Adı “Kötü”ye Çıkmış Bir Oluşum Üzerine…

Çarşıdaki Yangın… Hele de Pazardaki!

 

 

Siz, elin frenginin Kapalı Çarşı’ya “Grand Bazar, Grand Bazaar” falan dediğine bakmayın, oranın esnafı kısaca “Kapalı” der. Yabancılar, “çarşı”ya da daha çok “bazaar [okunuşu “bızaa”]” ya da “marché [okunuşu “marşe”]” diyorlar; dünyaya hâkim dillerdeki karşılıkları bunlar: İngilizcesi ile Fransızcası… Biz de AVM’ler yerden bitercesine ortalığı sarmazdan önce Cadde-i Kebir’deki “ne ararsan bulursun” mağazalarına Levantenlerimizin ağzıyla “bonmarşe” demedik miydi? Cadde-i Kebir, Fransızların deyişiyle “Grande Rue de Péra”, malum, Beyoğlu’nda Tünel çıkışından Taksim’e uzanan anacadde. Biz buraya “İstiklal Caddesi” demeye 1927’de başladık. 

Bu kadar peşrev yeter; sonuç olarak çarşı-pazardan söz edeceğim şunun şurasında… Gerçi daha önce birkaç satır bir şeyler yazmıştım, ama baktım iş büyüyor: çarşı-pazardaki cep yakan fiyat alevlenmelerine karşı yükselen esip gürlemelere bir de “tanzim satış” sevdası eklendi. Benim bildiğim ülkemizdeki en başarılı tanzim satış yapılanması, İzmir’in eski büyükşehir belediye başkanlarından Yüksel Çakmur zamanında kurulan Tansaş’tır. Bu oluşum, bir zaman geldi, küresel rüzgârların savurmasına dayanamadı, bir ticarî grubun marketlerinden biri oldu. Buna bir başka tanımlama yakışır, ama gelin, söylemeyeyim; anlayan anladı zaten…

Ve bu örnekten hareketle diyeceğim şudur: Demek, “tanzim satış” verimli bir bahçe olarak görülüyor. Ne diyelim? Ben bilmem, işini bilen bilir.

 

*   *   *

Ama ben sanırım şunu diyebilirim: Bu ülkenin tarih sayfalarında yerini onurla korumasını sağlayan, kim ne derse desin Gazi Mustafa Kemal’dir. “Paşa” sıfatını bilinçli olarak yazmadım; Gazi, “ya siyaset ya üniforma” demiş bir kişi. Ve kendi hayatında bunu uygulayan…

“Siyaset” deyince, yalnızca partiyle, sandıkla sınırlı değil bu iş; eğitimi var, sağlığı var, ulaşımı var, imarı var; tarımı, endüstrisi, hayvancılığı, ticareti var; kısaca ekonomisi (iktisadı) var… Say say bitmez. Ve çarşısı, pazarı…

Kendisini siyasete de adayan Mustafa Kemal, askerlik dışındaki çalışmaları arasında sadece geometri kitabı yazmakla kalmamış; ve olur iş değil, ama şu da olmuş: O, yurt ekonomisi konusunda ilerisini de kapsayan geniş görüşlere, düşüncelere sahip bir kişi ve 1920’de oturuyor, “Kooperatif Şirketler Kanun Tasarısı” adıyla bir yasa tasarısı hazırlıyor, bir önerge olarak da bunu Meclis’e sunuyor. Kabul ediliyor mu? Hayır. Sebepleri siz düşünebilir, sıralayabilirsiniz… Peki, yılgınlık? Yok. Yılmıyor Mustafa Kemal: meselenin peşini bırakmıyor; daha Cumhuriyet ilan edilmezden önce, 1923 başlarında, Büyük Millet Meclisi Hükümeti İktisat Bakanlığı’nın “İstihsal, Alım ve Satım Ortaklık Kooperatifleri Nizamnamesi” adıyla bir tüzük çıkarmasını sağlıyor. Bütün kooperatif türlerinin gereksinmelerine cevap verecek, çare olacak nitelikte 97 maddeden oluşan bu geniş kapsamlı tüzüğe dayanılarak pek çok kooperatif kuruluyor memlekette (Kaynak: Prof. Dr. Ziya Gökalp Mülayim’in Atatürk ve Kooperatifçilik makalesi; ayrıntılı bilgi için bkz. apelasyon.com)…

“Misakımilli”den “misakıiktisadi”ye…

Mustafa Kemal, ileride kurulmasını tasarladığı Cumhuriyet’in ekonomi yapısını da düşünmektedir. Bunu için bir kongre toplanmasını sağlar: İzmir İktisat Kongresi. Memleketin her köşesinden çiftçisinden tüccarına hemen bütün iş ve meslek alanlarından bin yüz otuz beş temsilcinin katılımıyla geniş çaplı bir kurultaydır bu. Ülkemizin yüzyıllara yayılan tarihinde konusu itibarıyla bir ilk olan Kongre, adından anlaşıldığı gibi, İzmir’de toplanır; tarih 17 Şubat 1923’tür. Aralıksız on beş günlük bir çalışmaya sahne olan İzmir İktisat Kongresi, yurdun iktidadî yapısı ve geleceği açısından aldığı yaşamsal kararlarla, “Misakımilli” misali ulusal bir an[t]laşmayla, “misakıiktisadi”yle 4 Mart’ta sona erer. 

