«“Yazar-Çizerlerimiz” Tarihi» Sayfalarından Bir Yaprak

Gazete Sütunlarından İhsan Ünlüer Adı da Geçmişti…

 

 

Böyle uzun bir başlığa gerek var mıydı? Evet, vardı ve zira İhsan Ünlüer (1926 – 1990), aslında daha da kapsayıcı bir başlığı hak eden bir kişi: Bir müzik adamı, bir hekim, bir köşe yazarı ve dahası…

 

Her ne kadar Ünlüer’i tanıyanların (en azından dinleyenleri ile okurlarının) pek çoğu bugün toprak olmuşlarsa da genç nesillere örnek olacak niteliklere sahip olan bu büyüğümüzü bir yazısıyla, Ülkeyi Geri Vitese Takmak”la anmak istedim:

 

«ÜLKEYİ GERİ VİTESE TAKMAK

 

Sene 1946, ilk kez çok partili seçim yapılıyor. Halk sandıklara koşar, oylarını atar. Sonuç: Seçim sandığına parmak atılmış, seçime hile karışmıştır. Sandıktan çıkan yeni parlamentoyu, o günün muhalif gazetecisi “Nesebi gayri sahih çocuk” yani (piç) anlamındaki başlıklı yazısıyla yerer. Genç gazetecinin serüveni ölmekle, hileli iktidar partisininki ise kendi kendini bölmekle sonlanır… Ertesi seçimlerde iktidar olanların öyküsüne gelince, o da Yassıada’da sonlanmıştır.

 

Tüm benzer ülkelerde: Vodresa, Mayonezya, Hababamya, Barbunya, Uyanistan, Kabristan gibi, hepsinin kaderi hep bu yoldan geçmiş, sandığın içinden çıkan parlamenterler ile sandığın gerçek sahibi olan halk hep, birbirine uygunsuz düşmüştür.

 

Kalabalıkların oylarıyla sandıktan çıkan yöneticiler kendilerini seçmiş olan kalabalığa karşı olurlarken farkında olmadan toplumları oluşturan bilimsel kurallara da çıkıyorlardı. Bu yüzden bir çelişkiye düşmekteydiler Bu çelişki ise tarihsel aşamanın bir gereğinden başka bir şey değildi. Bakın İtalyan halk temsilcisi Gramsci, çağın başbuğu Mussolini’ye nasıl bağırıyordu parlamentoda: “Bir devleti ele geçirebilir, yasaları değiştirebilir, örgütlerin yaşamalarını engelleyebilirsiniz. Ama sizin de uyup gittiğiniz nesnel koşullara bir şey yapamazsınız…”

 

YAĞMURU DURDURABİLİR MİSİN?

 

O-O-O-OYYYYYY!

 

Toplumsal olayları anlayabilmek için tüm varlıkların uymaya zorunlu olduğu doğa yasalarını eleştirmemiz gerek. Doğa yasasının ilk kuralı, olay ve süreçlerin birbirinden ayrı olmayıp birbirine bağımlı olmasıdır. İkincisi; olayların sürekli değişime uğramasıdır. Bunu bizim Ziya Paşa ne güzel deyimliyor:

 

Siham âsâ yürürler yerde câmid gördüğün dağlar.

Sahb-âsâ yürürler yerde câmid gördüğün dağlar
Bütün zerrât bir kânûn-ı istimrâra tâbidir
 

Bu dünya aynı ol kanununa – istismar’a (bu kelime, "istimrara” olacak, İK) tabidir.

 

(Yerde donuk ve hareketsiz gördüğün dağlar, tıpkı bulutlar gibi yürümektedirler. Bu dünya da aynı sürekli değişim yasasına uymaktadır.)

 

Üçüncü kural: Varlıklarda olagelen bu sürekli değişimin basit ve pürüzsüz değil, bir karmaşıklıktan sonra birdenbire olmasıdır. Örneğin ısıtılan su ilkin kaynarken özelliklerini koruyarak sıvı halindedir. Fakat sonra bir bakarsınız ki birdenbire buhar haline gelivermiş. Varlıkların bağlı oldukları gelişimin en önemli kuralı; zıtlıkların, çelişkilerin bir arada bulunmasıdır. Tüm sosyal düzenlerin evriminde bu çelişkileri görmekteyiz. Örneğin derebeylik düzeninin toprak ağaları, zamanla güçlerini yitirirlerken, gelişen endüstri sınıfının kapitalistleri ise yükselip egemen sınıf oluyorlardı. Toprak ağası partilerinin tarihe karışmış başkanlarının kıçının altındaki “Kıratı alıp Üsküdar’ı geçen” kapitalist partinin göbekli başkanı da sonunda aynı çelişki yasalarına kurban olacaktır: Geleceği ellerinde tutan emekçi sınıfının karşısında yenilecektir bu kez. Tarihsel gelişmenin gücünü bakın nasıl anlatıyor B. Brecht:

 

ÇAY PİŞİRİRKEN GAZETE OKUMAK

 

Gazete okurum sabahleyin

Günlük tasarılarını okurum papanın

Kralların, bankacıların,

Okurum Petro babalarının tasarılarını

Bir yandan da bakarım çayın suyu

Ağzına dek dolu kapta nasıl bulanır,

Sonra nasıl başlar kaynamaya

Durulur da nasıl

Taşar kabın ağzından ve SÖNDÜRÜR ATEŞİ.

