Un: Adı Var, Ama Tadı Yok…

Hepsi de Birer Aldatmaca mı? 

 

Meraksız olmak, istenen bir özellik değil; buna karşılık her bir şeyleri merak etmek de hiç çekilir gibi değil… Kendimden biliyorum, bu pis huyum yüzünden başıma gelmedik kalmamıştır. 

Alın ekmek meselesini… Ortaya çıkışından bu yana bir türlü “ke de ve” demeyi kendimize yakıştıramayıp “kadeve” dediğimiz KDV’yi… Öbürlerini sayıp yazıyı şişirmeyeyim; bir de un meselesini… 

Yazmaya niyetlendiğim bu yazının ana konusu da, başlıktan da anlaşıldığı gibi un. Ve, unu önemli kılan ekmekten de söz etmemek olmayacak. Son noktaya ulaşıncaya kadar olur olmaz yan yollara saparsam, onu da yine meraklı oluşuma verin.

KDV’den başlayayım:

Bir zamanlar, İstanbul’un Şişli semtinde Abide-i Hürriyet Caddesi’nde bir yayınevinde çalışıyordum. Biz, yüzümüzü Mecidiyeköy yönüne çevirirsek caddenin sağındayız; yerimizin caddeye bakan penceresinden karşı kaldırıma doğru bakarsak, bize göre az biraz sağ tarafta Şişli Adliyesi var. Adliye önünde gelişen olayları dışarıdan seyretmek insana eğlenceli gelebilse de, kendinizi oradaki hadisenin öznelerinden birisinin yerine koymak pek can yakıcı olurdu. Kimse adliye kapılarına düşmesin… 

Gel zaman git zaman, Adliye’den Harbiye yönüne yürürseniz, Adliye’nin bize göre simetriğine bir “unlu mamuller” yeri açıldı. Yayınevi halkı olarak buna sevinmedik desem, yalan olur. Ünlü de bir marka… O sıralarda KDV olgusuna paralel olan bir şey daha var: vergi iadesi… Devletimiz, “ben madem neredeyse hemen her şeyi Katma Değer Vergisi kapsamına aldım, bu vergileri almamda emeği geçen bordrolu çalışanlara bir pay vereyim” demiş, bunun adına da “vergi iadesi” demiş. 

Bunun üzerine millet ne yapıyor, şimdiki gençler bilmez, deli gibi “fiş” topluyor… “Fiş” denen şey de, bugün de verilmesi-alınması zorunlu olan kasadan çıkan alışveriş fişi. Zira, satıcı bir şey satar da fiş kesmezse, Maliye’ye aktarması gereken KDV’yi cebe indirmiş oluyor; işte bu yüzden, alışverişlerinizde fişinizi almak pek önemli. Hatta, TV’de, “Önce fiş, sonra alışveriş” ile “Bir alışveriş bir fiş” sloganlı “kamu spotu” denen halkı aydınlatıcı-uyarıcı yayınlar yapılırdı. Ve daha ne sözler… “Ben yapınca alışverişimi zaten alıyorum satış fişi” falan… Bu yapımları sevimli kılan da sevimli tiyatro oyuncusu Ayşegül Atik’ti… 

Unlu Mamuller… 

Neyse, ara yollara sapış bu kadarlıkla kalsın, ben “Unlu Mamuller”e gireyim: 

Geçmiş gün, –yanlışlığım olursa hafıza zayıflığına verilsin– KDV oranı, şimdilerde, sanki diğerleri anormalmiş gibisine “normal ekmek” denen katkısız sade ekmekte % 1; kepekli, çavdarlı, şunlu-bunlularda % 18’di. Pasta, kurabiye, tahinli vesaireli çöreklerde de % 18… “Unlu Mamuler”in adamı, çalışanlarına ve özellikle de kasiyerlere tembih etmiş olacak, bu fırında ne alırsan al ekmek almış oluyorsun. Fişleri hep % 1’den kesiyorlar. Oysa adamın en çok sattığı şeyler ekmek dışındaki mamüller. Ara sıra, yayınevindekilerle çayın yanında bir şeyler çimlenmek için Unlu Mamuller’e gidiyorum, fişler hep alt sınırdan… Tabii, benim tepem atıyor; bazen uyarıp yenisini alıyorum, bazen de içimden okuyarak geçiştiriyorum. Bir değil, iki değil… Ve bir gün, fişin düzeltilmesini talep ettiğim kasadaki hanım kız tepemin ta tasını attıracak bir laf etti: “Ne fark eder?” dedi. Yani, “Ha yüzde bir olmuş, ha on sekiz; fişini almışsın ya…” “Yürü git” demediği kalmış. Ben de, “Çok şey fark eder: ayda bir apartman dairesi…” diyecek oldum; hanım kız anlamamış olmalı, arkamdan, “O ne demek?” diye bağırdı? Ben de dönüp kasaya yaklaşmış bulundum: “Seninle ilgili değil” dedim. Derken iş ağız dalaşına dönmek üzereyken, –gözünüzün önüne getirsenize: adamın biri genç bir kızın üzerine yürüyor gibi bir görüntü durumu– “Oğlum İnal, boş ver, lanet olsun, bırak laf yetiştirmeyi” deyip kapıya yöneldim; tam kapıdan çıkacakken kurabiyelerin sergilendiği tezgâhın arkasındaki bıçkın delikanlı, “Hoop, de diyosun aslanım” diye höykürmez mi? Ben de, “Hepiniz ortaksınız bu sahtekârlığa” dedim. Demez olaydım, polislik olup, yakındaki adliyeye hakaretten suçüstü sevkedilmem işten bile değildi… Allahtan, gençten biri gelip “Hocam, bir sorun mu var” dediydi de paçayı ucuz kurtarmıştım… Çocuk, kurtarıcım, az ilerideki börekçinin çırağıydı; Maşukiye İlkokulu’ndan öğrencilerimizden birisi… 

