çok Alındığımı Söyleyeyim

Üstelik Muhalefeti Savunur Hâle de Düştüm ya!

 

Ne zamandır, “İpin ucu kaçtı, tutana aşkolsun; sen artık bu işlere kafa yorma” diyordum kendi kendime. Ama olmadı. Duruma hepten sırtımı çevirmiş de olsam, kaderde, kulağıma gelenlere engel olamamanın nârına yanmak varmış…

Anlatayım: Dün balkonda oturmuş bulmaca çözüyordum. Bir yandan da içeride vızıldayan televizyonu dinliyorum… Böyle böyle vakit öldürürken, farkında değilim, haberlere geçmiş televizyon. Kendince bir şeyler anlatıyor… Hiçbirini umursamama kararındayım ya, aldırmıyorum. Ama olmuyor; haber, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dün partisinin genişletilmiş il başkanları toplantısında yaptığı konuşmaya ilişkin. Sayın Erdoğan yine esip esip gürlüyor… Olağan bir şey. Ama hayır, bu seferkiler öyle yenir yutulur gibi değil. Geliyor geliyor, dayanılmaz bir ağırlık olarak göğsüme çöküyor. O ağırlık, o gülle gibi şey, Sayın Başbakan’ın (‘Yeni’) Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanının bilgi düzeyi üzerine söylediği “Elifi görse mertek zanneder” sözü olabilir mi? Hayır, bu işin hafifi. Peki, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyaset üslubu için “Ak Parti ekolünden ziyade, çok çok affedersiniz Sayın Bahçeli’nin diline daha yakın” demiş olması olabilir mi? Iıh, o da değil… Sağı solu kendince küçük görme, küçük düşürme işinde yine olabildiğince başarı gösteren Sayın Başbakan, -o da ne?- bu kez memurları yine kendince bir yere oturtuyor, ama tahmin edilebilecek olan bir yere değil, ‘iyi’ bir yere: “Öyle memur kardeşlerimiz var ki” diyor, “iki değil üç olsun eyvallah, hanımının altında, kendi altında araba var.” Ben işte o anda kopuyorum ve bu yazıyı yazmaya oturuyorum.

Sayın Başbakan Erdoğan’ın muhalefet liderlerine yönelik değerlendirmelerinde siyaset üslubu da söz konusu olunca biraz gerilere gitmek şart oluyor. 2009 Şubatı’nda kavga-döğüş üzerine yazdığım bir yazıyı şu uzun satırlarla bitirmiştim:

«Kişinin kendisini bir kavganın içinde bulmasının basamakları neler? Karşısındakiyle önce küçük bir anlaşmazlık… Taraflar bunu çözerlerse sorun yok; çözemezlerse iş atışmaya varıyor… Atışma da bir yere kadardır; susmasını bilmezlerse, taraflar büyük bir anlaşmazlığa düşüyorlar. Artık dönüşü olmayan bir yola girilmiştir, durum kötüye gidiyordur: sürtüşme basamağı kısa sürede aşılır, iş kavgaya varır. Bundan sonrası da var: iletişim kopukluğu, uzun süren bir dargınlık… Ve son durak düşmanlık.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Improve the web with Nofollow Reciprocity.