Sözün Kısası

 

“Kime Hâlim Diyeyim, Kime Feryâd Edeyim”

 

 

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Lozan’ı Bilmek…

Onur Öymen’in Konferansı

 

 

Lozan sadece ülkeyi parçalamak isteyen yabancı ülkelere karşı değil, aynı zamanda onların içerideki destekleyicilerine karşı da kazanılmış bir büyük siyasi zaferdir.

~Onur Öymen

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Zor Soru

“Anayasa Mahkemesi’ni, Kulislerde Konuşulanlara Malzeme Olmamaya Davet Ediyorum”

 

 

Bilmeyen yoktur sanıyorum, gazeteci yazar Mustafa Balbay, ‘Ergenekon Davası’ denen davanın sanıklarından olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmakta. Kendisine atılan suç, ‘hükümeti ve meclisi ortadan kaldırmaya kalkışmak’. 6 Mart 2009 tarihinden bu yana tutuklu olan ve son milletvekili genel seçiminde İzmir’den Milletvekili seçilen Balbay, hâlen Silivri’de 1 numaralı F Tipi Cezaevi’nde yatmakta. Balbay, 28 Şubat 2011’den bu yana da bir hücrede tutulmakta.

 

Yine sanırım biliniyordur, Anayasa Mahkemesi bu ayın başlarında, kamuoyunda tartışılmakta olan terör ve örgütlü suçlar gibi suçlar için belirlenmiş olan 10 yıllık tutukluluk süresine ilişkin yasa maddesini iptal etti. Öte yandan Balbay, kendisine uygulanmakta olan uzun tutukluluk durumunun kaldırılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu. Anayasa Mahkemesi, Balbay’ın bu başvurusu konusunda henüz bir karar vermiş değil. Mustafa Balbay da, yargılandığı ‘Ergenekon davası’nda kararın önümüzdeki 5 Ağustos günü açıklanacak olması dolayısıyla, “5 Ağustos, bir anlamda Gezi eylemlerinde söylendiği gibi bir mücadelenin başlangıcı olacak. Türkiye’nin ne kadar hukuk devleti olduğunu göreceğiz” demiş. Ve 10 yıllık tutukluluk süresine ilişkin yasa maddesinin iptali kararını vermiş olan yüksek mahkemeye seslenmiş:

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

İleri Demokrasinin Feraseti

Al Sazını, Vur Tellerine Olanca Kininle…

 

 

Türkçenin Türk vatandaşlarının pek çoğunun anlayamadığı Arapça ve Farsça kökenli sözcüklerden ve bu dillere özgü dilbilgisi kurallarından arındırılıp Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak yazı ve konuşma dili olarak ulusal bir dil hâline getirilmesini amaçlayan devrime Dil Devrimi deniyor. Bu devrim, Mustafa Kemal’in talimatıyla Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin kurulmasıyla başlar; tarih 12 Temmuz 1932’dir. Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin ilk kurultayı da 26 Eylül 1932’de toplanır; yer Dolmabahçe Sarayı’dır, toplantı 5 Ekim’de sona erer. Bu dernek daha sonra, 1936’da ‘Türk Dil Kurumu (TDK)’ adını alacaktır.

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Sanki Malum Olmuş…

İleri Görüşlülüğün Böylesi

 

 

Tam iki yıl iki ay önceki bir televizyon izlencesi geldi birden aklıma: Mehmet Ali Birand, şu bol ödüllü enkırmen, 24 Eylül 2010 gününün ilk dakikalarında Ahmet Türk’ü konuk ediyor. Kanal D 32. Gün duyurusunda, “Öcalan ile devletin büyük pazarlığında ne konuşuluyor, pazarlıkta hangi maddeler tartışılıyor, Kürt sorununda Türkiye’yi şimdi ne bekliyor” diye merak uyandırmış…

 

Başlıklar şunlar:

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

12 Eylüller’in Karanlığında

Eğitim-Öğretim İşportaya Düşer mi?

 

 

‘12 Eylül’ dendi mi, ben, bir silahlı gücün, ‘çok Atatürkçü’ görüntüsü altında Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilkelerini, Atatürk devrimlerini, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırma, tanıtma, yayma işlerini, ortaya koyduğu anayasa marifetiyle bir devlet dairesine havale etmiş olduğunu bilirim. Çünkü bu havale ediş köklü olmuştur: sıraladığım bu konular siyasetçilerin oyun alanına çevrilerek gittikçe sulandırılmış; ortaya, ‘Cumhuriyet’in kazanımlarına karşı bir durum’ çıkarılmış ve bu durumun kök salıp derinleşerek kalıcı hâle gelmesi sağlanmıştır.

Pazartesi günü, bir 12 Eylül arifesinde, yeni bir ilköğretim yılı başladı. Bu münasebetle dillerden düşmeyen bir yakınma var: “60 aylık çocuklar ile 66’lıklardan 80’liklere vesaireye kadar olanlar bir arada nasıl olur?” Bu sorunun sahibi olan pek çok ana-baba ile çocuk eğitim-öğretimi üzerine ahkâm kesen nice zevat, çocukların büyüklerin arasında ‘ezileceğinden’ korkuyorlar. Haklı olabilirler. Bir de, sınıfların kalabalık olacağı düşüncesinden kaynaklanan endişeler var. Olabilir; her yerde 20-30 mevcutlu sınıfı nerden bulacaksın?

Benim öğretmenlik hayatım da var; ilk okuttuğum sınıf, bir Ege köyünde ikiler ve üçlerden oluşan 78 mevcutlu birleştirilmiş bir sınıftı. Eşim mesleğine tek öğretmenli bir okulda başlamış; onun birleştirilmiş sınıfında da doksan civarında çocuk varmış; Marmara Bölgemiz’in bir köyünde… Varın doğu bölgelerimizi falan düşünün…

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.