Derdimiz Hep Yazım Kuralları mı Olmalı?

Ya Noktalama!…

 

“Artık doğduğu iklime dönemeyecek olsa da insan, ona eskileri hatırlatacak olan dağları / ovaları / kümbetleri / nehirleri / çayları / dereleri / köprüleri / hanları / hamamları bulabileceği, hiç değilse onların izlerini keşfedebileceği yolculuklara çıkmalı. Eskinin, o gerilerde kalmış tarihin / coğrafyanın / insanın / toplum hayatının / çevrenin hayaline dalmak az şey mi; bunları sağlamaya bile değmez mi çıkılacak yolculuklar?” 

Yukarıda iki cümlelik bir yazı parçası var. Orada dile getirenlere benzer duygu ve düşünceler ileten ya da kelimesi kelimesine aynı ya da benzer sözler içeren bir cümleyle, bir metinle karşılaşmışınızdır. Burada dikkatleri çekmek istediğim şey, kelimeler arasındaki sağa yatık eğik çizgiler (/). Bu metin şöyle de yazılmış olabilirdi: “Artık doğduğu iklime dönemeyecek olsa da insan, ona eskileri hatırlatacak olan dağları/ovaları/kümbetleri/(…) kalmış tarihin/coğrafyanın/insanın (…) bile değmez mi çıkılacak yolculuklar?” Bunun ilkinden farkı, eğik çizgiler ile aralarına geldikleri kelimeler arasında birer vuruşluk boşluk bulunmaması. Oysa, ilk metinde var.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Güzel Tablo: Beş-Altı Tomurcuk, Ön Planda da Açmış Koca Bir Sarı Gül…

Sarı Gülüm Var Benim…

 

Geçen gün Facebook'ta dolaşırken bir kullanıcının sayfasındaki güller çekti dikkatimi: beş-altı tomurcuk, ön planda da açmış koca bir sarı gül…

Renkler arasında sarının yeri başkaymış benim için; bunun pek farkında değildim. Bunu geç anladım; on yıl kadar oluyor… Sarı renkli giysiler…

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Doğrusu Ne?

Bir Fotoğrafın Ardından…

 

Gözde yazışmalıklardan Facebook’ta bir kullanıcı, Mehmet Emin Atik, Eski İstanbullular İstanbul’un Nostaljik Güzel Fotoğrafları sayfasında 23 Kasım günü bir fotoğraf paylaştı: İkbal Kütüpanesi’nin fotoğrafı. Dışardan çekilmiş… Zamanı için Mehmet Emin Bey, “1940’lı yıllar” demiş. Mesele şu: “‘İkbal Kütüpanesi.’ O zamanlar kütüphane böyle mi yazılıyordu?” 

Tabelasında öyle yazdığına göre, öyledir zahir. Benim düşüncem bu oldu. Hem, ‘İkbal Kütüpanesi’nin kurucusu ve o yıllardaki sahibi olan Hüseyin Bey’in (Kitapçı) cahil bir kimse olmadığı biliniyor, tabelasında yanlışlık olabilir mi hiç? Demek, o zamanlar böyleymiş… 

İkbal, bir adı da Babıâli Caddesi olan (eski yazılışıyla Bâb-ı Âli Cad.) Ankara Caddesi’ndedir; Vilayet’e çıkarken sağda, 157 numara… Gençliğimde gitmişliğim çok olmuştur; en son, kızım grafikerlik okumaya başladığında, ona, çizimlerini taşıması için bu işe mahsus plastik dar çantalardan almak için 1986'da olmuştu; sanıyorum, birkaç çeşit resim kâğıdı ile özel boya, fırça, kalem gibi şeyler de almıştım. O tarihte, artık kitapçılık işlerini bırakmış, kırtasiyeye dönmüştü dükkân.

Bu girişten sonra hemen asıl konuya geleyim. Benim bu kütüpane – kütüphane sorus(n)undaki görüşüm (düşüncem) şöyle:

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

‘Korporatizm’: İşi Yıkmak Olan Büyük Bir Tarikat!…

‘Biz’ Onu Çok Sevdik

 

Önceki yazımda (Ahbap Çavuş Kapitalizmi: Bir Kapitalizm Yöntemi… ‒ Size de Tanıdık Geliyor mu?, 10 Eyl. 2017 [Yayımlanışı 17 Eki. 2017 S]) ekonomi uzmanı Mahfi Eğilmez’in Ahbap Çavuş Kapitalizmi yazısını sunmuştum; yazarın dedikleri, bir süredir aklımı kurcalayan bir soruya dolaylı olarak ışık tutuyordu; ama tam aydınlanamamıştım. 

Soru şu: Nasıl oluyor da yaygın türlü yakınmalara, onca memnuniyetsizliklere rağmen Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarını sürdürebiliyor? Öyle ya, hem beğenmeyeceksin, iş sandığa gelince de oraya gömmek varken, hayır, birincilikle çıkaracaksın… 

Soru olabildiğince ağır. Yanıtını almak için adım adım, sindire sindire gitmek gerek. Ben de öyle yapıyorum:

Sandığın anahtarı, ahbap çavuş kapitalizminde yatıyor

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Ahbap Çavuş Kapitalizmi”: Bir Kapitalizm Yöntemi…

Size de Tanıdık Geliyor mu? 

 

Son zamanlarda kafayı iyiden iyiye taktığım bir konu var, daha doğrusu bir olgu: korporatizm…

Korporatizm, edindiğim bilgiye göre, Fransız Devrimi’nden sonra Orta Avrupa’da düşünce olarak ortaya çıkmış, daha sonra yeni korporatizm adını alarak ilk kez Mussolini’nin iktidarı döneminde İtalya’da uygulanmış ve bunun ardından da Almanya ve İspanya’daki diktatörlük rejimlerince benimsenmiş. Korporatizm, hepsi de tüketici olan üreticiler tarafından tüketiciler için ortaya konan düzenli bir üretim biçimi… Bu üretim biçimi, bir yandan işleticiler ile işletilenler, öbür yandan da üretim ile tüketim arasındaki ilişkileri değiştirip o doğrultuda geliştirmeye yönelik bir ekonomik ve politik sistem.

Bir rastlantıyla karşılaştığım bir yazı, işte bu korporatizm meselesindeki düşüncelerimi toparlayıp açıklamamı sağlayan görüşler içeriyordu: Ahbap Çavuş Kapitalizmi. Ekonomi uzmanı yazar Mahfi Eğilmez’in (1950) bir yazısı; sanıyorum, yazarın Kendime Yazılar kitabında yer alıyor; ben, yazarın http://www.mahfiegilmez.com/ adresli blogundan okudum. 19 Mayıs 2014 tarihinde eklenmiş.

Bu yazısında neler diyor Eğilmez?

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Improve the web with Nofollow Reciprocity.