Müziğimiz Yeni “Altar”ları Beklerken…

Yıldızlı Semalara Bakmak

 

“Müzik” (musıkî, musikî) kısaca, “(belirli kuralllara uygun olarak) biçim ve anlamlı titreşimler kazanmış ses(ler)” diye tanımlanabilir. Ve elbette, bilimsel, teknik ve sanatsal daha nice tanımlamaları vardır; olmalıdır da… Ben burada, hiçbir iddiası olmayan –kendi anlayışıma göre– bir şeyler söylemeye çalıştım.

 

*

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Dil, Esop’un “Dil”i, Saray Dili, Sokak Dili

Ve Bülbülün Çilesi

 

Dil üzerine söylenecekler bitmez. Tepeye dördünü alabildim: başlığı kısa kesmek için… 

Hele, “Bülbülün çektiği dili belası” diye bir söz var dilimizde, söyleyecek söz kalmıyor geriye… 

*

Her ne kadar “Bülbülün çektiği dili belası” diye bir atasözü var ise de dilimizde, bu sözün sonucundan kurtulmak için, başlıktaki “saray dili” tanımlamasının, Osmanlı döneminde kullanılan “edebî dil”i işaret ettiğinin altını çizeyim. Sözünü ettiğim dile bir örnek vermek gerekirse, mesela şöyle bir cümle: Kendü kendü nefsüme ẓulm eyledüm.” (Âşık Paşa [1272 – 1333], Garibname.) Paşa’nın bu sözünün günümüzün sokak dilindeki karşılığı, “Kendi ayağına kurşun sıkmak.” 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Nasıl Yani?

Olması Gerektiği Gibi…

 

Soru öyle ise cevap da böyle oluyor. 

“Yılların yazarlarının bile kalemine takılıyorsa, gerisine susmak düşer” diyeceğim, ama öyle değil. “Şöyle söyleyim”, yazılarımda ara sıra Fransızcadan yararlanılan açıklamalar görülüyorsa da ben yabancı dil bilmem; ortaöğrenim yıllarında ne gördüysem hepsi o… 

İşte, yılların yazarlarının bile kalemine takılıyor, dediğim “as it should be”. Buyurun… Kim bilir ne demeye geliyor ve hangi durumlarda kullanılıyor? Nereden bileyim… 

Neticeten, adamlar, dilimize kadar nüfuz etmişler: bizler ise, “anti USAcılık”la oyalanıp gidiyoruz.  

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Disleksi ve Ötesi

Arabesk-Arabeks, Reks-Resk, Faks-Fask, Disleksi-Disleski…

  

Kelimeleri, daha çok da tek (bir) heceli kelimeleri ya da kelimelerdeki dört harfli heceleri, özellikle /s/ ve /k/ harflerinin yerlerini değiştirerek sesletenlerimiz hiç de azımsanacak gibi değil. Çocuklarda, genellikle okul çağında fark edilen ve “kelimeleri telaffuz etmede, kelimelerdeki değişik sesleri ayırt etmede güçlük çekme; okurken, yazarken kelimelerdeki harflerin yerlerini değiştirme; düşünceleri yazıya geçirmekte güçlük çekme; pek çok yazım hatası yapma ve liste ve tarife gibi çizelgeler ile olayları hatırlamada güçlük çekme” olarak görülen bir rahatsızlık var: “disleksi”. Bu sorunda öne çıkan kelimelerin birkaçını altbaşlığa aldım; ortak özellikleri, söylenişlerindeki disleksi durumunun /k, s/ harflerinde olması.

*

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

“Bile İsteye” Yokken

Meğerse Ne Anlatım Fakiriymişiz de Haberimiz Yokmuş…

 

Bizim damat, benim dildeki şaklabanlıklara, bozuk düzene, hor kullanışlara ve daha bunlara benzer benzemez kötü gidişata karşı olduğumu bildiğinden, iki hafta kadar önce, “bile isteye” lafı için ne dediğimi sordu. 

“Valla farkında değilim; o da ne” dedim. Birkaç örnek verdi; ben de anlamış göründüm. Telefonun ardından TV’lere kulak kesildim; öyle ki, “65 +”lara yönelik yeni önlemler ya da koyvermeler kulağımın birinden girip ötekinden çıkmasıyla bir oluyor; ben, “bile isteye” avındayım. 

Bu acıklı durumum pek uzun sürmedi; birer ikişer yakalamıştım yeni zıpçıktılığı ve damada geri dönüşlerim başladı. Gerçi o da beni malumattar kıldığına bin pişman olmuştu, ama yapçak da bi şiiiy yoktu; sanırım, bir daha böyle işlere bulaşmaya tövbe etmiştir. Olsun; hele bu yazı bir bitsin, bakalım, ilk iş ona postalamıyor muyum!… Arı kovanına çöp sokmak neymiş, görsün de hele bir aklı başına gelsin!… 

*

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Gerçi Hiçbirisinin Eksikliğini Görmeyelim; Ama Ben,

Hekimliğin Dışına Taşmış Doktorları Çok Severim

 

Kim söylemiş, ne zaman ve ne münasebetle? Araştırılmaya seza bir sözdür, sizler de duymuş olmalısınız; şöyle: “Tıbbiye’den her şey çıkar, arada sırada da doktor çıkar.” 

Bu söz ilk bakışta (“duyuşta” yani) “hekimleri hor görmek” diye anlaşılsa da, öyle değil olduğuna inanırım. Hem, Batılıların da aşağı yukarı aynı düşüncede olduklarını okumuştum bir yerde; her iyi işte Batı’yı örnek alıyoruz ya, adamlar, fen bilimlerinin şahı sayılan bir mesleğin mensuplarını niye küçümsesinler ki…

Bu arada düşünüyorum da, güzel sanat dallarında, başta müzik ve edebiyat, yazarlık ve akla gelebilecek başkaca alanlarda isim yapmış nice hekimimiz var. Mesela, benim üniversite yıllarımda devam ettiğim İ. Ü. Talebe Birliği’nin korosunun çalıştırıcısı ve şefi, bir hekim olan Dr. Abidin Gerçeker’di. Gerçeker, bir bestekâdı da. Yine hekim olan bestekâr ve ses sanatçısı Prof. Dr. Alaeddin Yavaşca, Koro Şefi Dr. Nevzat Atlığ… Ve mesela, hekimliğinin yanı sıra yazar, oyuncu ve yönetmenliği de olan ödüllü sanatçı Dr. Ercan Kesal ile geleneksel Türk süsleme ve minyatür sanatında Süheyl Ünver ve daha daha niceleri…   

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.