Müziğimiz Yeni “Altar”ları Beklerken…

Yıldızlı Semalara Bakmak

 

“Müzik” (musıkî, musikî) kısaca, “(belirli kuralllara uygun olarak) biçim ve anlamlı titreşimler kazanmış ses(ler)” diye tanımlanabilir. Ve elbette, bilimsel, teknik ve sanatsal daha nice tanımlamaları vardır; olmalıdır da… Ben burada, hiçbir iddiası olmayan –kendi anlayışıma göre– bir şeyler söylemeye çalıştım.

 

*

Yaşça eskimişlerin bir kısmının hatırlayacaklarını sanıyorum: TRTmiz kurulup da (k. ta. 1 May. 1964) radyo yayın istasyonları çoğalmazdan önce –henüz TV’nin olmadığı dönemlerden söz ediyorum–, özellikle ülkemizin Ankara’ya, İstanbul’a uzak yerlerinde, kendimize ait Türkçe yayınları dinlemek epeyi zahmetli bir işti.

 

Biz o tarihlerde Tokat’tayızdır ve “Türkiye Radyo Yayın Postaları 1648 metre 182 kilosikl (Fr., İng. kilocycle) uzun dalga Ankara Radyosu”nu ayarlamaktan, ibreyi “parazitsiz” bir noktada sabit tutabilmekten içime fenalıklar gelmiştir. Niye? Bu dalgada (istasyonda), yanılmıyorsam daha çok sabah ile öğlen arasında bir program yayımlanırdı, onu dinlemeye hazırlanıyorumdur: Ankara Radyosu’nun mensuplarından olduğunu çok sonraları öğrendiğim Cevad Memduh Altar’ın sunduğu“İzahlı Müzik” programını…

 

Çok uzatmadan ve asıl, bu yazıyı okuyacak olanları bunaltmadan, “pastoral müzik”, “tasvirî müzik” vb. söz ve kavramları ilk o programda duymuşumdur, bunu belirtmek istiyorum. TVlerin esiri olduk gidiyoruz; son zamanlarda, diyeyim 3-5 yıldır, düzenli radyo dinleyicisi değilim, dolayıyısıyla günümüzün radyo programları ne âlemde, pek bilgim yok; doyurucu kültür yapımları var mı, bilmiyorum.

 

*

Yine eskiden kalmaların duymuş olabileceklerini tahmin ettiğim iddialı bir laf dolaşır zaman zaman: özetle şöyle: «“Türk müziği” dediğimiz, makam esaslı geleneksel Türk müziğinin radyolarda çalınıp söylenmesi» yasaklanmışmış. “Olmayacak duaya âmin demek”ten başka bir şey değil… Ve bu bilgiyi dolaşıma sokanlar, akıllarınca, Atatürk üzerinden Cumhuriyet’e vurmaktadırlar. Şöyle bir söz vardır, duymuşsunuzdur: “Haçıma (dinime) küfreden Müslüman olsa bari…” Bu zevata Dede Efendi’den bir semaî bile dinletmeye kalksan, daha onuncu ölçüye varmadan esnemekten çeneleri ayrılacak hâle gelirler…

 

Her ne ise… Sona yaklaştım sanırım:

 

Bizim yerli ve millî müziğimizde bir şarkı vardır, bence, tam “tasvirî bir müzik”: Yıldızlı Semalardaki Haşmet Ne Güzel Şey. Güftesi Fâik Ali Ozansoy’un (1875 – 1950) olan bu Kürdîli hicazkâr eseri Sadi Hoşses (1912 – 1994) bestelemiş; usulü aksak. Bakın, göreceksiniz, yıldızlar ne kadar da yakın sizlere, yerlerinizde doğrulsanız başlarınıza değecek… Hele de mi(e)yan (arada makam geçkisi yapılan bölüm) bölümü… Güftenin, “Dünyamızın üstünde bütün ruhlar uyurken / Dünyada senin âşığın olmak ne saadet / Bir bitmeyecek aşk-ı muhabbet ne güzel şey” sözlerinin müzikle buluştuğu bölüm… Şahane bir “saba (a:)” geçki…

 

Ve gönül, radyo-TV’lerimizde bu tasvirlere ışık tutacak açıklamalı müzik programları da olsun istiyor. Yeni yeni Altar”lar

 

İnal Karagözoğlu

8 Nisan 2021 Perşembe

 

© 2021 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.