Disleksi ve Ötesi

Arabesk-Arabeks, Reks-Resk, Faks-Fask, Disleksi-Disleski…

  

Kelimeleri, daha çok da tek (bir) heceli kelimeleri ya da kelimelerdeki dört harfli heceleri, özellikle /s/ ve /k/ harflerinin yerlerini değiştirerek sesletenlerimiz hiç de azımsanacak gibi değil. Çocuklarda, genellikle okul çağında fark edilen ve “kelimeleri telaffuz etmede, kelimelerdeki değişik sesleri ayırt etmede güçlük çekme; okurken, yazarken kelimelerdeki harflerin yerlerini değiştirme; düşünceleri yazıya geçirmekte güçlük çekme; pek çok yazım hatası yapma ve liste ve tarife gibi çizelgeler ile olayları hatırlamada güçlük çekme” olarak görülen bir rahatsızlık var: “disleksi”. Bu sorunda öne çıkan kelimelerin birkaçını altbaşlığa aldım; ortak özellikleri, söylenişlerindeki disleksi durumunun /k, s/ harflerinde olması.

*

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

“Bile İsteye” Yokken

Meğerse Ne Anlatım Fakiriymişiz de Haberimiz Yokmuş…

 

Bizim damat, benim dildeki şaklabanlıklara, bozuk düzene, hor kullanışlara ve daha bunlara benzer benzemez kötü gidişata karşı olduğumu bildiğinden, iki hafta kadar önce, “bile isteye” lafı için ne dediğimi sordu. 

“Valla farkında değilim; o da ne” dedim. Birkaç örnek verdi; ben de anlamış göründüm. Telefonun ardından TV’lere kulak kesildim; öyle ki, “65 +”lara yönelik yeni önlemler ya da koyvermeler kulağımın birinden girip ötekinden çıkmasıyla bir oluyor; ben, “bile isteye” avındayım. 

Bu acıklı durumum pek uzun sürmedi; birer ikişer yakalamıştım yeni zıpçıktılığı ve damada geri dönüşlerim başladı. Gerçi o da beni malumattar kıldığına bin pişman olmuştu, ama yapçak da bi şiiiy yoktu; sanırım, bir daha böyle işlere bulaşmaya tövbe etmiştir. Olsun; hele bu yazı bir bitsin, bakalım, ilk iş ona postalamıyor muyum!… Arı kovanına çöp sokmak neymiş, görsün de hele bir aklı başına gelsin!… 

*

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Gerçi Hiçbirisinin Eksikliğini Görmeyelim; Ama Ben,

Hekimliğin Dışına Taşmış Doktorları Çok Severim

 

Kim söylemiş, ne zaman ve ne münasebetle? Araştırılmaya seza bir sözdür, sizler de duymuş olmalısınız; şöyle: “Tıbbiye’den her şey çıkar, arada sırada da doktor çıkar.” 

Bu söz ilk bakışta (“duyuşta” yani) “hekimleri hor görmek” diye anlaşılsa da, öyle değil olduğuna inanırım. Hem, Batılıların da aşağı yukarı aynı düşüncede olduklarını okumuştum bir yerde; her iyi işte Batı’yı örnek alıyoruz ya, adamlar, fen bilimlerinin şahı sayılan bir mesleğin mensuplarını niye küçümsesinler ki…

Bu arada düşünüyorum da, güzel sanat dallarında, başta müzik ve edebiyat, yazarlık ve akla gelebilecek başkaca alanlarda isim yapmış nice hekimimiz var. Mesela, benim üniversite yıllarımda devam ettiğim İ. Ü. Talebe Birliği’nin korosunun çalıştırıcısı ve şefi, bir hekim olan Dr. Abidin Gerçeker’di. Gerçeker, bir bestekârdı da. Yine hekim olan bestekâr ve ses sanatçısı Prof. Dr. Alaeddin Yavaşca, Koro Şefi Dr. Nevzat Atlığ… Ve mesela, hekimliğinin yanı sıra yazar, oyuncu ve yönetmenliği de olan ödüllü sanatçı Dr. Ercan Kesal ile geleneksel Türk süsleme ve minyatür sanatında Süheyl Ünver ve daha daha niceleri…   

