Akıl Akıl, Gel Çengele Takıl!

Ya da Eleştirel Düşünmenin Kılavuzluğunda Yürümek

 

«İnsan, sahip olduğu en temel yeti olan düşünme yoluyla doğayı incelemekte, araştırmakta, kendisine ve doğaya ilişkin anlamlar yaratmaya çalışmaktadır. Temel işlevi insanın düşünme yetisini geliştirmek ve korumakla yükümlü olan kurum ise, kuşkusuz eğitim kurumudur. Bugün, gelişmekte olan ülkelerin eğitim sistemlerine yapılan en yaygın eleştiri, ders içeriklerinin düşünme gereksinimi yaratmaktan uzak olması ve eleştirel düşünme becerisinin işe koşulmasına olanak tanıyacak biçimde yapılandırılmamış olmasından kaynaklanmaktadır.

Bu durumun nedenlerinden birinin, eğitim tarihinde uzun yıllardır varlığını koruyan “pozitivist paradigma” olduğu düşünülebilir. Freire (1973), pozitivist paradigmanın bilgiyi statik, nesnel ve insan bilincinden bağımsız gördüğünü belirtmektedir. Dolayısıyla uzun yıllar, “insan bilincini (human conciousness)” geliştirmek ve bilinci eleştirel kılmak yerine (critical consciousness), zaten bilinçten bağımsız olan bilginin, aktarılması yeterli görülmüştür.»

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Doğrusu Ne?

Bir Fotoğrafın Ardından…

 

Gözde yazışmalıklardan Facebook’ta bir kullanıcı, Mehmet Emin Atik, Eski İstanbullular İstanbul’un Nostaljik Güzel Fotoğrafları sayfasında 23 Kasım günü bir fotoğraf paylaştı: İkbal Kütüpanesi’nin fotoğrafı. Dışardan çekilmiş… Zamanı için Mehmet Emin Bey, “1940’lı yıllar” demiş. Mesele şu: “‘İkbal Kütüpanesi.’ O zamanlar kütüphane böyle mi yazılıyordu?” 

Tabelasında öyle yazdığına göre, öyledir zahir. Benim düşüncem bu oldu. Hem, ‘İkbal Kütüpanesi’nin kurucusu ve o yıllardaki sahibi olan Hüseyin Bey’in (Kitapçı) cahil bir kimse olmadığı biliniyor, tabelasında yanlışlık olabilir mi hiç? Demek, o zamanlar böyleymiş… 

İkbal, bir adı da Babıâli Caddesi olan (eski yazılışıyla Bâb-ı Âli Cad.) Ankara Caddesi’ndedir; Vilayet’e çıkarken sağda, 157 numara… Gençliğimde gitmişliğim çok olmuştur; en son, kızım grafikerlik okumaya başladığında, ona, çizimlerini taşıması için bu işe mahsus plastik dar çantalardan almak için 1986'da olmuştu; sanıyorum, birkaç çeşit resim kâğıdı ile özel boya, fırça, kalem gibi şeyler de almıştım. O tarihte, artık kitapçılık işlerini bırakmış, kırtasiyeye dönmüştü dükkân.

Bu girişten sonra hemen asıl konuya geleyim. Benim bu kütüpane – kütüphane sorus(n)undaki görüşüm (düşüncem) şöyle:

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Improve the web with Nofollow Reciprocity.