Havayı Dağıtmak İçin

Corona Günlerinde Şundan Bundan…

 

Bu kelimeyi, bu adı işitmekten de yazmaktan da gına geldi. “Corona”… Ama moda bir söyleyişle “yapçak bi şiii yok!”

 

Olaya dair tahminim şudur: bu konu, “Corona meselesi”, yıllar, yüzyıllar sonra da konuşulacak; ben diyeyim taa 20’nci – 30’uncu, siz deyin 40’ıncı – 50’nci kuşaktan torunlarımız, “İnsancıklar bir virüsle bile başa çıkamamışlarmış” diye hayretlerini dile getirecekler.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Derdimiz Hep Yazım Kuralları mı Olmalı?

Ya Noktalama!…

 

“Artık doğduğu iklime dönemeyecek olsa da insan, ona eskileri hatırlatacak olan dağları / ovaları / kümbetleri / nehirleri / çayları / dereleri / köprüleri / hanları / hamamları bulabileceği, hiç değilse onların izlerini keşfedebileceği yolculuklara çıkmalı. Eskinin, o gerilerde kalmış tarihin / coğrafyanın / insanın / toplum hayatının / çevrenin hayaline dalmak az şey mi; bunları sağlamaya bile değmez mi çıkılacak yolculuklar?” 

Yukarıda iki cümlelik bir yazı parçası var. Orada dile getirenlere benzer duygu ve düşünceler ileten ya da kelimesi kelimesine aynı ya da benzer sözler içeren bir cümleyle, bir metinle karşılaşmışınızdır. Burada dikkatleri çekmek istediğim şey, kelimeler arasındaki sağa yatık eğik çizgiler (/). Bu metin şöyle de yazılmış olabilirdi: “Artık doğduğu iklime dönemeyecek olsa da insan, ona eskileri hatırlatacak olan dağları/ovaları/kümbetleri/(…) kalmış tarihin/coğrafyanın/insanın (…) bile değmez mi çıkılacak yolculuklar?” Bunun ilkinden farkı, eğik çizgiler ile aralarına geldikleri kelimeler arasında birer vuruşluk boşluk bulunmaması. Oysa, ilk metinde var.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

“Hıfzıssıhha” Kelimesi

Biz Onu Unutalı Çok Oldu; Artık “Hijyen” Aşağı, “Hijyen” Yukarı…

 

Çirkin bir laf etmemek için şöyle söyleyeyim, bir işin suyunu çıkarmakta üstümüze yok. En son misal, şu adının “Corona virüs” mü, “Coronavirus” mu, “Corona virüsü” mü olduğuna; bu sözün bir özel isim mi yoksa sıradan bir ad mı olduğuna; bitmedi: sözün içerisindeki son seslinin (sesli harfin yani) /u/ mu yoksa /ü/ mü olduğuna bir türlü ortak karar veremediğimiz ölümcül hastalık yapıcı yaratık. Herkes ayrı telden çalıyor…

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

İyelikte Sıradışı Bir Durum

Ve İki Saygın Kuruluş: TDK ile DD

  

“Türk vatandaşı” tanımına giren kimselerin içine doğdukları toplumun diline, Türkçeye ilgi duymaması beklenemez. Bu ilgi az ya da çok olabilir, bazılarında da bir meraka dönüşmüş olabilir. Tabiî bunun tam tersi de görülmüyor değil: Türkçemizin özensizce kullanılıyor, hatta hırpalanıyor olmasını neyle açıklıyorsunuz siz? 

Öte yandan, TDK (Türk Dil Kurumu) ile DD’nin (Dil Derneği), aynı kökten gelen, dahası, aralarında kan bağı bulunan bu iki akraba kuruluşun bir anlamsız karşıtlık içerisinde oldukları da bilinmeyen bir durum değil. başta dil konusunda kaygıları olanlar, çoğumuz farkındayızdır bunun… 

Sözü buraya, beni pek sıkıntıya sokan bir örneği ortaya koymak için getirdim: ana dil ile ana dili tanımlamalarını… Konuyu açıklamak için adım adım gideceğim.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Improve the web with Nofollow Reciprocity.