Arınçsız Günler (mi?)…

‘Tek Başına Öncü Birliği’ Gibiydi

 

 

Bülent Arınç renkli bir kişilik… İlgimi çekmesi çok daha öncelere dayanır, ama kendisinden söz ettiğim ilk yazımı 2011 Mayısında yazmışım.[¹] Defterimde 81 Arınçlı yazım var. Bunların bir kısmını Genelağ’daki kendi alanımda (İlgilik’te) yayımlamışım, ‘sosyal medya’ denen alanlardakiler de 58’i bulmuş. Yani, pek önem verdiğim bir ad Arınç. Ama giriştiği ya da içinde yer aldığı tartışmalara ilişkin hiçbir yazı yazmadım. Niye? Sonu gelmez birer tefrika olurdu da o yüzden…

 

Defterimdeki yazıların çoğunun ortak yanı, çıkış noktalarının, Bülent Arınç’ın önemli bir özelliği olması. Evet, pek duygusal, pek halim selim, pek güler yüzlü oluşu ve tabii hukukçuluğu, hakkaniyete bağlılığı önde gelen, ve pek pek önemli bir özellik, vefa duygusu yüksek bir insan; ama benim onda gördüğüm –belki de benim ona yakıştırdığım– yazılarıma yön veren o önemli özelliği ise, partisinin ‘tek başına öncü birliği gibi’ oluşu(ydu). Evet, öyleydi. “Nasıl” diye sorulursa, açıklayayım, Arınç ne zaman bir konuya değinmiş olsa, ülkenin gündemi ‘az sonra’ değişirdi. Ya da gündemi değiştirme işlemleri, onun dedikleriyle başlamış olurdu… Ya da çok kısa süre sonra ne olup bittiğinden haberimiz olurdu… Arınç’ın dediklerinin gerçeğe dönüşmesi, ‘perşembenin gelişi çarşambadan bellidir’ sözünü hatırlatırdı daima bana.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Improve the web with Nofollow Reciprocity.