BEHİÇ KÖKSAL’IN ÖYKÜSÜ -2-

 

ANKARA’DA SİNEMALAR VARDI…

 (devam)

 

bir sinema makinistinin penceresinden

o günlerin resmi olmayan tarihi

 

 

 

öykülenmiş anılar

 

İnal Karagözoğlu

 

 

S U N U Ş

 

 

 

 

ONUNLA ilk ne zaman tanıştım? Yok, hayır, olmadı; onunla ne zaman karşılaştım? Bu soru daha doğru.

 

Onunla karşılaşmamın üzerinden neredeyse otuz beş yıl geçti. Yarımca’ya geleli ve Yarımca İlkokulu’nda göreve başlayalı bir buçuk ay olmuştu. Cumhuriyet Bayramı arifesiydi. Bir kutlama kartı aldım: Cumhuriyet Bayramım’ı kutluyor…

 

Şaşkınlıklar içindeydim… Neden? Önce, böyle bir şey hayatımda ilk kez oluyordu: hep bilmez miyiz, bu kartlar ramazan bayramlarında, kurban bayramlarında yollanır diye? Sonra, göndereni tanımıyordum; ad bana yabancıydı…

 

Bu şaşkınlıklar yetmemişti; birden ayırdına vardım: karşımdaki bir el yapması karttı!.. Her şeyiyle… Ama nasıl? Anlatamam… Sanki birinci sınıf matbaa işiydi… Onu yapan, değme grafikçilere, hattatlara taş çıkartırdı… Asıl şaşkınlığım bundandı. Noktayı bu koyuyordu.

 

İmza: Behiç Köksal.

 

Onunla ilk kez işte böyle, bir bayram kutlama kartı aracılığıyla tanıştım.

 

* * *

 

BEHİÇ Bey’in kim olduğunu, nasıl biri olduğunu az buçuk öğrenmiştim, ama, onunla yüz yüze karşılaşmamız, bayram kartının gelişinin hemen ardından oldu. Bir ay bile geçmeden…

 

O yıllarda Yarımca’da kirazlar daha yok olmamıştı; Belediye kiraz şenlikleri düzenlerdi… Şenlik izlencelerinin yapılması ve yürütülmesi için de özel kurullar oluşturulurdu. İşte o yıl, şenlik kurulunda bizim okuldan ben de vardım ve Behiç Bey’le bu kurul işi dolayısıyla tanıştım. Kurulun ilk toplantısında…

 

Toplantının gündeminde, ne yapalım, nasıl edelimden başka pek bir şey yoktu. Tabii, bir de kurul üyelerinin tanışması falan… Belediye’den başkan ve ilgililer, mahalle muhtarları, okullardan öğretmenler…

 

Herkesin parlak fikirleri vardı. Dikkatimi çekmişti, Behiç Bey pek bir şey söylemiyordu. Kısa kısa notlar alıyordu, o kadar… Oysa, bana göre, afiş hazırlaması olsun, sahne düzenlemesi olsun ya da süsleme, böylesi konularda en çok diyeceği olan kişi Behiç Bey’di.

 

Behiç Bey’i tanımam ise, işte bu şenlik kurulunun işbaşı yapmasıyla oldu: arı gibi çalışarak devasa işler çıkaran pire gibi bir adam…

 

* * *

 

ÇOK sık karşılaşmasak da, Behiç Bey’le aramızda bir dostluk doğdu. Öğretmenlik yıllarımda zaman zaman onun yardımını almışımdır: bir pano mu yapılacak, ince bir iş için fırça mı gerekiyor ya da özel bir kalem mi, yoksa, özel bir boya formülü mü gerekmekte ya da şöyle bir boyama işi için nasıl bir zemin hazırlamalı?.. Behiç Bey ne bilgisini ne aracını-gerecini esirgemiştir.

 

* * *

YILLAR geçti, ben Yarımca Belediyesi’nde görev aldım. Behiç Bey’in yardımlarını orada da hep yanımda bulmuşumdur.

 

* * *

 

GEL zaman git zaman, benim İstanbul yolculuklarım başladı. Her gün… İşe gidip geliyorum. Trenle… Behiç Bey bir trenseverdir. Onun da işi İstanbul’daydı ve o da trenle gidip geliyordu. Seyrek de olsa işte bu İstanbul yolculuklarımızda karşılaşıyorduk.

 

Acaba Behiç Bey trende mi, diye vagonlara bakınırdım. Varsa, mutlaka bir şeyler okuyor olurdu. Çoğu kez de çizgiroman… Fransızca… Behiç Bey’i bulmam, onu bu zevkli okumalarından ederdi; ama, uzun ve tatlı bir sohbet başlayacağı için de yanına gelişime çok memnun olduğunu bilirdim.

 

 

Onunla hep eskilerden söz ederdik. Bitmez tükenmez şeyler… İşini anlatırdı, eski işlerini anlatırdı… Türlü türlü işlerde çalışmıştı. Öyle işler ki, onlardan birinde bile çalışan ya da çalışmış olan birisini ha deyince bulamazdınız.

 

Behiç Bey’i tanımayan için, hiçbiri de birbirine benzemeyen işlerdi bunlar… Ama ben, onun bu iş maceralarındaki ortak noktayı görmüştüm ve bu macera adamını, saygıyla, sevgiyle beslenen bir imrenme duygusu içinde dinlerdim.

 

Behiç Bey’in anlattıkları, birbirinden ilginç şeylerdi. Çoğu kez de anılarını anlatırdı. Zengin, renkli, canlı anılar… Bunlardan biri vardı ki, bana çocukluğumdan esintiler getiriyordu.

 

Behiç Bey’in sinema anıları…

 

Onları dinlerken, küllenmiş kimi anılarım su yüzüne çıkıyordu. En güzeli de, o anılarımın arasındaki boşluklar birer birer doluyordu: Behiç Bey’den dinlediklerim, gerçekte yaşamadığım pek çok şey de yaşatıyordu bana… Yıllar sonra, çocukluğumdan türlü kesitleri yeniden, ama daha zengin yaşıyordum.

 

* * *

 

BİR gün Behiç Bey’e, “Ağabey, senin bu sinemacılık anılarını yazsak” dedim. Aslında, bir macera yaşamayı öneriyordum. Ve içinde benim de yer alabileceğim bir macera olsun istiyordum bu.

 

 

Behiç Bey’le birlikte yaşayacağım bu macerada yola Ankara’dan çıkacaktım. Biliyordum, elimden tutanımın, yol gösterenimin sinema eksenli macerası bu kentte başlamıştı…

 

Şunu da biliyordum, Behiç Bey’i dinlerken Ankara-Tokat-İstanbul arasında gidip gelecektim. Bu da benim özel maceram olacaktı.

 

 

Peki bu macera nerede sona erecekti? Gerçek şuydu ki, nerede sona ereceği pek de önemli değildi… Nerede sona ereceğinden önce asıl soru şu olmalıydı: Sona erecek mi?!..

 

(Devam edecek)

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.