Sözde Kalan Bir Kavram Üzerine…

Herkes Rahat Olsun; “Vatan Hainliği” Diye Bir Şey Yok

 

O eskidendi, şimdi durumlar rahat; gerçek hayatta karşılığı olmayan soyut bir kavram ne kadar belirleyici olabilir… Sıfır.

Her ne kadar bir tarihte koca şair Nâzım’ın üzerine dizeler dizdiği* vatana ihanetle suçlanma, “vatan haini” demenin kısa yolu olarak bir “hain” sözü, türlü vesilelerle havalarda uçuşuyorsa da, bu laf artık kimseleri tedirgin etmesin, herkes rahat olsun. Bunu kafadan uydurmuyorum ben, mevzuat böyle: 26.9.2004 tarihli 5237 numaralı Türk Ceza Kanunu (TCK), ‘vatana ihanet’ diye bir suça yer vermiyor. Yasanın 302-308’inci maddelerinde ‘vatana ihanet’ kavramına ilişkin bazı izler var sadece, hepsi bu kadar…

Vatana ihanet (vatan hainliği), eski adlandırmayla “hıyanet-i vataniye” nedir?

Vatana ihanet suçu, meşru egemenlik organını devirmeye ya da otoritesini yıkmaya; bağlı olunan devlete karşı savaşmaya ya da düşmanla işbirliği etmeye yönelik eylemleri kapsar. Bu suç, tarih boyunca birçok hukuk sisteminde “suçların en büyüğü” sayılmış ve en şiddetli biçimlerde cezalandırılmıştır.[1]

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

“Bi Tık Daha”…

Son Zamanların Feylesoflara Yaraşır ‘En’i

 

TV’lerden birinde bir izlence var, Yemekteyiz… Kaçırmamaya çalışanlarının çok olduğunu tahmin ediyorum; ben, “ben belgeselleri izlerim”cilerden değilim; aksine,  ilgimi, dikkatimi tıklarca üst düzeyde tutarak izliyorum Yemekteyiz’i. Keyif veren, insanın bilgisini-görgüsünü arttıran, zaman zaman ağzını sulandıran, sevimli, eğlenceli bir yapım; hakkaniyetten de söz ediliyor sıkça; yani, sadece bir yemek daveti biçiminin kalıpları arasında sıkışıp kalmayıp insanları adalete de davet eden bir yapım. Daha ne istenir… 

Birkaç bakımdan dikkat kesiliyorum “Yemekteyiz olayı”na: eleştirilerin dayanaklarının sağlamlık derecesine, kullanılan dile, .., bir de, kaç katılımcı kaç kere “bi tık daha” dedi, onu saptamaya. Bu tık meselesi, bayağı bayağı dikkat istiyor –bu “bayağı” kelimesini, “çok, oldukça, epey” anlamlarında kullandığımı söylememe gerek yok–; tabiî, bu iş için kâğıt-kalem de gerekli. 

Her yeni bir Yemekteyiz’in ardından zihnimi bir tık daha meşgul eden bu sözün –yarışmacılar bi tık diyorlar, ama ben yine de yanlışlıkla öyle yazmış olayım– “günümüzün moda lafları” listesindeki tıkar tıkar yükselişinin hikmetini araştırmaya verdim kendimi. Ve bu arada, “olay”a tam da kafadan neşter atan bir yazıyla karşılaştım; hemen onu aktarayım, edindiğim öbür bilgileri ileride küçük küçük not ederim.

Evet, o yazı… “Bir tık daha” başlığıyla Hürriyet’ten Melike Karakartal yazmış.* Yayımı, 25 Nisan 2012 Ç: 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Anılar Ne Zaman Taze Kalır?

Bence, …

 

Ben 1935’liyim. Meraklı bir çocuktum; gözlemciydim. Bu özelliğime bakınca, hatırladığım pek çok şey olmalı, değil mi? Ama pek öyle değil. 

“İnsan yaşlandıkça yeni olayları pek hatırlamaz, akşam yediğini sabahına unutur; ama eskileri hatırlar” derler. Bu tespit doğru görünse de bence bu da pek öyle değil. 

Ya nasıl?

Bana göre, sağlıklı bir kişi, zihninde derin izler bırakan şeyleri unutmuyor; daha doğrusu, unutamıyor: Kiraz ağacından ilk düşüşünüzü unutabilir misiniz? Gördüğünüz ilk filmi? 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Yıkmak ve Yeniden Yapmak Üzerine…

Yıkarak Yok Etme Eylemi Neye İşaret Eder?

 

İki akademisyenin, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Mimarî Restorasyon Programı Bölüm Başkanı Doç. Dr. Esma İgüs ile Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Güzel Sanatlar Meslek Yüksekokulu Mimarî Restorasyon Bölümü uzmanlarından Hayriye İsmailoğlu’nun birlikte kaleme aldıkları bir çalışma var; “Osmanlı Kenti İstanbul’u Yıkmak ve Yeniden Yapmak Paradoksu: Menderes Yıkımları”(*) başlıklı çalışmanın giriş bölümünde yer alan “yıkım olgusu”nun yol açtığı duruma ilişkin şu ifade pek can alıcı: 

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Aslında Ecdadımız Laikmiş

Yılbaşı Yaklaşırken…

 

Cumhuriyet’ten Tayfun Atay sormuş: Hayrola, ‘Yılbaşı haram’ fetvası yok mu?!”.

Görüldüğü gibi yazar, soru cümlesi kalıbındaki –ve aslında tam teşekküllü bir soru olan– cümlesinin sonuna koyduğu soru imiyle (işaret) yetinmemiş, bir de ünlem imi (nida işareti) eklemiş. Bu ‘kombin’ (?!), bir şaşırmışlığı anlatıyor. Emojiler yokken yazıları renklendirmenin bir yolu da noktalama imleriydi. Atay’a “çağı yakalayamamış” mı demeli yoksa ‘gelenekçi’ mi? Bırakalım, buna okurları karar versin… 

Bu küçük notumu şişirmemek için yazısının bağlantısını vereyim Tayfun Atay’ın: http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/892724/Hayrola___Yilbasi_haram__fetvasi_yok_mu__.html . Merak eden okur… Hem, vermesem de bulur okur ya, benimki, iş olsun işte…

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bir Doğum Günü Dolayısıyla

Âkif, Üngör, İstiklal Marşı…

  

Dün, millî şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un doğum günüydü. 20 Aralık 1873’te doğan Âkif, yine bir kış başlangıcında 27 Aralık 1936 tarihinde verimli bir çağındayken 63 yaşında aramızdan ayrılan bir büyüğümüz… Mehmet Âkif Ersoy’un Cumhuriyet tarihimizde değerli bir yeri var; o, İstiklal Marşımız’ın şairi.

*   *   *

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Önceki Sayfa« Previous entries « Önceki Sayfa · Sonraki Sayfa » Next entries »Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.