Bu Olay Kalbimde Bir Yaradır…

Bizimkinin Yanında Marsilya Kiremidi de Ne Oluyor?

 

Ankara’ya gidenler arasında bir fırsatını bulup TBMM’ye yer olmuş binaları görmüş olanlar vardır; Ulus’taki ikinci binayı bana büyükannem (annemin anneannesi Emine Hanım) göstermişti. Rahmetliyle 1944 yazında gitmiştik Ankara’ya; ikimiz… Başkent’e ilk gidişimdi; dokuzumu sürüyordum…

Sonraları öğrenmiştim, o vakitler Meclis binası olarak burası hizmet veriyormuş (1924 – 1961). Şu anda o günü hayal ediyorum da, binanın önündeki alanın yola doğru ilerisinde birbirlerine aralarında kalın bir zincirle bağlanmış olan iri taş güllelerin çocuk ruhumu pek pek etkilediğini hatırlıyorum. 

İlki de Ulusta’dır. 23 Nisan 1920 ile 15 Ekim 1924 tarihleri arasında kullanılmış olan bina, şimdi Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak ziyaret edilmekte. İkinci bina da müze oldu; Cumhuriyet Müzesi… Bugünkü Meclis binasını ise en azından TV’lerde görmüşüzdür. 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bir Acının Romanı

Kitap

Özlem, Gözyaşı ve Dua

 

Bu hafta okurlarımıza tanıtmak istediğimiz kitap, bir roman: Özlem, Gözyaşı ve Dua. Aslında uzun bir röportajdan doğan eser, son yılların aranan genç öykücülerinden İsmail Safa’nın kaleminden. Safa, oğlunu teröre kurban vermiş bir annenin günlük yaşamından bir kesiti taşıyor önümüze. Arka kapakta şunlar denmiş:

 

«Onu bu sabah uyandıran yine yağmur olmuştu. Ne garip: memleketin bir yerlerinde felaketlere yol açan yağışlar, burada “bereket” demekti. Bir an için zihninde uyanan bu zıtlık, onun için alışılmış bir durumdu artık. Yatağından kalktı, kafasına üşüşen bu düşünceleri sildi ve alışılmış bir şekilde üstünü değiştirip dışarıya çıktı. Onu, yağmurların başlamasıyla yeniden hayat bulan sarı gül fidanının yanı başında bulacağını biliyordu.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Kuşlar, Kuşlar, Kuşlar; Hele de Martılar…

Onlara Dair Söylenecek Çok Şey Var
 
 
Tepedeki çifte başlık, bazılarımız için derin anlamlar taşıyor, çağrışımlara kapı açıyor. Pek çok tanıdığımız vardır, kuşlarla ilişkileri olan: güvercin besleyenler, muhabbetkuşuyla sohbet edenler, kanarya tutkunları…
 
Benim de martı sevgim. Bambaşka bağlamda… Dedim, şu son günlerde okuduğum yazıları bir araya getireyim; dilerim, başlıklar ile içerik çelişmez.
 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Un: Adı Var, Ama Tadı Yok…

Hepsi de Birer Aldatmaca mı? 

 

Meraksız olmak, istenen bir özellik değil; buna karşılık her bir şeyleri merak etmek de hiç çekilir gibi değil… Kendimden biliyorum, bu pis huyum yüzünden başıma gelmedik kalmamıştır. 

Alın ekmek meselesini… Ortaya çıkışından bu yana bir türlü “ke de ve” demeyi kendimize yakıştıramayıp “kadeve” dediğimiz KDV’yi… Öbürlerini sayıp yazıyı şişirmeyeyim; bir de un meselesini… 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Adı “Kötü”ye Çıkmış Bir Oluşum Üzerine…

Çarşıdaki Yangın… Hele de Pazardaki!

 

 

Siz, elin frenginin Kapalı Çarşı’ya “Grand Bazar, Grand Bazaar” falan dediğine bakmayın, oranın esnafı kısaca “Kapalı” der. Yabancılar, “çarşı”ya da daha çok “bazaar [okunuşu “bızaa”]” ya da “marché [okunuşu “marşe”]” diyorlar; dünyaya hâkim dillerdeki karşılıkları bunlar: İngilizcesi ile Fransızcası… Biz de AVM’ler yerden bitercesine ortalığı sarmazdan önce Cadde-i Kebir’deki “ne ararsan bulursun” mağazalarına Levantenlerimizin ağzıyla “bonmarşe” demedik miydi? Cadde-i Kebir, Fransızların deyişiyle “Grande Rue de Péra”, malum, Beyoğlu’nda Tünel çıkışından Taksim’e uzanan anacadde. Biz buraya “İstiklal Caddesi” demeye 1927’de başladık. 

Bu kadar peşrev yeter; sonuç olarak çarşı-pazardan söz edeceğim şunun şurasında… Gerçi daha önce birkaç satır bir şeyler yazmıştım, ama baktım iş büyüyor: çarşı-pazardaki cep yakan fiyat alevlenmelerine karşı yükselen esip gürlemelere bir de “tanzim satış” sevdası eklendi. Benim bildiğim ülkemizdeki en başarılı tanzim satış yapılanması, İzmir’in eski büyükşehir belediye başkanlarından Yüksel Çakmur zamanında kurulan Tansaş’tır. Bu oluşum, bir zaman geldi, küresel rüzgârların savurmasına dayanamadı, bir ticarî grubun marketlerinden biri oldu. Buna bir başka tanımlama yakışır, ama gelin, söylemeyeyim; anlayan anladı zaten…

Ve bu örnekten hareketle diyeceğim şudur: Demek, “tanzim satış” verimli bir bahçe olarak görülüyor. Ne diyelim? Ben bilmem, işini bilen bilir.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

İnsanın Geçmiş Kısa Tarihi ve İnsanın Kendi Yarattığı Teknolojiyle Karşı Karşıya Gelmesi

İnsan Ne Zaman İnsan Oldu? Tarihini tam biliyor muyuz?

 

 

Prof. Dr. İbrahim Ortaş, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ndeki (Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü) öğretim üyeliğinin yanı sıra bir yazarımız da. Ortaş Hoca, gündemdeki türlü konulara dair görüşlerini, düşüncelerini kendi web sayfasında yayımlar, ayrıca, oluşturduğu listedeki eposta adreslerine gönderir. Ben de Hoca’nın bu listesinde yer almış olanlardanım, bundan gurur duymaktayım. Ve bu yazılara burada, Genelağ’daki (Internet) bu kendi alanımda yer vermekse başka bir övünç kaynağıdır benim için.

 

Prof. Dr. Ortaş’tan gelen son yazı, insanoğlunun geçmişi ve ortaya koyduğumuz teknolojiyle karşı karşıya gelişimiz üzerine. “Anlatılanlardan endişe duymalı mıyız” diye düşünmeden edemiyor insan… Bendeki etkisi böyle. Yazıyı aktarmak istiyorum; bakalım, benim ruh hâlime hak veren çıkacak mı?

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.