Una geleyim 

Una gelirsem: Benim bildiğim, –şimdi de öyle midir, bilmiyorum– un, bir birim buğdaydan kaç birim un elde edildiğine göre sınıflandırılırdı: “84 randıman”, “64 randıman”, “55 randıman” vs. “Randıman” verim demek. Yani, unu ne kadar çok eleklerden geçirip kepeğinden, irmiğinden falan arındırırsanız, randıman da o kadar çok küçülüyor; böylece, esmer undan has una doğru yol alıyorsunuz. Biz Tokat’tayken (Kasım 1954 öncesi), 84 randımanlı undan somun ekmek denen esmerimsi ekmek yapılırdı; francala dediğimiz beyaz (ve lüks) ekmekte de 65 randıman un kullanılırdı. Bu bilgileri, babamın arkadaşlarından İslamoğlu’nun fırınına gide gele öğrenmiştim. Baklava-böreklik un da, has un, 55 randıman undur. 

Günümüzde 

Günümüze gelirsek: “tam buğday” unu diye bir şey tutturmuşlar gidiyor. “Odun fırını”, “kara fırın” vesairesi de cabası… Ama tat yok. Niye? Yerli buğday yok da ondan… Son olarak “siyez buğdayı” diye bir şey çıkardılar; ama “siyez” diye satılanlar ne kadar “siyez”, belli değil… Anadolu’nun yerli buğdaylarından olmasına karşın bizde bugün için yılda ancak 450-500 ton kadar üretilen siyez buğdayından elde edilen bu unun fiyatı da dehşet. 

Aslında… 

Aslında, un piyasası almış başını gidiyor ya… Bu ne demek? Ekmeğe zam demek. Hem de “sürdürülebilir zam”!… “Petrol-su-ekmek” üçlüsü, günümüzün ayrılmaz silahşorları… 

Yine eskiye gideceğim, “milletin ekmeğiyle oynamak” diye bir laf vardı; bu, sanılanın aksine, “birisinin işinden atılmasına sebep olmak” anlamında değil, “halkın birincil beslenme maddesi hükmündeki ekmeğin fiyatını aklına estiği biçimde arttırmak” demekti ve ekmekte fiyat artışı belediyelerin başlıca derdiydi. Tabiî, hükümetlerin de… Önümüz Ramazan; görelim bakalım pide hadisesini, kim kimin yanında olacak… 

Bitireyim artık… 

Unlarımızın türlü türlü adları var, ama tatları yok. Her şeyin “aldatma-aldanma” üzerine yürüd(tüld)üğü günümüzde kalkın temel ihtiyaç maddesi unda da ekmekte de bu böyle. Başka türlüsü de düşünülemezdi zaten; zira, sistem bunu gerektiriyor.

Amacımız, sistemi düzeltmek olmalı.

  

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 1 Mayıs 2019 Çarşamba

 

 

Anahtar kelimeler: adliye, belediye, devlet, ekmek, ekmeğiyle oynamak, fiş, francala, KDV, merak, meraklı, meraksız, randıman, somun, un, unlu mamuller, vergi iadesi, zam   

 

796 | Günlük | 010519

  

Uyarı:

Bu alanda (ilgilik.com) yer alan (yayımlanmış olan) “© İK” tanımlı her türlü yayının, bunların sahibi konumundaki İnal Karagözoğlu’ndan izinsiz olarak herhangi bir yöntemle alınarak, kopyalanarak bütünüyle ya da alıntı olarak kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası’na göre suç oluşturur.

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.