PISA Sonuçlarının Öğrettikleri

Neden Öğretemiyoruz? Neden Öğrenemiyoruz?

 

Geçenlerde açıklanan PISA sonuçları, eğitim-öğretim çevrelerimizde hayal kırıklıklarına yol açtı. PISA (The Programme for International Student Assessment / Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı), 15 yaş grubundaki öğrencilerin okullarında kazanmış oldukları bilgi ve becerilerin ölçülüp değerlendirilmesini sağlayan bir etkinlik. Bütün ülkelerden öğrencilerin katıldığı bir sınav niteliğindeki PISA, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD –Organisation for Economic Co-operation and Development) tarafından üç yılda bir düzenleniyor. 

PISA’nın amacı, “zorunlu eğitime dayalı örgün öğrenim görmekte olan bu çocukların daha iyi tanınmasını, onların öğrenme isteklerini, derslerde gösterdikleri başarı düzeylerini ölçmek ve öğrenme ortamlarına ilişkin görüşlerini açık biçimde ortaya koymak” diye belirtiliyor. Ve PISA’yla, öğrencilerin okuma becerileri, matematik ve fen bilimleri okuryazarlıkları ölçülüyor; bunun yanı sıra, onların öğrenme istemleri, öğrenme biçimleri, okul ortamları, kendilerine ilişkin görüşleri öğreniliyor, ailelerine ilişkin veriler elde ediliyor. 

*

Çukurova Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. İbrahim Ortaş*, Aralık’ın ilk haftasında açıklanan PISA sonuçları dolayısıyla bir yazı yazdı. Ortaş’ın, çocuklarımızın PISA’daki başarı düzeyi bağlamında eğitim-öğretim sistemimizi irdeleyen PISA Sonuçlarının Öğrettikleri: – Neden Öğretemiyoruz? Neden Öğrenemiyoruz? başlıklı yazısını sayfama aktarmak istiyorum:

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Kamu Görevlisiydi, Değildi Derken…

Olan Kırklarelili İki Kafadara Oldu

 

 

10 Ağustos günü Cumhurbaşkanı seçimi yapılacak. Her ne kadar “halk, yani cumhur, kendi başkanını kendisi seçecek” dense de, seçmenin önüne konan Cumhurbaşkanı adaylarını işin özünde tek seçiciler belirledi. Buna, “yanılıyorsun, hayır, öyle değil” diyecek bir tek kişi çıkamaz. Asıl konum bu değil, geçiyorum:

 

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin bir de yasamız var; TBMM’nin 18 Ocak 2012 tarihinde çıkardığı ve 26 Ocak 2012 günü 28185 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu adlı yasa…

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Kuşaktan Kuşağa Aktarılan Bir Kültür…

Ezanda Makam ve Ezan Makamları

 

 

Sayın Okurlarım,

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Ayın Yazısı –Ağu. ’13, Dil Derneği

Türk Dil Kurumu’nun Sözlüğünden Önce Varlığı Yanlış

 

Sevgi Özel

 

 

Resmi TDK, Atatürk’ün kalıtını çiğneyen hukuk ayıbının resmidir. 12 Eylül hukuksuzluğundan hiç rahatsız olmayan akademisyenlerden kim ne bekliyor? Kurum sözlüğünde argo, sövgü sözcüklerinin bulunması doğal; doğal olmayan kurumun ta kendisi…

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

35’inci Maddeler Havagazı

Belirleyici Olan Sivil İrade…

 

 

Milli Savunma Bakanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesinde değişiklik yapılmasını da düzenleyen bir yasa tasarısı taslağı hazırlamış, bu çalışma geçen ayın son günlerinde Bakanlar Kurulu’nda görüşülerek kabul edilmişti. ‘Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’ adıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan tasarı, geçen gün de TBMM Milli Savunma Komisyonu’nda görüşülerek kabul edilmiş.

 

Malum, TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesi çok meşhurdur; askeri darbelerin işte bu maddeye dayanılarak yapıldığı görüşü pek yaygındır kamuoyunda. Ve pek tabii, askeri darbeler hangi ülkede yapılırsa yapılsın ve bu darbelere dayanak olarak kim neyi gösterirse göstersin, askeri darbeler demokrasiyle bağdaşmayan, ülkelerin her şeyinin canına okuyan, kabul edilemez hareketlerdir. Demokrasilerde, iktidarların geldikleri yoldan gitmeleri esastır.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Ayın Yazısı –Dil Derneği

Şu “Ulusalcılık”ı Kim Sardı Başımıza?

 

Sevgi Özel

 

Ulus, ulusal ve ulusallık, “millet, milli, milliyet” karşılığı olarak Türkçeleştirildi; Osmanlıcadan Türkçeye ve Türkçeden Osmanlıcaya başlıklı Cep Kılavuzlarında yer aldı (1935). Bu sözcükler ve başkaları, özellikle 1950’den bu yana Dil Devrimine duyulan öfkeyle “solcu, komünist” uydurması olarak karalandı; yasaklandı. Bugün ulusalcılık üstünden koparılar fırtınanın amacı, sözcük yasaklamak gibi gülünç bir eylem değildir. Sözcüklerin anlam ve kavram alanlarına bakmadan tartışanlar da dili, inancı, köken farkını siyasaya araç yapan politikacılar, gazeteciler ve toplumun tanıdığı kişilerdir. Türkçenin tarihsel akışını, özelliklerini ve niçin Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dili olduğunu bilmeden (ya da bilmezden gelerek) tartışanlar, mangalda kül bırakmıyorlar.

Laik cumhuriyetimizin adı, Türkçe konuşanlar çoğunlukta olduğu için Türkiye’dir. Anadolu Selçukluları ve Osmanlı kendine Türk demezken Avrupalı, Anadolu’ya yeni gelenlerin Türkçe konuştuğunu görüp burayı Türklerin ülkesi anlamında Turcomania ya da doğrudan Turchia diye adlandırmıştır. Osmanlı, yönetimindeki her inanç ve kökenden insanlar, bu coğrafyada her türlü iletişim ve alışverişinde Türkçeyi kullanmıştır. Kaynaklara göre Türkler arasında Kürtçe, Rumca, Ermenice, Arapça, Süryanice ve başka dilleri bilenler azdır; ama bu coğrafyada yaşayanlar, çoğunluğun dili Türkçeyi öğrenmiş; Türkçeyle ürün vermiştir.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.