 

*   *   *

Şimdi de, mutfağı sarmış bulunan çarşı-pazar yangınına bu bilginin ışığında bakalım: Yangını nasıl söndürürüz diye çare arayışlarını görünce, insan, “şu devletin belleğine neden başvurulmaz” diye sormadan, sorup hayıflanmadan edemiyor. Çare uzaklarda değil; elimizin altındaki arşivlerde… Hem de 88 yıl yakınlıktaki uygulamalarıyla… 

Kooperatif…

“Kanaatim odur ki,” diyerek başlamış sözlerine Reisicumhur Mustafa Kemal; yeni devlet kurulmuş ama iş bitmemiştir, Gazi, yine İzmir’dedir ve İzmir Ticaret Odası’nda kooperatif konusundaki görüşlerini, düşüncelerini anlatmayı sürdürüyor; tarih, 1 Şubat 1931:

“ … muhakkak surette birleşmede kuvvet vardır. Kooperatif yapmak, maddi ve manevi kuvvetleri, zekâ ve maharetleri birleştirmektir. Yoksa, bir zayıf ile bir kuvvetlinin birleşmesinden bahsetmiyorum. Birleşmenin böylesi, zayıf olanın kuvvetliye esir olması demektir. Ege iktisat mıntıkasındaki bütün insanların hasılalarını ve gayretlerini birleştirmesi muhakkak feyizli neticeler verecektir. Türkiye’nin say, hayat ve mevcudiyetini mütalaa edince birleşmeden mütevellit fayda ve menfaatlerin çok büyük olacağı kanaatine varacağınızdan şüphe etmiyorum. Müstahsillerin birleşmesinden şahsi menfaatlerinin haleldar olacağını düşünenler tabii şikâyet edeceklerdir.”

Gazi Paşa’nın bu sözlerini, Türkçeye dışarıdan gelmiş bulunan eskimiş kelimelerden arındırıp herkesin kolaylıkla anlayabileceği biçimde yazmaya çalışayım, bakalım ne demiş Cumhuriyetimiz’in Kurucu Başkanı:

“Birleşmede kesinlikle güç olduğuna inanıyorum. Kooperatifleşmek, (yani,) üretim işleri ile (bu işlere dayalı) ilişkilerde aracıyı ortadan çıkarmak demek, parasal ve manevî güçlerimizi, akıl etme gücümüz ile başkaca yeteneklerimizi birleştirmek demektir. (Ben,) bunun tam aksi olarak, zayıf olanlar ile güçlülerin birleşmesinden söz etmiyorum; öylesi bir birleşme, zayıf olanın güçlünün tutsağı, kölesi olması anlamına gelir. Ege Bölgesi üreticilerinin, ürettikleri değerler olsun, harcadıkları çabalar, verdikleri emekler olsun, bunları birleştirmeleri kesinlikle verimli sonuçlar doğuracaktır. Türkiye’nin çalışma hayatı ile varlığı irdelendiğinde,(ülkemizin) (bu) birleşmeden doğacak yarar ve çıkarlarının çok büyük olacağı görüşüne varacağınızdan kuşkum yoktur. Üreticilerin birleşmesinden kişisel çıkarlarının sarsılacağını düşünenler (ise,) elbette (bu durmdan) yakınacaklardır.”

 

*   *   *

Son, ancak, ömrüm boyunca ve aklım yerinde olduğu sürece söyleyeceğim söz ise şudur: 

Evet, günümüzde çarşı-pazardaki cep yakan fiyat artışları üzerine esip gürlemelerle karışık derman arayışlarını görünce, “neden şu devletin belleğine başvurulmaz”, ve “neden ‘kooperatifleşme’ye –Gazi buna “kooperatif yapmak” demiş– akıl yorulmaz” diye hayıflanmadan edemiyor insan.  

Ancak, adı “kötü”ye çıkmıştı bir kere kooperatifin: Köy Enstitüleri’nin başına getirilen yakıştırmaları üretebilen kafalar, “kooperatif” olgusu için de boş durmadılar elbette; “kooperatif, komünistlerin işi”ydi onlara göre… Sovyetler’in “kolkoz”uyla –ve tabiî “komünizm”le de– sondan olmasa bile baştan kafiyeliydi ya “kooperatif” kelimesi, bu yeterdi adının kötüye çıkması için… 

 

İnal Karagözoğlu

10 Şubat 2019, Cumartesi

 

 

© 2019 İK

 

 

795 | Günlük | 100219

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.