Anılar Ne Zaman Taze Kalır?

Bence, …

 

Ben 1935’liyim. Meraklı bir çocuktum; gözlemciydim. Bu özelliğime bakınca, hatırladığım pek çok şey olmalı, değil mi? Ama pek öyle değil. 

“İnsan yaşlandıkça yeni olayları pek hatırlamaz, akşam yediğini sabahına unutur; ama eskileri hatırlar” derler. Bu tespit doğru görünse de bence bu da pek öyle değil. 

Ya nasıl?

Bana göre, sağlıklı bir kişi, zihninde derin izler bırakan şeyleri unutmuyor; daha doğrusu, unutamıyor: Kiraz ağacından ilk düşüşünüzü unutabilir misiniz? İlk gördüğünüz filmi? 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Yıkmak ve Yeniden Yapmak Üzerine…

Yıkarak Yok Etme Eylemi Neye İşaret Eder?

 

İki akademisyenin, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Mimarî Restorasyon Programı Bölüm Başkanı Doç. Dr. Esma İgüs ile Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Güzel Sanatlar Meslek Yüksekokulu Mimarî Restorasyon Bölümü uzmanlarından Hayriye İsmailoğlu’nun birlikte kaleme aldıkları bir çalışma var; “Osmanlı Kenti İstanbul’u Yıkmak ve Yeniden Yapmak Paradoksu: Menderes Yıkımları”(*) başlıklı çalışmanın giriş bölümünde yer alan “yıkım olgusu”nun yol açtığı duruma ilişkin şu ifade pek can alıcı: 

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Aslında Ecdadımız Laikmiş

Yılbaşı Yaklaşırken…

 

Cumhuriyet’ten Tayfun Atay sormuş: Hayrola, ‘Yılbaşı haram’ fetvası yok mu?!”.

Görüldüğü gibi yazar, soru cümlesi kalıbındaki –ve aslında tam teşekküllü bir soru olan– cümlesinin sonuna koyduğu soru imiyle (işaret) yetinmemiş, bir de ünlem imi (nida işareti) eklemiş. Bu ‘kombin’ (?!), bir şaşırmışlığı anlatıyor. Emojiler yokken yazıları renklendirmenin bir yolu da noktalama imleriydi. Atay’a “çağı yakalayamamış” mı demeli yoksa ‘gelenekçi’ mi? Bırakalım, buna okurları karar versin… 

Bu küçük notumu şişirmemek için yazısının bağlantısını vereyim Tayfun Atay’ın: http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/892724/Hayrola___Yilbasi_haram__fetvasi_yok_mu__.html . Merak eden okur… Hem, vermesem de bulur okur ya, benimki, iş olsun işte…

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bir Doğum Günü Dolayısıyla

Âkif, Üngör, İstiklal Marşı…

  

Dün, millî şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un doğum günüydü. 20 Aralık 1873’te doğan Âkif, yine bir kış başlangıcında 27 Aralık 1936 tarihinde verimli bir çağındayken 63 yaşında aramızdan ayrılan bir büyüğümüz… Mehmet Âkif Ersoy’un Cumhuriyet tarihimizde değerli bir yeri var; o, İstiklal Marşımız’ın şairi.

*   *   *

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Gitmek mi Zor Kalmak mı? (*)

Kelimeler Kifayetsiz 

 

Emre Kongar, bugün (14 Aralık 2017 Perşembe), bir olgunun anahatlarını çizmiş köşesinde. Bir utanç tablosu… 

Kongar’ın Korku imparatorluğu: Ahtapotlaşan sarayını okuyunca ( http://www.cumhuriyet.com.tr/koseya… ), kendi hesabıma da utandım. Bende bu utanma duygusuna yol açan şey, kaç gündür kafamın bir köşesinde hapsedilmiş bir hâlde duran, durdukça da beni içten içe sıkan ve fakat bir türlü ona ilişkin birkaç satır bile yazamadığım, dolayısıyla da salıveremediğim kıyıda köşede kalmış küçük bir haber.

Evet, ‘küçük’ bir haber, ama bence taşıdığı anlam ‘pek büyük’ bir haber: 

Kocaeli’de –Bizim İzmit’te– yerel bir yayın organı var, Kocaeli Koz. Birbirinin üzerine yığılmış olumsuzlukları getirir sayfalarına. Yazarlarıyla, habercileriyle, haberleriyle dikkat çekici bir yayın… Yazarlarından özellikle birisi, Yeliz Koray, yazılarıyla manşet bile olmuştu; şimdi yok! 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Ne O, Ağlıyor musun?

İstanbul’a Bakınca…

 

İlgi çekici, ilgi çekiciliği kadar da zengin bir yer (hesap, alan) var Facebook’ta (FB): Eski İstanbullular İstanbul’un Nostaljik Güzel Fotoğrafları.(1) Bir de, bu hesaba benzeyen –belki de iç içedirler– “Eski Zamanlarda İstanbul’un En Güzel Fotoğrafları ve Resimleri” adlı bir alan da yer alıyor FB’de.(2) Buralarda insanlar, –tabii, çoğu İstanbullu olmalı, –gerçi, saf, yani, katışıksız, halis, has, atadan gelme, doğup büyüme İstanbullu pek var mıdır, bilemem, sözün gelişi işte… Hoş, herkes İstanbullu ya bu devirde– yeni yeni görseller koyarak, var olanlar dolayısıyla da anılarından söz ederek, düşüncelerini dile getirerek katkılarda bulunuyorlar… İkisi de gezilmeye değer yerler; tavsiye ederim. 

Bu vesileyle, günden güne elden kayıp giden tek şehrimizin İstanbul olmadığı gerçeği bir kere daha içimizi yakıyordur. Şiddetle… Gerçi, araştırsak yukarıda sözünü ettiğim alanlara benzeyen daha niceleri vardır; olmalı da… Ama ya yaygın değiller ya da pek o gözle bakmıyoruz, o yüzden de görmüyoruz, bilmiyoruz; kendi hesabıma bu böyle… Evet, Genelağ’da (Internet), şehirler için açılmış olsun, kasabalar ya da küçük yerler için, birçok tanıtım alanı var. Ancak bunlar, kamusal yönetim birimlerinin (valilikler, kaymakamlıklar, belediyeler vb.) eliyle kurulan ve işletilmekte olan alanlar. Hemen hepsi de o kuruluşça verilen hizmete, turizme yönelik şeyler. Hiçbirinde de insanların, en azından o yer hemşerilerinin etkileşimli katılımları sağlanmış değil. 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Önceki Sayfa« Previous entries « Önceki Sayfa · Sonraki Sayfa » Next entries »Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.