“Hicaz İllerine Varınca…”

Bir Şarkının Akla Getirdiği Birkaç Şey

 

 

“Akşam, dediler, koyda ‘hicaz’ yükselecekmiş,

Gam faslına sevda katan eylül gelecekmiş;

Yaz bitti demek, çek bakalım sahile doğru;

Aşk va’d edip efkâr satan eylül gelecekmiş…”

 

Bu dizeler, kanunî bestekâr İsmâil Bahâ Sürelsan’nın bir hicaz şarkısının sözleri… Şairi, hakkında doyurucu bilgi bulamadığım Reşit Ersan Merhacı.

 

Sürelsan ne zaman bestelemiş bu şarkısını? Elli yıldan fazla bir zaman önce; bir ilkbahar günü…

 

Ve, bu geçici dünyadan müzik evreninin sonsuzluğuna göçüp gittiğinde, Sürelsan, “aşk vaat eden, ama incitmekten, yaralamaktan, acı vermekten başka hiçbir şey getirmemiş olan” seksen beş eylül yaşamıştı; ve doksan iki eser bırakmıştı geride…

 

Nedendir bilmem, müzik yapıtları bizde, çoğu zaman onları seslendirenlerin adıyla anılır: “Falanca’nın şarkısı”… Bestecisi kim? Sözler kimin? Bilen eden yoktur! Şükürler olsun, Akşam, Dediler, Koyda ‘Hicaz’ Yükselecekmiş’i kim yazmış, biliniyor. Merhacı’nın pek çok dizesi, pek çok bestecinin gönlünde nice seslerin doğuşuna eşlik etmiş… Ama yine de, el altındaki kaynaklarda onun kim olduğuna ilişkin bilgi pek yok. Dilerim, bu satırları okuyacaklardan birileri çıkar da bu büyük boşluğun giderilmesi yolunda adım atar. Bir eksiğimiz de, makamsal müzik eserlerinin bestelenme tarihlerine ilişkin bilgiler… Bu, hemen hemen hiç yok.

 

*   *   *

Sürelsan’ın hicaz makamındaki bu aksak şarkısı ile Hammâmîzâde İsmâil Dede Efendi’nin Rast Kâr-ı Natıkı arasında ortak bir kelime vardır: H(h)icaz. Bu büyük eserin yine adı bilinmeyen söz yazarı, “Kuy-i h(H)icaz(’)a varıcak pâyine düşdüm” demiş uzun şiirinde. Bu dizede geçen “kuy” kelimesi (ok. ku:y [‘u’ uzun okunur]), geniş anlamda “yer”, dar anlamda da “köy” demek; bir anlamı da “sevgilinin evi, sevgilinin evinin bulunduğu yer”. Bunlardan hareketle, dizeyi, günümüzün sözleriyle, “Hicaz’a, sevgili Peygamber’in evine (yurduna) varınca (gidince), [O’nun] ayağına düştüm” biçiminde açıklayabiliriz, düşüncesindeyim. Marhacı’nın güftesinin başında dile getirdiği “Akşam, dediler, koyda ‘hicaz’ yükselecekmiş” sözlerinden anladığım ise şu: “Dediklerine göre, bu akşam koyda (yapılacak olan müzik şöleninde) hicaz makamında eserler icra edilecekmiş.” Evet, şair, dolu dolu güzelliklerle geçecek bir geceyi müjdeliyor…

 

Gerçi eklemeye gerek yok, ama fazla mal göz çıkarmaz, deyip belirteyim: “Hicaz” kelimesi, Marhacı’nın güftesinde “hicaz makamı” anlamında kullanılmışken, Dede Efendi’nin kâr-ı natıkının sözlerinde ise hem yine “hicaz makamı”nı işaret etmek hem de –muhteşem bir söz sanatıyla– Müslümanların hac ibadetini yerine getirmek üzere gitmiş oldukları Hicaz bölgesini (geniş anlamıyla Mekke ve Medine’nin bulunduğu yeri; en geniş anlamıyla da Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere’nin bulunduğu bölgeyi) belirtmek için kullanılmış.

 

Açıklama bu noktaya gelince, şunları da not etmek şart oldu:


- Makamsal müziğimizde, pek az bestecinin yapıt verdiği “kâr-ı natık” denen bir beste biçimi (formu) var. Bu biçim, eski bestecilerimizin ustalıklarını göstermeleri bakımından pek önem verdikleri “kâr” denen sözlü anabiçimin bir alttürüdür Günümüzde hemen hemen hiç kullanılmayan bu beste türünün başta gelen özelliği, sözlerinin her dizesinde, o dizede adı geçen makama geçilmesi. Hammâmîzâde İsmâil Dede Efendi, Rast Kâr-ı Natıkı’nda yirmi dört makamda dolaşmıştır:

 

Rast getirip fend ile seyretdi Hümâyı
Düşdü o dem hatıra bir beste rehâvî
Şule gerek nağme-i nikrîze giderken
Vardı gönül pencügâha etdi kararı
Anda durup eyledi mâhûru temâşa
Düm de re lel lâ ile gösterdi nevâ
Şevk ile uşşâka varıp bu dili mecnun
Eyledi tanbur ile bir nağme beyâtî
Sonra nişâbura kadem bastı o perde
10 Semt-i nihâvendden alıp ol meh-i tâbı
Bu gece âh ü figanım çıktı nühüftden
Vakd-i sabâya varıcak sardı meyânı
Etdi gönül çare eknûn çârgâh okundu
Aldı ele nâyı heman tutdu dügâhı
Saydı hüseynîde tamam nağmeyi bir bir
Eyleyicek sâzı icrâ devr-i hisârı
Oldu muhayyer o güzel başladı cevre
Bûselik için eyleyicek gizli niyâzı
Kûy-i h(H)icaz(’)a varıcak pâyine düşdüm
20 Etdi o şehnâz ile bir gizli nigâhı
Rahât-ül ervâhla kıldı bana mânend-i izzet
Bir kerre koyvermedi ol bestenigârı
Şevk-i ırakla vericek nağmeye revnâk
24 Evc ile etdi gönül tamam makamı

Hey hey hey hey hey hey yâr yâr

Yelel lelel lelli dost yelel lelel lelli rast

Yâlâ yâlâ tamam makâmı

Tânâ tânâ tamam makâmı

 

Son olarak aktaracağım bilgi şudur: Dede Efendi, hacca gitmiş ve hacı olduktan sonra yakalandığı kolera yüzünden Mekke’de (Kuy-i Hicaz’da) ölmüştür (Yaradan’ın pâyine düşmüştür); ve Mekke’de defnedilmiştir.

 

İnsan, bunları öğrenince, Rast Kâr-ı Natık’ın sözlerinin de Dede’ye ait olabileceğini düşünmeden edemiyor.

 

Adını andığım sanatçılarımızın ruhlarının şad olmasını diliyorum.

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 4 Mayıs 2019 Cumartesi

 

 

 

Anahtar kelimeler: bestekâr, Dede Efendi, güfte, Hicaz, hicaz, İsmail Baha Sürelsan, kâr-ı natık, Reşit Ersan Merhacı, makam, söz yazarı, şarkı, Türk müziği

 

797 | Müzik | 040519

 

Uyarı:

 

Bu alanda (ilgilik.com) yer alan (yayımlanmış olan) “© İK” tanımlı her türlü yayının, bunların sahibi konumundaki İnal Karagözoğlu’ndan izinsiz olarak herhangi bir yöntemle alınarak, kopyalanarak bütünüyle ya da alıntı olarak kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası’na göre suç oluşturur.

 

 

© 2019 İK

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.