“Söyleyebiliriz.”

Öğretmede – Öğrenmede Üzerimize Yok!

 

Öğrenme, yaşantılar sonucunda bireyin davranışlarında meydana gelen olabildiğince uzun süreli değişmelerdir. Bir bilginin, bir becerinin öğrenme sayılması için, o bilginin davranışlarda değişiklikler yapması ve bu değişikliklerin uzun süreli olması gerekmektedir.  

Uzmanların, öğrenme konusunda şu yukarıdaki iki cümleciklik tanımlamada birleştiklerini söyleyebiliriz.

Öğrenme psikolojisi dersinde değiliz, ancak, yoğun bir öğrenme sürecinin hem öznesi hem de nesnesi olduğumuzu söyleyebiliriz. İstesek de istemesek de bu böyle…   

Misal mi? 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

“Bi Tık Daha”…

Son Zamanların Feylesoflara Yaraşır ‘En’i

 

TV’lerden birinde bir izlence var, Yemekteyiz… Kaçırmamaya çalışanlarının çok olduğunu tahmin ediyorum; ben, “ben belgeselleri izlerim”cilerden değilim; aksine,  ilgimi, dikkatimi tıklarca üst düzeyde tutarak izliyorum Yemekteyiz’i. Keyif veren, insanın bilgisini-görgüsünü arttıran, zaman zaman ağzını sulandıran, sevimli, eğlenceli bir yapım; hakkaniyetten de söz ediliyor sıkça; yani, sadece bir yemek daveti biçiminin kalıpları arasında sıkışıp kalmayıp insanları adalete de davet eden bir yapım. Daha ne istenir… 

Birkaç bakımdan dikkat kesiliyorum “Yemekteyiz olayı”na: eleştirilerin dayanaklarının sağlamlık derecesine, kullanılan dile, .., bir de, kaç katılımcı kaç kere “bi tık daha” dedi, onu saptamaya. Bu tık meselesi, bayağı bayağı dikkat istiyor –bu “bayağı” kelimesini, “çok, oldukça, epey” anlamlarında kullandığımı söylememe gerek yok–; tabiî, bu iş için kâğıt-kalem de gerekli. 

Her yeni bir Yemekteyiz’in ardından zihnimi bir tık daha meşgul eden bu sözün –yarışmacılar bi tık diyorlar, ama ben yine de yanlışlıkla öyle yazmış olayım– “günümüzün moda lafları” listesindeki tıkar tıkar yükselişinin hikmetini araştırmaya verdim kendimi. Ve bu arada, “olay”a tam da kafadan neşter atan bir yazıyla karşılaştım; hemen onu aktarayım, edindiğim öbür bilgileri ileride küçük küçük not ederim.

Evet, o yazı… “Bir tık daha” başlığıyla Hürriyet’ten Melike Karakartal yazmış.* Yayımı, 25 Nisan 2012 Ç: 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bu Laflar Yokken?…

‘Yeni Türkçe’nin Aklıma Zarar Veren Zenginliği

 

 

İletişimin ulaşılabilir hâle gelmesi, ucuzlaması, … ve asıl asıl amaçdışı gelişmesi dile de yön veriyor… Her şeyden önce, konuşma, yazma, yazım, sesletim, anlam vs. bakımından hızla değiştiriyor dili. Bu olgu, sanırım yalnızca Türkçe için değil, bütün diller nasibini alıyordur bu gidişten. Bizdeki, dilin sahipsizliğinden ötürü daha da acımasız olmalı…

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Siyaset Dışı Notlar

Milletvekili Yeminini Hatasız Okuyabilmek…

 

Emre Yazman*

 

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bir Şehir Efsanelesi Dolayısıyla

Hani, “Bütün Derdimiz ‘Şapkalar’ mı Olmalı” Demiştim ya…

 

 

Hayır, bütün derdimiz ‘şapkalar’ olmamalı, ama çok zamandır ortalıkta dolaşmakta olan “Şapkalar kalktı” ‘lafı’nı da duymazdan gelemeyiz. ‘Şapka’ kendi kendine kalkacak bir şey olmadığına göre, demek, onu birileri kaldırmış, atmış… Moda deyimle ‘şehir efsanesi’…* Eskilerin ‘tevatür’ dedikleri…

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bütün Derdimiz ‘Şapkalar’ mı Olmalı?

Yazım Kılavuzları Arasında Gezinirken…

 

 

Bir dede ile torununu karşı karşıya getiren şeyler, sadece ‘hayat’a, ‘yaşam’a bakışları, hayatı yaşayış tarzları, biçimleri değil. Mesela örneğin, ‘mide’ kelimesinin, sözcüğünün nasıl yazılacağı gibi şeyler de var o zıtlıkların arasında…

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.