Adlarımız…

Ve Verdikleri Sıkıntılar

 

“Adlarımız” sözüyle kişi adlarını kastediyorum, çapı kısa tutmak lazım; işi ad olan kelimelere kadar vardırırsak içinden çıkamayız, boğulur gideriz maazallah… Mesela örneğin, şu son “maazallah” kelimesi bile adamı perişan eder. 

Gerçi zamane gençleri, “sıkıntı yok”, “sıkıntı değil” gibilerinden laflarla “şeylerine şey sürdürmüyor” pozisyonlarında dolanıyorlar etrafta, ama kazın ayağı öyle değil: adı mesela sırasıyla /t, u, n, ç, a, y/ harflerinden oluşan birisi olsunlar da göreyim ben onları… Bir devlet dairesinde yetkili soruyor: “Adın ne?” Bizimki , -gençten birisi- söylüyor: “Tunçay.”

Bitti mi? Ne gezer, daha yeni başlıyor: 

İlgili: “Nasıl yani? “Ç” mi, “C” mi?

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Dilde “Özüne Dönüşüm” Üzerine

Ve Anımsamalar, Çağrışımlar…

 

Geniş coğrafyalarda konuşulan dillerden biri de Türkçe. “Türkçe” başlığı altında birden çok altbaşlıkta yer alan ve yine birbirleriyle akrabalık bağı bulunan (aynı soydan gelen) birden çok dil var. Bunların toplamı nedir, böyle bir hesap yapılmıştır mutlaka; ama ben rastlamadım. Ayrıca, ne bu gözle bir araştırma yaptım ne de hesaplamaya kalkıştım; ancak, aklımda yer etmiş sayı, “yabancı dil” olarak konuşanlarla birlikte  220 milyon. 

Yazımın bu giriş bölümünün amacı, Türkçeyi öbür dillerle sayısal ölçekte yarıştırmak değil elbette; bu, sadece bir giriş. Türkçenin, “resmî dil” tanımı ve bildiğimiz yaygın iletişimsel konumuyla ülkemiz ile Kuzey Kıbrıs’ta kullanıldığını (yazılıp konuşulduğunu) bilmeyen var mıdır… 

*

Daha önceleri, bir “anadüşüncem” olarak türlü vesilelerle de dile getirmiştim; hep şöyle düşünürüm: 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Dil, Esop’un “Dil”i, Saray Dili, Sokak Dili

Ve Bülbülün Çilesi

 

Dil üzerine söylenecekler bitmez. Tepeye dördünü alabildim: başlığı kısa kesmek için… 

Hele, “Bülbülün çektiği dili belası” diye bir söz var dilimizde, söyleyecek söz kalmıyor geriye… 

*

Her ne kadar “Bülbülün çektiği dili belası” diye bir atasözü var ise de dilimizde, bu sözün sonucundan kurtulmak için, başlıktaki “saray dili” tanımlamasının, Osmanlı döneminde kullanılan “edebî dil”i işaret ettiğinin altını çizeyim. Sözünü ettiğim dile bir örnek vermek gerekirse, mesela şöyle bir cümle: Kendü kendü nefsüme ẓulm eyledüm.” (Âşık Paşa [1272 – 1333], Garibname.) Paşa’nın bu sözünün günümüzün sokak dilindeki karşılığı, “Kendi ayağına kurşun sıkmak.” 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Disleksi ve Ötesi

Arabesk-Arabeks, Reks-Resk, Faks-Fask, Disleksi-Disleski…

  

Kelimeleri, daha çok da tek (bir) heceli kelimeleri ya da kelimelerdeki dört harfli heceleri, özellikle /s/ ve /k/ harflerinin yerlerini değiştirerek sesletenlerimiz hiç de azımsanacak gibi değil. Çocuklarda, genellikle okul çağında fark edilen ve “kelimeleri telaffuz etmede, kelimelerdeki değişik sesleri ayırt etmede güçlük çekme; okurken, yazarken kelimelerdeki harflerin yerlerini değiştirme; düşünceleri yazıya geçirmekte güçlük çekme; pek çok yazım hatası yapma ve liste ve tarife gibi çizelgeler ile olayları hatırlamada güçlük çekme” olarak görülen bir rahatsızlık var: “disleksi”. Bu sorunda öne çıkan kelimelerin birkaçını altbaşlığa aldım; ortak özellikleri, söylenişlerindeki disleksi durumunun /k, s/ harflerinde olması.

*

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

“Bile İsteye” Yokken

Meğerse Ne Anlatım Fakiriymişiz de Haberimiz Yokmuş…

 

Bizim damat, benim dildeki şaklabanlıklara, bozuk düzene, hor kullanışlara ve daha bunlara benzer benzemez kötü gidişata karşı olduğumu bildiğinden, iki hafta kadar önce, “bile isteye” lafı için ne dediğimi sordu. 

“Valla farkında değilim; o da ne” dedim. Birkaç örnek verdi; ben de anlamış göründüm. Telefonun ardından TV’lere kulak kesildim; öyle ki, “65 +”lara yönelik yeni önlemler ya da koyvermeler kulağımın birinden girip ötekinden çıkmasıyla bir oluyor; ben, “bile isteye” avındayım. 

Bu acıklı durumum pek uzun sürmedi; birer ikişer yakalamıştım yeni zıpçıktılığı ve damada geri dönüşlerim başladı. Gerçi o da beni malumattar kıldığına bin pişman olmuştu, ama yapçak da bi şiiiy yoktu; sanırım, bir daha böyle işlere bulaşmaya tövbe etmiştir. Olsun; hele bu yazı bir bitsin, bakalım, ilk iş ona postalamıyor muyum!… Arı kovanına çöp sokmak neymiş, görsün de hele bir aklı başına gelsin!… 

*

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

‘Müsait’ Üzerine

Kuru Gürültü…

 

 

Bir konu eğer taa büyük büyük meclislere taşınmışsa önemlidir, hayatidir. ‘Müsait’te olduğu gibi —bu konu TBMM’de bile konuşuldu—… Bu gibi durumlarda, kuraldır, her kafadan bir ses çıkar, bilip bilmeyen konuşur, milletin de kafası karışır; bilenlerin bile…

 

Bu niye böyle olur? Yanıtı çok açık değil mi? Bilgi fakirliğinden böyle olur. Her denene inanırsın, yolunu şaşırırsın…

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.