Dil, Esop’un “Dil”i, Saray Dili, Sokak Dili

Ve Bülbülün Çilesi

 

Dil üzerine söylenecekler bitmez. Tepeye dördünü alabildim: başlığı kısa kesmek için… 

Hele, “Bülbülün çektiği dili belası” diye bir söz var dilimizde, söyleyecek söz kalmıyor geriye… 

*

Her ne kadar “Bülbülün çektiği dili belası” diye bir atasözü var ise de dilimizde, bu sözün sonucundan kurtulmak için, başlıktaki “saray dili” tanımlamasının, Osmanlı döneminde kullanılan “edebî dil”i işaret ettiğinin altını çizeyim. Sözünü ettiğim dile bir örnek vermek gerekirse, mesela şöyle bir cümle: Kendü kendü nefsüme ẓulm eyledüm.” (Âşık Paşa [1272 – 1333], Garibname.) Paşa’nın bu sözünün günümüzün sokak dilindeki karşılığı, “Kendi ayağına kurşun sıkmak.” 

Esop’un “Dil”i 

İşi uzatmadan, yazıyı, ilkokulda öğretmenimizden dinlediğimiz şu masalla bitireyim: 

«Ezop başlangıçta köleymiş. Yani satın alınmış, parası verilmiş; soylu baylara uşaklık, hizmetçilik etsin diye tutulmuş insanlardan. Efendisi de bilge Ksantus’muş. Bilge Ksantus, bir gün dostlarına, tanışlarına bir şölen vermeyi kararlaştırdığında kölesi Ezop’u çağırıp buyurmuş: 

“Çarşıya çık; yiyeceklerin, içeceklerin en güzelini, en tatlısını al; parlak bir şölen hazırla ki gelenlerin hepsi yediklerine şaşırıp parmak ısırsınlar…”

Ezop denileni yapmış, buyruğu yerine getirmiş. Bilgenin dostları, tanışları şölen sofrasına oturmuşlar. Bir de ne görsünler? Bütün yemekler, çerezler, tatlılar hep dilden yapılma değil mi? Kızmışlar, bilge Ksantus’a çıkışmışlar: 

“Sen bizimle alay mı ediyorsun? Nedir bu senin yaptığın, hani bizi şölene çağırmıştın, bu mu şölen şölen dediğin senin?” demişler. 

Doğrusu, bilge Ksantus da bozulmuş bu işe. Ezop’u çağırtmış: 

“Nedir bu olanlar?” demiş. “Sen aklını mı kaçırdın? Bir iş emanet ettik sana, bak ne oldu? Beni durup dururken bunca insana karalattın.” 

Ezop:

“Siz bana çarşıdan dünyanın en güzel, en tatlı şeyini al, getir dememiş miydiniz? Ben de dediğinizi yaptım işte…” demiş. “Dil dünyada var olan en güzel, en tatlı şeydir. Bütün bilimlerin anahtarı dildir. İnsanlar onunla anlaşırlar; sevgimizi, düşmanlığımızı dilimizle anlatırız. O olmasaydı halimiz kim bilir nice olurdu!..” 

Hem tanışları hem bilge Ksantus, Ezop’un dediklerini doğrulamışlar. 

“Evet…” demişler. “Ezop haklı. Dil gibi var mı?” 

Aradan zaman geçmiş. Bilge Ksantus yine bir şölen vermeye kalkmış. Bu kez de “En kötü yiyecekleri al getir, onlarla bir şölen hazırla bize Ezop…” demiş. Akşam sofrada çağrılılar toplaşmışlar. Önlerine yine dil ile dil çeşitlemeleri gelmez mi? 

“Bre Ezop, yine mi senin oyununa geldik?” diye çıkıştıklarında, Ezop söze girmiş: 

“Değil…” demiş. “Dünyada en güzel, en tatlı şey dildir; ama yine de en kötü, en acı şey de dildir. Neden derseniz, insanları birbirine katan dildir; sövüp saydıran, işi dövüşe kadar götüren, çatışmaları doğuran hep bu dildir. İnsanlar ne çekerse dilleri belasına çekerler. Doğru mu eğri mi bu sözüm?” 

Düşünmüşler: Ezop haklı. “Doğrusun!” demişler. 

Diline sahip olmak da bir marifettir insan için. Dil, yeri geldi mi keskin, vurucu bir silahtan beter olur.»

  

İnal Karagözoğlu

9 Mart 2021, Salı

 

______________________

Birkaç not: 

 

-Ezop, MÖ VI. yüzyılda yaşadığı zannedilen bir Yunan masalcısıdır. Fabl türünün önde gelen adı XVII. yüzyıl Fransız yazarlarından La Fontaine’in esin kaynağının, Ezop’un masalları olduğu belirtilir.

-Tarık Dursun Kakınç’ın çevirisi olan Ezop’un Dili masalını, https://www.masal.org/bir-ezop-masali-dil.html kaynağından aldım. 

 

 © 2021 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.