Özgür Sanat, Özgür Eleştiri

1920’lerden Gelen O Hoş Seda Dolayısıyla

 

İnsanoğlu şaşılası varlık: hem haklarından, özgürlüklerinden olmak istemez hem de başkalarının bu değerlerini onların ellerinden almaktan geri durmaz. Örneğin, hakları, özgürlükleri kısıtlayan türlü türlü yönetim biçimini düşünüp ortaya koyan, bunları uygulayan da hep insanoğlu. Tek elden yönetimden bütüncülüne dek… İnsanlığın bugün ulaşmış olduğu ‘elerki’ (demokrasi) dediğimiz ‘halkın egemenliği temeline dayanan’ yönetimlerde bile nice dayatmalar, baskılar yaşanıyor. Tepemizdeki bir olumsuz etmen ise, bugün geldiği aşamada demokrasileri de yönlendiren anamalcı düzen.

Baskılardan, dayatmalardan, önce sanat, dolayısıyla sanatçı etkileniyor. Oysa, Prof. Dr. Afşar Timuçin’in dediği gibi, “Yaratı, gerçekleştirilmiş fikirdir ve ne kadar aydınlıksa nesnesine o kadar uyarlıdır.” Yaratı, sanatçının ortaya koyduğu şeyleri de kapsadığına göre, dayatma, baskı –ölçüsü ne olursa olsun, düşünceyi (fikri) karartacak, kısıtlayacak, olumsuz yönde etkileyecektir. Bu durumda, sanat ürününün (yapıtın), nesnesine uyarlığından (uygunluğundan) söz edilebilir mi? 

Öte yandan, sanatçı baskıdan, dayatmadan nasıl etkileniyorsa, eleştirmen de öyle etkilenecektir böyle ortamlarda. Ve ben, örneğin, ülkemizde sanat eleştirmenlerinin pek az oluşunu buna bağlıyorum.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Kuşlu Fotoğrafları Anlamaya Çalışırken Geçmişten Gelen Bir Ses

Martılar…

 

Dikkatleri çekmiş olmalı, toplumsal iletişim alanlarında (sosyal medyada) yer verilen fotoğraflar içerisinde kuşlu görseller çoğunlukta. Kuşlar arasında da martılar ön sırada. Kuşlara, görece de olsa onların özgürlüğüne özeniyoruz… Bir süredir böyle. 

Bu durumun nedeni, memleketteki siyasal hava mıdır, doğaya yöneliş mi, yoksa başka bir şey mi, uzmanlar ne der, nasıl açıklar, pek merak ediyorum. 

Martılar ön sırada, dedim; İstanbul’da az biraz da olsa zaman geçirmiş olmak, hiç değilse, memleketin aynası olan bu şehre ilişkin bir şeyler izlemiş, dinlemiş olmak, martıları tanımak için pek çok ipucu verir. Hele de bir ‘Haydarpaşa ‒ Köprü’ yolculuğu martıları sevmeye yetmez mi? Vapura (yoksa, yolculara mı) eşlik eden martılar hiç iz bırakmaz olur mu bizde?… Bizler de, simitti, açmaydı, ekmekti atmamış olur muyuz hiç onlara?… 

Martı, bunların ötesinde, evet, her şeylerden önce, ‘şehir gibi şehir’ olmaktan çok büyükçe bir kasaba görünümündeki bir Anadolu vilayetinde, daha kısa pantollu bir çocukken ağız mızıkasıyla çalmaya çalıştığım bir ezgiyi hatırlamaya çalışmaktır benim için. Bir tangoydu o; evet, bir tango… Nağmeleri, aklımda kalandan çoktu mutlaka; peki, sözleri nasıldı? O da yalan yanlış tek bir dizeden öteye gitmiyor: “Martılar etrafımda dönüyor…” Yoksa, “uçuyor” mu idi?

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Hıdrellez…

Yaz Günleri Başladı

 

 

Bugün günlerden 6 Mayıs. Bugün Hıdrellez. Kutlu olsun!

 

Şimdi de oluyor mu, bilmem, biz Tokat’ta, –ayrılışımız 1954– 6 Mayıslarda, yani, Hıdrellez (Hıdırellez) günlerinde kırlara giderdik… Daha çok da dere kenarlarına… Ufak kilimlerimizi yayardık altımıza; söğüt ağaçlarıyla arkadaş olurduk… Söğütler, dallarını suya uzatmış… Biz de ayaklarımızı sokardık.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bütün Derdimiz ‘Şapkalar’ mı Olmalı?

Yazım Kılavuzları Arasında Gezinirken…

 

 

Bir dede ile torununu karşı karşıya getiren şeyler, sadece ‘hayat’a, ‘yaşam’a bakışları, hayatı yaşayış tarzları, biçimleri değil. Mesela örneğin, ‘mide’ kelimesinin, sözcüğünün nasıl yazılacağı gibi şeyler de var o zıtlıkların arasında…

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Aslında…

 

Yok Birbirimizden Farkımız,

Farklı Olan Adlarımız (*)

 

-güncel bir öykü-

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bir Haftalık Bir Şeydi

O da Geldi ve Geçti İşte…

 

 

Ben bu kitapları milletim için topladım ve milletime vakfediyorum.

~Ali Emîrî Efendi

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.