Ahbap Çavuş Kapitalizmi”: Bir Kapitalizm Yöntemi…

Size de Tanıdık Geliyor mu? 

 

Son zamanlarda kafayı iyiden iyiye taktığım bir konu var, daha doğrusu bir olgu: korporatizm…

Korporatizm, edindiğim bilgiye göre, Fransız Devrimi’nden sonra Orta Avrupa’da düşünce olarak ortaya çıkmış, daha sonra yeni korporatizm adını alarak ilk kez Mussolini’nin iktidarı döneminde İtalya’da uygulanmış ve bunun ardından da Almanya ve İspanya’daki diktatörlük rejimlerince benimsenmiş. Korporatizm, hepsi de tüketici olan üreticiler tarafından tüketiciler için ortaya konan düzenli bir üretim biçimi… Bu üretim biçimi, bir yandan işleticiler ile işletilenler, öbür yandan da üretim ile tüketim arasındaki ilişkileri değiştirip o doğrultuda geliştirmeye yönelik bir ekonomik ve politik sistem.

Bir rastlantıyla karşılaştığım bir yazı, işte bu korporatizm meselesindeki düşüncelerimi toparlayıp açıklamamı sağlayan görüşler içeriyordu: Ahbap Çavuş Kapitalizmi. Ekonomi uzmanı yazar Mahfi Eğilmez’in (1950) bir yazısı; sanıyorum, yazarın Kendime Yazılar kitabında yer alıyor; ben, yazarın http://www.mahfiegilmez.com/ adresli blogundan okudum. 19 Mayıs 2014 tarihinde eklenmiş.

Bu yazısında neler diyor Eğilmez?

Okuyalım:

«Ahbap Çavuş Kapitalizmi

Tanımlar

 

Kapitalizmin temelini oluşturan serbest piyasa ekonomisinin özelliklerini taşıyor görünen ama aslında hükümete yakınlıkları olanlara özel kurallar uygulayan ekonomik sisteme ahbap çavuş kapitalizmi deniyor. Ahbap çavuş kapitalizmi; işadamlarının işlerini, siyasal iktidar ve bürokratlarla olan yakın ilişkilerine dayanarak yürüttüğü sistemin adıdır. 

Siyasal iktidarın ve onun talimatı altında bürokrasinin verdiği izinler, ihaleler, teşvikler ve destekler, ahbap çavuş kapitalizminin başlıca alanını oluşturuyor. 

Bence ahbap çavuş kapitalizmi bu tür işlerin arada bir yapıldığı bir düzenin değil bu tür işlerin sistemleştirilerek olması gereken ilişkilerin yerini aldığı sistemin adı. Bir başka ifadeyle bu türlü yasal olmayan, özel işler bir veya birkaç alanda bir veya birkaç kez tekrarlanıyorsa buna yolsuzluk demek daha doğru olur. Eğer bu tür ilişkiler süreklilik gösteriyorsa, siyasal iktidarla veya onun görevlileriyle çıkar ilişkisine girilmeden ihale alınamıyorsa ya da kamu ihalelerini almak için siyasal iktidarın yakınında olmak gerekiyorsa yani olay sistemleştirilmişse o zaman ahbap çavuş kapitalizminden söz etmek mümkündür.

Ahbap çavuş kapitalizmi nasıl ortaya çıkıyor

İki şekilde ortaya çıkıyor: (1) Siyasal iktidar sahipleri ya da bürokratlar, bazı işleri yapmak için işadamlarıyla çıkar işbirliğine girerlerse ya da (2) Siyasal iktidar sahipleri verdiği ihale vb’nin gelirlerini paylaşabileceği işadamlarına ihaleleri verir ve kendi özel sektörünü yaratırsa. İlki olaya özgü olduğu için sistemik bir risk oluşturmuyor, ikincisi ise sistemi ele geçirmeye yönelik olduğu için sistemik risk oluşturuyor. İkincisi, bazı hallerde ilkinin sistemin tümüne yayılmasıyla ortaya çıkıyor. Başlangıçta bir iki konuda ve bir iki işte ortaya çıkarken giderek yaygınlaşıyor ve her konuda yer altı tarifeleri ve yer altı ilişkileri gelişmeye başlıyor. Sonunda sisteme girebilmek için siyaset – kamu görevlisi – işadamı üçgeninin içine girmek gerekiyor. Bu üçgenin dışında kalanlar ya küçük işlere razı oluyor ya da sisteme girmenin yolunu arıyor.

1980’lerde Suharto döneminde Endonezya’ya gittiğimizde Ekonomiden sorumlu Bakan Ali Wardhana, bürokrasideki yaygın rüşvetten şikayet etmiş ve devlette her işin ayrı bir rüşvet tarifesi olduğunu, tek tek bununla mücadele etmek zorunda kaldıklarını anlatmıştı. Eski siyasal kadrolar da işin içinde olduğu için ahbap çavuş kapitalizmi tam olarak yerleşmişti.