 

Şimdi bu diyalektik yönteme dayanarak bireye ve toplumlara hasta teşhisi koyan görüşlere geliyoruz.

 

Bireysel psikolojinin kurucusu Freud, insanın henüz çocukken kişiliğinin gelişmesi için bir psiko-seksüel aşamanın merdivenlerinden geçmesini gerekli buluyordu. Erginlik çağında da bu ilkel aşamanın merdivenlerinde saplanıp kalan kişi hasta kişiydi onca.

 

İnsanın toplum tarafından biçimlendirildiğini savunan Marks ise hastalığın kökenini toplumsal örgütlenmeye özgün niteliklerde buluyordu. İnsan ya da toplum eğer tarihsel aşamanın bir düzeyinde saplanıp kalmışsa yani çağın dışında kalmışsa o kişi ya da o toplum hastadır…

 

Şimdi politika düzeyinde düştüğü çelişkiler çukurunda bocalayan şu oyuncuya bir bakalım. Ulusunu, 2000 yıl önceki sığırtmaçlık çağına, 1500 yıl önceki bedevi Arabın şeriat devrine ve can çekişen kapitalizmin kölelik mertebesine yani çağdaşına nasıl da çekmeye çalışıyor bu MC’nin kuklası! Nasıl da diyalektiğin kuralları arasında sıkışıp kaldıkça gülünçleşiyor!…

 

Ülkeyi geri vitese takarak dünya devletleri önünde küçük düşüren gericiye, ilerici ozanın cevabı şu olacaktır:

 

Bana bak! Hey! Avanak!

Üç telinde üç sıska bülbül öten

Üç telli saz

Dağlara dalgalarla kütleleri

İleri

Atlatamaz…»

 

 

İnal Karagözoğlu

Yalıkavak, 20-IX-2021 Pazartesi

 

___________________

Yazı için yararlandığım kaynaklar:

 

http://www.kalabalikcadde.com/unutulmayan-yazarlar/

 

http://www.gazetekadikoy.com.tr/edebiyat-hayatindan-hatirlamalar/ihsan-unluer-ulkeyi-geri-vitese-takmak-h13408.html

 

https://www.yozgatgazetesi.com/a-kadir-capanoglu/dr-ihsan-uenlueer-82497.html

 

https://www.luggat.com/L%C3%9CGAT/2/2#top

 

Notlar ve birkaç kelime:

 

Notlar:

 

Sahb-âsâ yürürler yerde câmid gördüğün dağlar
Bütün zerrât bir kânûn-ı istimrâra tâbidir


Ziya Paşa
(Kaynak:
https://mustafakayihan.com/index.php/2020/07/30/berceste-beyitler-3/ )

 

Birkaç kelime:

 

sahb

(Sahab) Figan, seslerin birbirine karışması, gürültü, patırtı.

(Tekili: sahib) Yakın dostlar. Sâhipler.

 

Asa (“a” harfleri uzun okunuyor [a:sa:])

Genişlik. Zuhur, meydana çıkma. Büyük kadeh.

Değnek. Baston, sopa.

(Gibi) manasına gelerek birleşik kelimeler yapılır. (Teşbih edatıdır.) (Farsça)

Esneme. (Farsça)

Vakar, ciddilik. (Farsça)

Süs, zinet. (Farsça)

(Fiil veya harftir) Ümid veya korku bildirir. Şek ve yakin manalarına delalet eder; (ola ki, şayet ki, meğer ki, olur, gerektir) manalarına gelir. Ekseri, (lâkin) (leyte) mânasına temenni için kullanılır. Hitab-ı İlahî kısmında yakîn ve vücubu ifade eder.

Baston.

Değnek, sopa, baston.

Baston, sopa, değnek.

“Benzer, gibi” anlamında son ek.

Değnek, baston.

 

istimrar

Devam. Sürüp gitmek.

Kavi (sağlam) ve dâim (sürekli) olmak.

Kadından âdet hâlinde gelen kanın devâm etmesi.

Devam etme, süreklilik.

Devamlılık.

Süreklilik. (Arapça)

“Sürekli olma” hâli.

 

tabi (“a” harfi uzun okunuyor [ta:bi])

Kitap vs. basan, baskı işlemini yapan.

Uyan.

Boyun eğen, uyan.

Birinin arkasından giden, ona uyan, boyun eğen.

Kitap basan.

Bağlanan.

Uyan, tabi olan. (Arapça)

Boyun eğen. (Arapça)

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.