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

“Ticaret”e Çıkan Yol

“Kaymak Gibi…”

 

Cumhuriyet gazetesinden Mustafa Balbay, geçen pazar günkü (21-II-2021) yazısına, gazeteciliğimize “araştırmacılık boyutu”nu getirmiş olan rahmetli usta kalem Uğur Mumcu’nun sanki günümüzden söz ettiği bir yazısından şu alıntıyla başlamıştı: 

Dini duyguların ve dince kutsal kavramların siyaset adına kullanılması ile din, din olmaktan çıkar, siyasetin aracı olur. Siyaset ticarete, ticaret siyasete, din de her ikisine araç edildi mi, artık bu sömürünün sonu gelmez…vi için Türkiye'ye geldi, hayatının şokunu yaşadı!

Elhamdülillah Müslümanız! 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

“Hükümetin Önünden Geçtim”

Sadece Bir Seyirlik mi?

 

Benim kıymetli arkadaşlarımdan rahmetli Erol’un eşi, bir keresinde, bir punduna getirip “Sizlerin Tokat hikâyeleriz bitmez” anlamına gelen pek veciz bir söz etmişti; doğrudur, bitmez. 

İnsan, yaşça ilerledikçe eskileri hatırlarmış daha çok, derler; –aslında bu, beynimizin bir oyunuymuş bize– bu saptamayı doğru zannedip de, bir ayağı çukurdaki faniye, “adamdaki zekâya bak, 90’ına merdiven dayamış, çocukluğunda koyun etinin okkası kaç paraydı, onu bile hatırlıyor” diye övgüler düzmek büyük hata. Böyle düşünmek psikoloji bilmemenin arka yüzü. 

*

Tokat’ın anlı şanlı meydanı, Belediye binasının önündeki Atatürk Anıtı’nın da yer aldığı alandı. Karşı taraftaki Halkevi’nin de önü olan bu alana her nedense “Hükümet Meydanı” derdik. Oysa, o vakitler hükümet binası, memleketin ezelî caddesi olan Behzat Caddesi’nin Sivas yoluna dönüştüğü bir yerde Cadde’nin solunda, Yeşilırmak Çayı’nın akış yönüne göre sağdaydı; adliye de orada… 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Şarkılarda Bunlar da Var…

Batı’nın Öbür Yüzüne Bir Bakış

 

Bizde körü körüne hayranı olunanların başında “Batı” da geliyor; hem coğrafî ve hem de düşünce, görüş, davranış olarak… Bunda, rönesans (Fr. “[yeniden doğuş]) ile özel bir ad (kavram) olarak da “Rönesans” (Fr. La Renaissance) olgusunun büyük etkisi olduğu muhakkak. Rönesans (La Renaissance), arkasında birden çok etmen bulunan, insanlık tarihinin çok yönlü büyük bir hareketi; elbette bizi de etkilemiştir… 

Bu gerçeğin yanı sıra bir de mesela 1915 Viyana Konferansı (15 Eylül 1814 – 9 Haziran 1815 ) olgusu…

1814 Eylülünde Avrupa devletleri, Avusturya’nın başşehri Viyana’ya, Avrupa bağlamında uluslararası sayılabilecek bir toplantıda imparator, kral, kont seviyesinde temsil edilmeye koşmuşlardı. Ortak amaçları, günümüzün moda sözüyle masada biz de varız demekti. Osmanlılar ise, başına büyük dertler açacak olan Şark Meselesi (Doğu Sorunu) düşüncesinin şekilleneceği masada bazı endişeleri, sorunları dolayısıyla yer almak istememişti.

Şark Meselesi?

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.