Beni Çeken Başlık Oldu

“Sen”li Hitapların Doğurduğu Şu Dayanılmaz Sıkıntı…

 

Güne “günlük basını Genelağ (Internet) üzerinden taramakla başlamak” alışkanlık hâline geldi bende. “Şartlar bunu getirdi” diyebilirim: asıl faktör, pandemik uygulamalar ve özellikle “o günkü durumun ne olduğunun bilinmezliği”. Elinizin altında şamar oğlanı gibi kullandığınız yüksek çözünürlüklü bilimsel kurulunuz varsa eğer, sırtınız yere gelmez. Durum öyle. Bu arada en çok da “65 +”lara oluyor olanlar: zaten birer ayakları çukurda olan bu takım şaşkın şamama gibi yuvarlanıp gidiyor. Çevirip sorun içlerinden birisine “Bey Amca, Hanım Teyze, bugün sokağa çıkma kısıtlamasının yol haritası ne” diye, nasıl apışıp kaldığını görün gözlerinizle; içiniz acır… Oysa o amca, o teyze, elinin ayağının tuttuğu günlerde nasıl de esip gürlerdi; “Allah’ın sopası yok” dedikleri bu olsa gerek ve bu durumdan alınacak çok ders var, çok…     

Diyeceğim şuydu (ve bu giriş biraz manasız kaçmış olabilir; olabilsin…): 

Herkesin ilgiyle izlediği ve bu arada kendisi ile evin diğer efradını bilgililik açısından test etme fırsatı yakaladığı bir izlence var TV’nin birinde: “Kim Bilmem Şu Kadar Miktarda Para Sahibi Olmak İster” gibisinden bir soru… Hani şu, Bedri Rahmi’nin İstanbul Destanı’ndaki «Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm / Bir top Amerikana hasret sizlere ömür / Gülsüm’lerin sürüsüne bereket / Yerine bir Gülsümcük bulunur elbet / Gider Gülsüm gelir Gülsüm / Azrail ettiğin bulsun» dizelerindeki gibi bir yıldız sunucunun koltuğuna bir başka yıldızın geçmesiyle “Devam!” denen… Sanırım, anlaşılmıştır.

Ve nihayet, “sen”li hitapların yol açtığı şu dayanılmaz sıkıntıya gelebildim… 

Ama bence anlaşılmayan bir taraf var bunda; ve dikkatlerinden kaçmamıştır bazımızın sanırım, bu “yeni durum”da bir çifte standardın da oturmuş olduğu o sunucu koltuğuna: yıldızlar yukarılarda olduklarından olacak, bazı yarışmacılar ile yarışma jokerlerinden telefondakine yukarıdan bakmalar… Seslenmelerde “siz” sözünden “özenle” kaçınıp “sen”le idare etmeler… Bu pek belli olan, göze-kulağa batan durum, o katılımcıların yaşlarıyla mı alakalıdır, yoksa başlarıyla mı? Bilinmez. Ama beni rahatsız eder. 

Ve düşünmeden de edemem: “E madem, karşındaki kişilerin yaşları, başları belirliyor onlara seslenme adabını (“adap” kelimesi “edep”ten geliyor; “adap(b)”ın tekili olan “edep”, “utanma duygusu, terbiye” demek; yani, “güzel hâllere ve huylara sahip olma, utanılacak hareketlerden sakınma, her konuda sınırın ne olduğunu bilerek o sınırı gözetme hâli.”), öyleyse, sence “siz” diye hitap edilmeyi hak edenlere “amcacım, abicim, ablacım, teyzecim” ya da daha genel bir hitap şekliyle “hocam” diye sesleniver, geçsin gitsin…    

Artık buradan da Hürriyet gazetesinden Ahmet Hakan’ın dün köşesine taşıdığı konu… Şu ‘sen’ diye hitap etme sorununu da bir aşsak başlıklı yazısında[*] şunları söylüyor: 

«Kalacak yeri olmayan vatandaşla polis arasında geçen konuşmanın videosunu izlerken…

Bir şeyden çok rahatsız olmuştum:

*

Polisimiz, vatandaşa “sen” diye hitap ediyordu.

Israrla, inatla.

Böylece ortaya…

Üstenci bir dil çıkıyordu.

Belki maksat öyle değildi ama sonuçta dil üzerinden karşısındakini küçümseyen bir eda söz konusuydu.

*

Polisimiz, karşısındaki kim olursa olsun…

Statüsüne, ekonomik durumuna, ününe falan bakmadan…

Tüm vatandaşlarımıza “siz” diye hitap etmelidir.

Hatta bu kural, devlet olsun özel olsun tüm hizmet sektörü için geçerlidir…

Bazılarına “sen”, bazılarına “siz” olmaz…

*

Burası, herkesin “siz” diye hitap edilmeyi hak ettiği bir ülkedir.» 

*     *     *

Hakan Bey, umarım, bu parasal izlenceden de söz eder günün birinde… 

 

İnal Karagözoğlu

29 Aralık 2020, Salı

 

_____________________

* https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/su-sen-diye-hitap-etme-sorununu-da-bir-assak-41699777

 

 

© 2020 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.