Münekkitin Yaptığı İş: Tenkit

“Tenkit” Üzerine Birkaç Söz

 

“Tenkit”, münekkitin yaptığı iş; Türkçesi “eleştiri”. Buradan da “münekkit”, “eleştirmen” demek oluyor; açıklama yapmak gerekirse, “tenkitçi, eleştirme yapan (kimse), eleştirmeci, eleştirici” demek, yeterlidir sanırım. Bu iki kelime bize Arapçadan gelmiş.

 

“Münekkit” özel olarak bir edebiyat terimi.

 

*

Bence, bu iki kelime de pek talihsiz şeyler; bu durumu ben, insanların eleştirilmeye pek gelmedikleri gerçeğine bağlıyorum. Şu son zamanlarda, hiç başka derdimiz yokmuş gibi incir çekirdeğini doldurmayacak şeyleri konuşup durmadık mı? Bunların çoğu, “eleştiri kaynaklı” olaylardı.

 

Bir de şu var: bazen birisi çıkıyor, birilerini kızdıracak laflar ediyor, arkasından da bir açıklama: “Yok, ben öyle demek istememiştim; evet, maksadımı aştığımı kabul ediyorum, özür dilerim.”

 

Bazen de iş mahkemede bitiyor; bu sonuç özür de kabul etmez.

 

Bütün bunlar neden böyle oluyor, dersiniz? Bana sorarsanız, insanoğlunun bir özelliği de burnundan kıl aldırmaması… İşte bu yüzden. Tabiî, “eleştiri” kelimesine “yergi” anlamının yüklenmiş olmasının da etkisi göz ardı edilemez (yergi, “bir kişinin, toplumun ya da bir nesnenin, yerin, inancın, hâl ve hareketin eksik, yanlış, kötü, hoş olmayan yanlarını söz ya da yazıyla dile getirmek, orta koymak” demek).

 

Oysa eleştiri, genellikle “bir durum tespiti”dir. O durum her ne ise, iyi ve kötü yanlarıyla vardır; yani, bir şeyi eleştirmek, ille de onun kötü yanlarını ortaya dökmek değil… Bu arada, eleştiriye tahammülün de bir erdemlilik olduğu belirtmek gerekir: kul kusursuz olmaz. Bizler, birer iyilik meleği olarak gelmedik bu dünyaya…

 

Eleştirmenlerimiz

 

Toplumumuz, dönemler itibarıyla pek çok eleştirmen çıkarmış; ama yine bana sorarsanız bunların piri (şimdi “guru” sözü moda oldu), Divan şairlerimizden yergi ustası Nef‘i’dir (1572 – 1635); öyle böyle değil: bu ustalığı uğruna canından oluyor…

 

Eleştirmenlerimiz ile eleştiri yazıları da olan edebiyatçılarımızın hangisinin başına ne gelmiş, bunları araştırıp anlatmak uzun sürer, –hem, konumuz da bu değil– tespit edebildiklerimi sıralayayım:

 

Şinasi, Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hâmid, Samipaşazade Sezai, Beşir Fuad, Nabizade Nâzım, Mehmet Murad (Mizancı Murad), Cenap Şahabettin, Hâlit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Nabizade Nâzım, Hüseyin Cahit Yalçın, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, İsmail Habip Sevük, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin, Asım Bezirci, Fethi Naci, Hüseyin Cöntürk, Sabahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol, Mehmet Kaplan, Tahsin Yücel, Akşit Göktürk, Şara Sayın, Ünsal Oskay, Murat Belge, Orhan Burian, Tahir Alangu, Memet Fuat, Mehmet Doğan, Bedrettin Cömert, Enis Batur, Nihat Sami Banarlı, Cemil Meriç, Kenan Akyüz, Melih Cevdet Anday, Konur Ertop, Orhan Şaik Gökyay, Alpay Kabacalı, Cevdet Kudret Solok, Agâh Sırrı Levent, Berna Moran, Rauf Mutluay, Yaşar Nabi Nayır, Ahmet Oktay, Atilla Özkırımlı, Nermi Uygur ve Fuat Köprülü.

 

Nef‘i’nin Yeri Ayrı

 

İş eleştiriden yergiye dönünce, bu alanda Divan şairlerimizden Nef‘î’nin bu “sanat”ın piri olduğunu yukarıda kısaca belirtmiştim. Hicivleriyle ünlü olan olan bu sivri dilinin yanı sıra âdeta bir zekâ küpü.  

Ona dair anlatılan bir atışma hikâyesi vardır; bakınız, daha önce duymamışsanız, altta sunacağım bu olayı okuyunca bana hak verecek misiniz… Nef‘î’nin, hem aldığı eğitimin hem şairliğinin hakkını verdiğini hem de zeki bir kişi olduğunu anlamaya yetiyor bu olay. Özetleyeyim:

 

Şairimiz, sivri dili dolayısıyla zaman zaman Saray’ın gözünden düşer, zaman zaman da kadılıkta ifade verir. Ve günün birinde Şair’in kulağına, kadılardan birisinin, hem de “paşa” rütbesinde bir kimse olan Tahir Efendi’nin, onun için “kelp” dediği gelir kulağına. Kelp, Osmanlının diline Arapçadan gelme bir kelime; “köpek, it” demek. Nef‘î durur mu? Şiirsel bir dille şunları söyler:

 

“Tahir Efendi bana kelp demiş;

İltifatı bu sözde zahirdir:

Malikî benim mezhebim, zira

İtikadımca kelp tahirdir.”

 

Bugün konuştuğumuz dille söyleyecek olursak şöyle demiş Şair:  “Tahir Efendi bana köpek demiş; (benim için) güzel şeyler söylediği, gönlümü almak istediği (işte) bu sözlerinden belli. (Zira) Benim mezhebim Malikî’dir (ve) inancıma göre (Malikî mezhebine göre) (de), köpek temizdir (köpek temiz bir hayvandır).

 

Bir ekleme yapayım, Şair Nef‘î, bu dörtlüğünde şahane bir söz sanatına imza atmış: tevriyeye… Bu arada bir açıklamada bulunmak istiyorum; edebiyata ilgisi olanlar elbette biliyorlardır, ama yazının içerik bütünlüğü bakımından küçük bir not çok görülmez sanırım: iki anlamı olan bir kelimeyi uzak anlamını kastederek kullanmaya “tevriye” deniyor. Edebiyatımızda, özellikle şairler arasında eserlerinde bu sanata yer verenler az değildir.

 

İşte Nef‘î… O da “Tahir Efendi” dörtlüğüyle de göstermiş hünerini. Ama başta dedim ya, sivri dilli hicivleriyle ünlenen şairimizin bu dünyadan göçüp gitmesi de işte bu yönü yüzünden olmuş.

 

*

Şairlik, yazarlık, her zaman ikbal kapılarını açan bir anahtar olmuyor…


İnal Karagzoğlu

Yarımca, 11 Kasım 2020, Çarşamba

 

© 2020 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.