Dinlemeler

İç Siyasetin Dışında Gezinirken…

 

Önnot:

Yazıyı okumaya başlamazdan önce tıklayınız » https://www.youtube.com/watch?v=_eLU5W1vc8Y [*] 

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Özgür Sanat, Özgür Eleştiri

1920’lerden Gelen O Hoş Seda Dolayısıyla

 

İnsanoğlu şaşılası varlık: hem haklarından, özgürlüklerinden olmak istemez hem de başkalarının bu değerlerini onların ellerinden almaktan geri durmaz. Örneğin, hakları, özgürlükleri kısıtlayan türlü türlü yönetim biçimini düşünüp ortaya koyan, bunları uygulayan da hep insanoğlu. Tek elden yönetimden bütüncülüne dek… İnsanlığın bugün ulaşmış olduğu ‘elerki’ (demokrasi) dediğimiz ‘halkın egemenliği temeline dayanan’ yönetimlerde bile nice dayatmalar, baskılar yaşanıyor. Tepemizdeki bir olumsuz etmen ise, bugün geldiği aşamada demokrasileri de yönlendiren anamalcı düzen.

Baskılardan, dayatmalardan, önce sanat, dolayısıyla sanatçı etkileniyor. Oysa, Prof. Dr. Afşar Timuçin’in dediği gibi, “Yaratı, gerçekleştirilmiş fikirdir ve ne kadar aydınlıksa nesnesine o kadar uyarlıdır.” Yaratı, sanatçının ortaya koyduğu şeyleri de kapsadığına göre, dayatma, baskı –ölçüsü ne olursa olsun, düşünceyi (fikri) karartacak, kısıtlayacak, olumsuz yönde etkileyecektir. Bu durumda, sanat ürününün (yapıtın), nesnesine uyarlığından (uygunluğundan) söz edilebilir mi? 

Öte yandan, sanatçı baskıdan, dayatmadan nasıl etkileniyorsa, eleştirmen de öyle etkilenecektir böyle ortamlarda. Ve ben, örneğin, ülkemizde sanat eleştirmenlerinin pek az oluşunu buna bağlıyorum.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Kuşlu Fotoğrafları Anlamaya Çalışırken Geçmişten Gelen Bir Ses

Martılar…

 

Dikkatleri çekmiş olmalı, toplumsal iletişim alanlarında (sosyal medyada) yer verilen fotoğraflar içerisinde kuşlu görseller çoğunlukta. Kuşlar arasında da martılar ön sırada. Kuşlara, görece de olsa onların özgürlüğüne özeniyoruz… Bir süredir böyle. 

Bu durumun nedeni, memleketteki siyasal hava mıdır, doğaya yöneliş mi, yoksa başka bir şey mi, uzmanlar ne der, nasıl açıklar, pek merak ediyorum. 

Martılar ön sırada, dedim; İstanbul’da az biraz da olsa zaman geçirmiş olmak, hiç değilse, memleketin aynası olan bu şehre ilişkin bir şeyler izlemiş, dinlemiş olmak, martıları tanımak için pek çok ipucu verir. Hele de bir ‘Haydarpaşa ‒ Köprü’ yolculuğu martıları sevmeye yetmez mi? Vapura (yoksa, yolculara mı) eşlik eden martılar hiç iz bırakmaz olur mu bizde?… Bizler de, simitti, açmaydı, ekmekti atmamış olur muyuz hiç onlara?… 

Martı, bunların ötesinde, evet, her şeylerden önce, ‘şehir gibi şehir’ olmaktan çok büyükçe bir kasaba görünümündeki bir Anadolu vilayetinde, daha kısa pantollu bir çocukken ağız mızıkasıyla çalmaya çalıştığım bir ezgiyi hatırlamaya çalışmaktır benim için. Bir tangoydu o; evet, bir tango… Nağmeleri, aklımda kalandan çoktu mutlaka; peki, sözleri nasıldı? O da yalan yanlış tek bir dizeden öteye gitmiyor: “Martılar etrafımda dönüyor…” Yoksa, “uçuyor” mu idi?

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bu Bir Sanrı mı?

30 Ağustos’un Arifesinde Düşünceler…

 

İnsanın beyninde beş ana lop bulunuyormuş. Lop, bir gövdebilim (anatomi) terimi. Bazı organımızın birbirinden ayrılmış olarak oluşmuş olan yuvarlak parçalarından her birine ‘lop’ deniyor; mesela, sağ akciğerimiz üç loptan oluşuyor, soldaki de iki loptan. Niye iki, dersek, yaradan o tarafımıza kalbimizi yerleştirmiş de ondan. 

Beynimizin her bir lobunun işlevleri (yaptıkları işler, görevleri) ayrı ayrı: ön lop (frontal lop), bilinçli düşünmemizi sağlıyor; yan lop (parietal lop), duygularımızla ilgileniyor; arka baş lop (oksipital lop), görme duyusuna bakıyor; şakak lobu (temporal lop), işitme, koku alma işleriyle görevlendirilmiş; ‘beyincik’ de denen serebellum lobu da duyular ile hareketlerin ilişkilendirilmesini sağlıyor, yani, duyu organlarından gelen bilgiler ile hareketlerimizi ilişkilendiriyor. “Bu lobu bozuk olanlar dengelerini sağlayamazlarmış” dersem, beyinciğin ne kadar da önemli bir organımız olduğu çok çok iyi anlaşılır. 

Bu özet bilgilere bakınca, bu bilgilerin ışığında yani, benim beynimde çok zamandır bir şimşek çakıyor: gerçekte ‘var olmadığını’ bildiğim, ama bana ‘varmış gibi’ gelen bir beyin lobu canlanıyor kafamda…

O da nedir?

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Abicim, Kafa mı Buluyorsun?

Yapma, Biz Garibanız…

 

Son zamanların ortaya çıkardığı bir laf var: “aklıyla alay etmek”. Ne demek oluyor bu? Benim anladığım, “birilerini aptal yerine koymak”… Hemen moda oldu. Yazarından çizerine, sade vatandaştan akademisyenine pek çoğumuz bol bol kullanıyoruz. Niye? 1. Birilerini aptal yerine koyanlara “yemedim” demek için; 2. Birilerini aptal yerine koyanları kınamak için… 

Moda sözleri kullanmaktan sakınan bir ruh hâlim var, bu yüzden, tepede “kafa bulmak” fiilini kullandım. Argo bir söz; oturaklı da…

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bir Tüketim Çağı Sorunu

Küreselleşen Toplum, Yalnızlaşan Bireyler… 

-Bildiri-

 

Emrah Akçay*

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.