1997 güneydoğu Asya krizi öncesinde birçok Uzakdoğu ülkesindeki durum ahbap çavuş kapitalizminin doruk noktasını temsil ediyordu. Sonradan yapılan incelemeler, siyasal iktidar – kamu görevlileri – işadamları ilişkisine dayalı, yapılmaması gereken birçok işin yapıldığını, verilmemesi gereken izinlerin verildiğini, açılmaması gereken kredilerin açıldığını ortaya koydu. Yani uzakdoğuda birçok ülkede herkese eşit ve açık yürütülmesi gereken ekonomik ilişkiler ahbap çavuş kapitalizmine dönmüştü. Güneydoğu Asya krizinin oluşmasına yol açan nedenlerin başında bu tür yolsuzlukların neden olduğu çarpık finansal yapı geliyordu. 

Ahbap çavuş kapitalizminin günümüzdeki doruk noktası olarak Rusya gösteriliyor. Her türlü ekonomik karar Putin’den geçmek zorunda. Onun onaylamadığı kişilerle iş yapılmıyor, onun onaylamadığı izinler verilemiyor. Putin de işleri hep kendi adamlarına veriyor ve karşılığını alıyor.

Gelişmiş ülkelerde de var

Ahbap çavuş kapitalizmi aslında gelişme yolundaki ülkelerde çok daha yaygın olarak ortaya çıksa da gelişmiş ülkelerde de görülüyor. Subprime mortgage krizi ve ardından çıkan Lehman Brothers krizi bu tür ilişkilerin ABD gibi kapitalizmin en üst düzeyde geliştiği ekonomilerde de olabileceğini gösterdi. Denetimler yetersiz kalmış, bağımsız diye bilinen kurumlar bile olayı tam olarak görüp sorunu teşhis edememişti. 

Gelişmiş ülkelerde daha çok büyümenin yarattığı büyünün gözleri boyaması sonucunda ortaya çıkıyor. İşler iyi giderken kimse el frenini çekmek ya da alarmı çalmak istemiyor. 

Türkiye 

Türkiye, ahbap çavuş kapitalizminin tam ortasında yer alan ülkelerden birisi. İş dünyasıyla, medyasıyla, sendikasıyla, üniversitesiyle, bürokrasisiyle, bağımsız olması gereken kurumlarıyla siyasal iktidarla bütünleşme zorunluluğu içinde görünüyor. Aksi takdirde iş yapma ya da yaşama şansı yok denecek kadar az.

Geçtiğimiz hafta yaşadığımız Soma olayı, ahbap çavuş kapitalizminin tipik bir ürünü olarak karşımıza çıktı. Siyasal iktidarla ve kamu görevlileriyle iç içe olduğu için yeterince denetlenmeyen ve birçok eksikliğine karşın işletmeye devam eden bir maden ocağı işletmesi ve sonuçta ortaya çıkan facia. Olaydan önce hiç sesi çıkmayan sendika, olaydan sonra bile sesini çıkaramadı.

Nasıl önlenir?

Yolsuzluk her yerde olabilir. Hangi önlemi alırsanız alın yolsuzluk mutlaka bir yerlerden çıkar ortaya. Mesele yolsuzluğun olayla sınırlı kalıp kalmaması meselesidir. Eğer yolsuzluk olayla sınırlı kalmayıp yayılır ve sisteme egemen hale gelirse o zaman sistem kapitalizm olmaktan çıkıp ahbap çavuş kapitalizmine dönüşüyor. Birisinde yolsuzlukların sistemi bozması söz konusu iken ötekinde (ahbap çavuş kapitalizminde) yolsuzlukların sistem haline getirilmesi söz konusu oluyor.

Ahbap çavuş kapitalizminin önlenmesinin bir tek yolu var: Hukuku üstün kılmak. Bir ülkede yargı bağımsızsa, yani hesap sorulabilirlik tartışılmaz bir noktaya gelmişse o ülkede ahbap çavuş kapitalizmi yaygınlık kazanamaz. Hukukun üstün kılındığı ve hesap sorduğu yerlerde denetimler doğru yapılır, önlemler alınır. Hukukun üstünlüğü yalnızca bireylere karşı değil devlete karşı da olmalı, siyasetçi de hiçbir istisnaya tabi olmadan yargı karşısına çıkarılabilmelidir.»

* * *

Başlığıma dönersem…

Evet, Eğilmez’in anlattıklarında sizlere de tanıdık gelen şeyler var mı? Ve hukukun üstünlüğü bağlamında sizin de gönlünüzden geçen şeyler?…

 

İnal Karagözoğlu

10 Eylül 2017, Pazar

facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom

 

© 2017 İK

 

Anahtar kelimeler: ahbap çavuş, ahbap çavuş kapitalizmi, Fransız Devrimi, hukuk, hukukun üstünlüğü, kapitalizm, korporatizm, Mahfi Eğilmez, iktidar, mortgage, yargı, yolsuzluk 

 

“© İK” tanımlaması hk. açıklama: Bu alanda (ilgilik.com) yer alan (yayımlanmış olan) her türlü yayının, bunların sahibi konumundaki İnal Karagözoğlu’ndan izinsiz olarak herhangi bir yöntemle alınarak, kopyalanarak bütünüyle ya da alıntı yapılarak kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası’na göre suçtur.

 

 

774 | Günlük | 171017

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.