İşin Sonunda “Peçete Kafese Haşa”

“Peçete Kafese Haşa” - Ya da İşte Size Oyalanacak Bir Konu!

 

Türkçede bir söz vardır, baş tarafını başlığa aldım: “(İşin sonunda) vezir olmak da var, rezil olmak da…” Bu sözün din felsefesindeki karşılığı da “[E]eci(î)r olmak da var rezil olmak da…” (Ar.) Ecir, genel anlamıyla, “sevap, karşılık, mükâfat (ödül)” demek; anlamlar arasında, “nefsini kiraya veren” (işçi, gündelikçi) anlamı da var.

*

Konuya renk katmak için, araya, Oğuz Aral’ın (1936 – 2004) “Ya vezir olacaksın ya rezil!..” yazısını sıkıştırayım; rahmetli, her zamanki gibi döktürmüş ( https://www.hurriyet.com.tr/ya-vezir-olacaksin-ya-rezil-153320 )…

*

Bu arada dalıp da asıl diyeceğimi unutmayayım: Türkçedeki ses uyumu… Büyüğü var, küçüğü var; ilkmektepteyken en çok ilgimi çeken bir konuydu. Sert ve yumuşak sessiz harfler de… Öğretmenimiz, unutmayalım diye de anlamsız bir söz yazmıştı tahtaya; ama akılda kalması kolay. Baksanıza, hâlâ unutmamışım; öğretmenliğimde ben de öğrencilerime aktarmıştım; “hâşâ’nın /a/ları uzun okunacak (ha:şa:)” uyarısıyla… O zamanki çocuklar pek bilmezlerdi bu sözü; şimdikiler hiç bilmezler ya… 

Öğretmenin sert sessizler formülünden bugün bile yararlanırım: sözdeki ünlüleri atıyorsunuz, kalanları sıralıyorsunuz: ç, f, h, k, p, s, ş, t (yumuşakları da c, v, g-ğ, b, z, d; h ile ş’nin yok). Fırsat doğmuşken, bu /b/ ve /f/ harfleri arasında, aklımın almadığı bir bağlantı olduğunu –ya da bana öyle geldiğini– söyleyeyim. Böyle düşünmek için yabancı diller bilmeye gerek yok; mesela komşu Bulgarlar, önemli şehirlerinden Varna’nın bu adını kendi alfabeleriyle (Kiril) “Варна” biçiminde yazarlar, “Varna” diye sesletirler… Kısaca “Bılgariya” dedikleri ülkelerinin adı da “България” biçiminde yazılıyor.

Uzatmayayım, sert sessizlere döneyim:

Sert sessizle biten kelimeye gelen eklerin ilk harfleri sertleşiyor; bütün numara bu; örneğimiz, “Çocuktan al haberi” cümlesi olsun; “Çocuk” yerine  “Hakan” ya da “oğlum” olsaydı haber alınacak kişi, “Hakan’dan al haberi” ya da “Oğlumdan al haberi” diyecektik. Görüldüğü gibi, /t/ gitmiş; yerine, onun yumuşağı olan /d/ gelmiş. Peki, cümle “Murat”lı olsaydı? Bu durumda da “Murat’tan al haberi” diyecektik. Çok basit, değil mi? 

*

“Çok basit” dedim, ama anlayana… Bizde, özellikle de makam esaslı geleneksel müziğimizde bu kurala “uymama” huyu var. Yanlış anlaşılmasın, sorun müzikte değil, daha doğrusu güftede de değil; kuraldışılık icracı seslerde… Yani, kadın-erkek fark etmiyor, sarkı söyleyenlerde. 

En iyisi bir örnekle anlatmak (günümüzün modasıyla söylemeyi denersem, “en iyisi olayı masaya yatırmak”); biz de yatıralım bakalım: 

- Güftemiz, mevsime de uygun olarak şu olsun:

“Erişti nev-bahar eyyamı, açıldı gül-i gülşen;

Çerağan vakti geldi lale-zarın, didesi ruşen.

Çemenler döndü ru(y)-i yâre: Reng-i lale vü gülşen.

Çerağan vakti geldi lale-zarın, didesi ruşen…

Açıldı dilberin ruhsarı gibi laleler, güller;

Yakıştı zülf-i huban ve zemine saçlı sü(n/m [İK])büller;

Neva-saz olmada bin şeyk ile aşufte bülbüller.

Çerağan vakti geldi lale-zarın, didesi ruşen…” 

Bu sözler, Divan şairlerimizden Nedim’in (1861 – 1730) bir şiiri; metni ben Youtube alanından aldım. Ancak, bazı harflerdeki o harfin uzun okunacağını göstermek amacıyla konmuş olan düzeltme imlerini kaldırdım. Zira bu işaret (^), son uygulamaya göre, üzerine konduğu harften önceki ünsüzün ince okunacağını gösteriyor; örn.: Kâmil; baştaki /k/, “kapı”nın /k/si gibi değil de “kelek”tekiler gibi sesletilecek… 

Ve bu şiir, bir zaman gelmiş, ses sanatçılarımızdan bestekâr Ârif Sâmi Toker’in (1926 – 1997) nihavent makamında semaî usulünde bestelediği şarkıya güfte olmuş ( https://www.youtube.com/watch?v=3wHLxH3hBps ).

 *

Şair, bu şiirinde geçen mesela “erişti” sözündeki “-ti” çekim ekini zamanının alfabesiyle böyle mi  yazmış, yoksa “erişdi”deki “-di”yle mi? Özgün metni bulamadığım için bilmiyorum. Ama bu şarkıyı seslendirenlerden bir bölümü ille de “erişdi” diyor; “yakıştı”yı da “yakışdı”. İşin acı (bence “komik”) yanı, bu zevat arasında nice ünlü adlar da var. 

Bundan sonrası, meraklıların araştırmalarına kalıyor; madem kovidal durum dolayısıyla evdeyiz (“HES” vaziyeti!), işte size, oyalanacak bir konu…

 

İnal Karagözoğlu

22 Mart 2012 Pazartesi

 

_____________

Kelimeler:

 

nevbahar: İlkbahar.

eyyam: Günler.

gülşen: Gül bahçesi.

çerağan: Mum gibi yanan, parıldayan; kandil, ışık; donanma şenlikleri.

lalezar: Lale yetiştirilen yer, lale bahçesi.

dide: Göz (dideler ruşen: Gözler aydın).

çemen: Çayır, çimen.

ru(y): Yüz, çehre, sima.

yâr: Âşık olunan kişi; sevgili.

dilber: Çok güzel, alımlı (kadın).

ruhsar: Yanak.

zülf (zülüf): Yüzün her iki yanından sarkan saç lülesi; sevgilinin saçı

huban: Güzeller, iyiler (kadınlar için).

zemin: Yer, yeryüzü; dünya.

neva: Ses, ahenk, nağme; kuvvet, zenginlik; kısmet, nasip. Makamsal Türk müziğinde bir makam.

şevk: sevinç, neşe; heves

aşüfte: tutkun, çılgınca seven (kişi); (kadın için) fettan, çekici; hoppa, hafifmeşrep, iffetsiz (kadın)

 

© 2021 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.