Vatanım (Ülkem)

Bir Senfonik Şiir; Şiirden de Öte…

 

Çek besteci Bedřich Smetana’nın (1824 – 1884) senfonik şiiri.[*] Besteci, ülkesinden, Prag’dan doğup Elbe’ye bağlanan Vltava Irmağı’nı (Vistül) betimlemiş eserinde. Bestenin Çekçedeki özgün adı Má Vlast (Vatanım, Ülkem). 

Daha çok Almancadaki “Moldau” adıyla bilinen –biz Vistül diye adlandırıyoruz– Vltava’nın suları, karıştığı ana ırmak Elbe’yle uzun bir yolculuğun sonunda Kuzey Denizi’ne ulaşıyor. 

Má Vlast’ın bu yol macerasından bir bölümü Smetana’dan dinleyelim: »»» https://www.youtube.com/watch?v=uI8iTETiSqU

*

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

“Bile İsteye” Yokken

Meğerse Ne Anlatım Fakiriymişiz de Haberimiz Yokmuş…

 

Bizim damat, benim dildeki şaklabanlıklara, bozuk düzene, hor kullanışlara ve daha bunlara benzer benzemez kötü gidişata karşı olduğumu bildiğinden, iki hafta kadar önce, “bile isteye” lafı için ne dediğimi sordu. 

“Valla farkında değilim; o da ne” dedim. Birkaç örnek verdi; ben de anlamış göründüm. Telefonun ardından TV’lere kulak kesildim; öyle ki, “65 +”lara yönelik yeni önlemler ya da koyvermeler kulağımın birinden girip ötekinden çıkmasıyla bir oluyor; ben, “bile isteye” avındayım. 

Bu acıklı durumum pek uzun sürmedi; birer ikişer yakalamıştım yeni zıpçıktılığı ve damada geri dönüşlerim başladı. Gerçi o da beni malumattar kıldığına bin pişman olmuştu, ama yapçak da bi şiiiy yoktu; sanırım, bir daha böyle işlere bulaşmaya tövbe etmiştir. Olsun; hele bu yazı bir bitsin, bakalım, ilk iş ona postalamıyor muyum!… Arı kovanına çöp sokmak neymiş, görsün de hele bir aklı başına gelsin!… 

*

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

“Bi Tık Daha”…

Son Zamanların Feylesoflara Yaraşır ‘En’i

 

TV’lerden birinde bir izlence var, Yemekteyiz… Kaçırmamaya çalışanlarının çok olduğunu tahmin ediyorum; ben, “ben belgeselleri izlerim”cilerden değilim; aksine,  ilgimi, dikkatimi tıklarca üst düzeyde tutarak izliyorum Yemekteyiz’i. Keyif veren, insanın bilgisini-görgüsünü arttıran, zaman zaman ağzını sulandıran, sevimli, eğlenceli bir yapım; hakkaniyetten de söz ediliyor sıkça; yani, sadece bir yemek daveti biçiminin kalıpları arasında sıkışıp kalmayıp insanları adalete de davet eden bir yapım. Daha ne istenir… 

Birkaç bakımdan dikkat kesiliyorum “Yemekteyiz olayı”na: eleştirilerin dayanaklarının sağlamlık derecesine, kullanılan dile, .., bir de, kaç katılımcı kaç kere “bi tık daha” dedi, onu saptamaya. Bu tık meselesi, bayağı bayağı dikkat istiyor –bu “bayağı” kelimesini, “çok, oldukça, epey” anlamlarında kullandığımı söylememe gerek yok–; tabiî, bu iş için kâğıt-kalem de gerekli. 

Her yeni bir Yemekteyiz’in ardından zihnimi bir tık daha meşgul eden bu sözün –yarışmacılar bi tık diyorlar, ama ben yine de yanlışlıkla öyle yazmış olayım– “günümüzün moda lafları” listesindeki tıkar tıkar yükselişinin hikmetini araştırmaya verdim kendimi. Ve bu arada, “olay”a tam da kafadan neşter atan bir yazıyla karşılaştım; hemen onu aktarayım, edindiğim öbür bilgileri ileride küçük küçük not ederim.

