“Cevrin Yetişir!…”

Ortak Yönleri Çok İki Şarkı

 

Biliyoruz, Türkçeye doğu dillerinden, “doğu” deyince de Arapça ile Farsçadan –tabiî bunda din etmenini, etkenini göz ardı edemeyiz– pek çok kelimeye buyur etmişiz. Gerçi, kendi kültürüne yabancılaşmanın da etkisiyle Batı’dan da olur-olmaz kelimeler eklemişiz buna… Bu olgu(lar)da münevver (aydın) geçinenlerin gühahı çok ya; o da başlı başına bir dert… 

İşte Arapçadan gelme bir kelime de “cevr”dir Türkçede. Daha da vardır ya, başta, “eziyet, zulüm, acımasızlık, haksızlık; adaletin zıddı durumlar, kötü durum; üzgü, üzme, üzülme” diye sıralayabileceğim bir yığın anlama geliyor… Biz, Türkçenin yapısından olsa gerek, böyle son iki harfi de ünsüz olan dört harfli kelimelere kafadan bir ünlü ekleyiveriyoruz: “cevr” de “cevir”e yakın çıkar ağzımızdan. Bir de “cevretmek” (“cevreylemek”) diye bir fiilimiz var; kendi icadımız… 

Bitti mi? Biter mi hiç? Kızlarına “Cevriye” adını koyanlar bile var; sade anlamı “eziyet, sıkıntıyla ilgili (olan)” olan Cevriye’nin asıl anlamının, “cevr eden”, yani, “eziyet eden; zulüm, acımasızlık, haksızlık yapan; üzgü veren” olduğunu, olabileceğini düşünmüşümdür hep… Evet, böyle düşünürüm; zira, beni bu düşünceye yönlendiren iki şarkı sözü var; kapı gibi: 

İlki şu: 

“Cevrin yeter artık, bu kadar olma sitemkâr…

Sen olmazsan bu âlemde, benim söyle, neyim var?

Bir yan bakışın ruhumu baştanbaşa sarar;

Sen olmazsan bu âlemde, benim söyle, neyim var?!…” 

 

Öbürü de şu: 

“Cevrin yetişir sanma sakın; ol ki sitemkâr,

Bir ben kalayım katlanacak, şevk alacak yâr…

Arttır ki hemen cevrini sen, pes desin ağyar,

Bir ben kalayım katlanacak, şevk alacak yâr…” 

Ne diyor bu? Serapa* eziyetseverlik… 

Böyle dedim ama, bu güftelerin yazarlarının sanatlarını koyduklarını ortaya, biliyoruz. İlk söz yazarımız Celadet Barbarosoğlu; eseri Osman Nihat Akın (1905-59) bestelemiş… İkinci güftenin sahibi de (sıkı durun), ünlü Cumhuriyet şairlerimizden Behçet Kemal Çağlar. Bu sözlerin müziğiyle günümüze ulaşmasını sağlayan  bestecimiz de Şerif İçli (1899 – 1956).   

*

Bu iki şarkının ortak paydaları için, «güftelerinin “Cevrin” sözüyle başlıyor olması» denebilir rahatlıkla, değil mi? Ama mesele o kadar basit değil: şu rastlantıya bakın, iki eser de suzinak makamında bestelenmiş. Bu bir nazire değilse ne olabilir? Bence sözler, başka başka zamanlarda başka başka yerlerde başka başka bestecilerde aynı, en azından “benzer” duygular uyandırmış ve bu duygular da karşılıklarını suzinakte bulmuş. “Suzinak”, Farsça “suznak”ten geliyor (ve bu kelime Arap alfabesinden /kef/ harfiyle sonlanıyor; bu harf için ince /ke/ harfi diyebiliriz): “suznak”, Türkçede “suzinak” olmuş; özgün kelime, “suznak”, geldiği dilde (Farsça) “yakıcı” demek. 

Ve sıra geldi bu ortak tatlara sahip şarkıları dinlemeye:

- Hamiyet Yüceses söylüyor: https://www.youtube.com/watch?v=FQySGC4m1Xc . 

- Mediha Şen Sancakoğlu söylüyor: https://www.youtube.com/watch?v=Xdyq6frXytE .

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 23 Mayıs 2021 Pazar

 

___________

* serapa: Baştan ayağa kadar; baştan başa: bütünüyle. 

 

 

© 2021 İK

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.