Derdimiz Hep Yazım Kuralları mı Olmalı?

Ya Noktalama!…

 

“Artık doğduğu iklime dönemeyecek olsa da insan, ona eskileri hatırlatacak olan dağları / ovaları / kümbetleri / nehirleri / çayları / dereleri / köprüleri / hanları / hamamları bulabileceği, hiç değilse onların izlerini keşfedebileceği yolculuklara çıkmalı. Eskinin, o gerilerde kalmış tarihin / coğrafyanın / insanın / toplum hayatının / çevrenin hayaline dalmak az şey mi; bunları sağlamaya bile değmez mi çıkılacak yolculuklar?” 

Yukarıda iki cümlelik bir yazı parçası var. Orada dile getirenlere benzer duygu ve düşünceler ileten ya da kelimesi kelimesine aynı ya da benzer sözler içeren bir cümleyle, bir metinle karşılaşmışınızdır. Burada dikkatleri çekmek istediğim şey, kelimeler arasındaki sağa yatık eğik çizgiler (/). Bu metin şöyle de yazılmış olabilirdi: “Artık doğduğu iklime dönemeyecek olsa da insan, ona eskileri hatırlatacak olan dağları/ovaları/kümbetleri/(…) kalmış tarihin/coğrafyanın/insanın (…) bile değmez mi çıkılacak yolculuklar?” Bunun ilkinden farkı, eğik çizgiler ile aralarına geldikleri kelimeler arasında birer vuruşluk boşluk bulunmaması. Oysa, ilk metinde var.

Bir ara böyle eğik çizgilerle donatılmış yazılar pek modaydı; daha doğru anlatırsam, böyle eğik çizgilerle donatılmış yazılar bir ara pek modaydı. Ben de böyle “süslü” şeyler döktürmedim değil. Ama bunun, özellikle de boşluksuz olanların teknik yönden sıkıntıya yol açtığını görüp bu sevdadan vazgeçmiş, o “sakat” yazıları da düzeltmeye yönelmiştim. Kıyıda köşede kalmış olanlar da vardır ya… Akılsız başın cezasını her zaman ayak çekmiyor: bazen beyninizi, zamanınızı da harcıyorsunuz.

*   *   *

Bizde noktalama yöntem ve düzenlemesi (noktalama imleri [işaretleri]) konusunda ilk eseri veren, sözlükçülüğümüzün bence babası sayılması gereken Şemseddin Sâmi (1850 – 1904). Daha çok Talat ile Fitnat’ın aşkını anlatan romanın, Taaşşuk-u Tal’at ve Fitnat’ın yazarı olarak bilinen edebiyatçımız Şemseddin Sâmi’nin eseri Usûl-i Tenkıt ve Tertîb’inden önce bu alana giren hiç olmamış, diye biliyorum. Ve gerçi ondan  sonra, özellikle Cumhuriyet döneminde, bir bölümü Yazı Devrimi’nin rüzgârıyla yazılmış nice dilbilgisi kitabı var, yazım (imla) kuralları kitapçıkları var. Ve bir kısmı ders kitabı olan pek çok Türçe dili konusunda eserler verilmiş; ama bizler, hâlâ ve hâlâ Türkçeye zarar veren tuhaflıkları konuşuyoruz, o da yetmiyor yazıp çiziyoruz. 

*

Söz Şemseddin Sâmi’nin noktalama kitabına uzanınca, bir yakınımın, Emre Yazman’ın, rahmetli gazeteci yazarlarımızdan Çetin Altan’ın bir yazısında noktalı virgüle verdiği önemi vurguladığından söz ettiği geldi aklıma. Bir vesileyle anlatmıştı Emre: Çetin Altan, noktalı virgülü yanlış kullananları pek yazardan saymadığını belirtmiş yazısında. Ben o yazıyı görmedim; ancak çeşitli vesilelerle aradım, ama bulamadım. (Belki Emrecim bulur da yollar bana onu.) Şunun için aktardım bunları: Altan noktalının bugünlerini görseydi ne derdi acaba… Hikmetivücuduyla[*] hiç bağdaşmayan işlere koşuyorlar onu…

 

İnal Karagözoğlu

7 Nisan 2020, Salı

 

__________________

* hikmetivücu(d)t ([/u/ uzun] hikmet-i vücud): Varlık sebebi, var oluş sebebi.

 

 

© 2020 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.