Evet, o yazı… “Bir tık daha” başlığıyla Hürriyet’ten Melike Karakartal yazmış.* Yayımı, 25 Nisan 2012 Ç: 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

PISA Sonuçlarının Öğrettikleri

Neden Öğretemiyoruz? Neden Öğrenemiyoruz?

 

Geçenlerde açıklanan PISA sonuçları, eğitim-öğretim çevrelerimizde hayal kırıklıklarına yol açtı. PISA (The Programme for International Student Assessment / Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı), 15 yaş grubundaki öğrencilerin okullarında kazanmış oldukları bilgi ve becerilerin ölçülüp değerlendirilmesini sağlayan bir etkinlik. Bütün ülkelerden öğrencilerin katıldığı bir sınav niteliğindeki PISA, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD –Organisation for Economic Co-operation and Development) tarafından üç yılda bir düzenleniyor. 

PISA’nın amacı, “zorunlu eğitime dayalı örgün öğrenim görmekte olan bu çocukların daha iyi tanınmasını, onların öğrenme isteklerini, derslerde gösterdikleri başarı düzeylerini ölçmek ve öğrenme ortamlarına ilişkin görüşlerini açık biçimde ortaya koymak” diye belirtiliyor. Ve PISA’yla, öğrencilerin okuma becerileri, matematik ve fen bilimleri okuryazarlıkları ölçülüyor; bunun yanı sıra, onların öğrenme istemleri, öğrenme biçimleri, okul ortamları, kendilerine ilişkin görüşleri öğreniliyor, ailelerine ilişkin veriler elde ediliyor. 

*

Çukurova Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. İbrahim Ortaş*, Aralık’ın ilk haftasında açıklanan PISA sonuçları dolayısıyla bir yazı yazdı. Ortaş’ın, çocuklarımızın PISA’daki başarı düzeyi bağlamında eğitim-öğretim sistemimizi irdeleyen PISA Sonuçlarının Öğrettikleri: – Neden Öğretemiyoruz? Neden Öğrenemiyoruz? başlıklı yazısını sayfama aktarmak istiyorum:

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Zıpçıktı Laflar Arasında

Ağır Abilik 

 

 

Biletini kesmek, silmek, … Bunlar yeni tabirler. Arkasından ipini çekmek, fişini çekmek, … geliyor. Birisi hakkında imzalanan ‘ölüm fermanı’ ile bu fermanın yerine getirilmesi günümüzde böyle laflarla söyleniyor. Bu eylemlerin gösterdiği iş, sonuç olarak birisinin şöyle ya da böyle ‘öldürülmesi’; hoş, buna da ‘infaz etmek’ diyorlar ya, neyse…

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Pek mi Önemsizdi?

‘Strasbourg Vakası’nda Atlanan Nokta

 

 

Neden böyle oluyor? Olayları efsaneneleştirmekte üzerimize yok: Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın birkaç gün önce (tam tarihiyle 13 Nisan 2011 günü) Strasbourg’da Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin Nisan 2011 ayı toplantısında yaptığı konuşma, hele de bu konuşmanın ardından kendisine yöneltilen sorulara verdiği yanıtlar şimdiden efsane oldu. En azından bir dahaki seçime kadar konuşulup duracak… Her ne kadar Sayın Erdoğan Strasbourg’daki dik duruşun burada kimilerince algılanmamış olmasından yakınsa da bu böyle. Sayın Başbakanımız bu duruma üzüntülerini şöyle dile getirmiş: “Benim orada verdiğim cevapların burada hazmedilmediğini, hazmedilemediğini görüyorum. Öncelikle şunu söylemek durumundayım: Biz gittiğimiz her yerde 74 milyonun, Türkiye’nin onurunu temsil ediyoruz. Bugüne kadar bu bilinçle hareket ettik, bundan sonra da aynı şuurla hareket edeceğiz.”

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.