Çok Ortaklı Şirket Misali

Ötekiler, Berikiler, Bir Diğeri, vd., vö., vs.’ler…

 

«Kafelerde, kampüslerde, plazalarda, publarda, barlarda… 

İzmir’lerde, Bodrum’larda…

Kapalı devre solculuk, sosyalistlik, komünistlik, feministlik, demokratlık, özgürlükçülük oynuyoruz.

Onun ötesine geçmiyoruz.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bu Okuryazarlık Başka Bir Şey…

Ağırlık Merkezinin Günlük Hayattaki Yeri

  

Zaman içinde kelimelerin anlamları değişiyor, değişikliğe uğruyor: ya ilk anlamları hepten unutuluyor ya yeni yeni anlamlar yükleniyor ya da bazı anlamları kayboluyor. Bu durumlara örnekler vererek yazıyı gereksiz yere şişirmeyeyim, zira konu bu değil. Ama şunu söylemeden de geçmeyeyim: pek sık yapılan bir yanlışımız var: vaktiyle, ‘okur’ kelimesi yokken yani, kitap, gazete, dergi ve benzeri basılı şeyleri okuyanlara ‘kari’ denirdi; Dil Devrimi’yle bunun karşılığı olarak ‘okur’ kelimesi türetildi, ‘kari’ de eskimiş kelimeler arasında yerini aldı; evet, artık ‘kari’ diyene neredeyse hiç rastlanmıyor, ama ‘okuyucu’ diyenler ‘okur’ diyenlerden daha çok. Demek, ‘okur’u pek tutmamışız; bunun sebebi, okumakla aramızın pek iyi olmayışı mıdır acaba?

Bu yazıyı, ‘okuryazarlık’ konusunda bir şeyler söylemek için yazıyorum. Dikkatli okurlar görmüşlerdir, bir hafta-on gündür basında –haberlerde, daha çok da köşe yazılarında bir ‘okuryazarlık’ sözü almış başını gidiyor. Malum, ‘okuryazar’, ‘okuması-yazması olan kimse’ demek; öğrenim görmüş olanlar için de ‘okumuş-yazmış kimse’ anlamında kısaca ‘okuryazar’ dendiği oluyor; yani, mürekkep yalamış… 

Şu PISA var ya, yakınlarda açıklanan 2015 sonuçları yüzümüzü kızartan (yani, kızartmış olması gereken) PISA, birdenbire önümüze ‘okuryazarlık’ kelimesini, daha doğrusu ‘kavramını’ getirdi. “Bir türlü yeterince okur olamıyoruz” diye hayıflanırken ‘Türkçe okuryazarlığı (okuma becerileri)’ yetmezmiş gibi bir de başımıza ‘bilgi okuryazarlığı’ başlığı altında ‘matematik okuryazarlığı (matematiksel okuryazarlık)’, ‘fen bilimleri okuryazarlığı’, ve en ‘güzel’i de ‘bilgisayar okuryazarlığı’ gibi şeyler çıktı (‘güzel’lerden ‘medya okuryazarlığı’ daha önce vardı, dersini bile okutuyorlar okullarda; bu okuryazarlığımız olmasaydı, sosyal medyadaki onca döktürüler, evlenme izlencelerinin izlenilirliklerindeki o yüksek oranlar nasıl olabilirdi? Bu yüzden onu saymıyoruım). 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

PISA Sonuçlarının Öğrettikleri

Neden Öğretemiyoruz? Neden Öğrenemiyoruz?

 

Geçenlerde açıklanan PISA sonuçları, eğitim-öğretim çevrelerimizde hayal kırıklıklarına yol açtı. PISA (The Programme for International Student Assessment / Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı), 15 yaş grubundaki öğrencilerin okullarında kazanmış oldukları bilgi ve becerilerin ölçülüp değerlendirilmesini sağlayan bir etkinlik. Bütün ülkelerden öğrencilerin katıldığı bir sınav niteliğindeki PISA, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD –Organisation for Economic Co-operation and Development) tarafından üç yılda bir düzenleniyor. 

PISA’nın amacı, “zorunlu eğitime dayalı örgün öğrenim görmekte olan bu çocukların daha iyi tanınmasını, onların öğrenme isteklerini, derslerde gösterdikleri başarı düzeylerini ölçmek ve öğrenme ortamlarına ilişkin görüşlerini açık biçimde ortaya koymak” diye belirtiliyor. Ve PISA’yla, öğrencilerin okuma becerileri, matematik ve fen bilimleri okuryazarlıkları ölçülüyor; bunun yanı sıra, onların öğrenme istemleri, öğrenme biçimleri, okul ortamları, kendilerine ilişkin görüşleri öğreniliyor, ailelerine ilişkin veriler elde ediliyor. 

*

Çukurova Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. İbrahim Ortaş*, Aralık’ın ilk haftasında açıklanan PISA sonuçları dolayısıyla bir yazı yazdı. Ortaş’ın, çocuklarımızın PISA’daki başarı düzeyi bağlamında eğitim-öğretim sistemimizi irdeleyen PISA Sonuçlarının Öğrettikleri: – Neden Öğretemiyoruz? Neden Öğrenemiyoruz? başlıklı yazısını sayfama aktarmak istiyorum:

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bir İllüzyon!

Hey Gidi ‘Ada’ Hey…

 

Ben, dün basın-yayında çıkan haberlerin yalancısıyım, önceki gün Rusya’ya giden Başbakan Binali Yıldırım, Rusya’da Devlet Diplomasi Enstitüsü’nde yaptığı konuşmada, “Ben proje adamıyım; köprü yaparım, yol yaparım. Milletin hayatını kolaylaştırmak için birçok projeyi Cumhurbaşkanlığımız liderliğinde hayata geçirdik” diyesiymiş.

Öyle demişse öyledir.

Yalnız, –başkalarını bilmem ama– ben, Başbakan’ın Ulaştırma Bakanlığı döneminde ortaya konan bir projenin hayatımı kolaylaştırması bir yanda dursun, zorlaştırdığını iddia ediyorum. Öbür projelerin sonuçları sade vatandaşlardan kimleri memnun etmiştir, kimleri etmemiştir, o konuda bir bilgim yok tabii; ama bu projelerin en çok da kimleri memnun ettiğini söylemek için kâhin olmaya gerek yok: elbette en başta yüklenicileri…

Her neyse, az biraz bencillik olacak ama ben kendi memnuniyetsizliğimi açıklayayayım:

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

1925’ten Bir Sesleniş…

Ve Gelelim Bugüne

 

“Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikatı medeniyedir. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kâfidir. Rüesayı tarikat, bu dediğim hakikati bütün vuzuhiyle idrak edecek ve kendiliklerinden derhal tekkelerini kapayacak, müritlerinin artık vasılı rüşt olduklarını elbette kabul edeceklerdir.”[1] 

~Mustafa Kemal, 30 Ağustos 1925, Kastamonu

  

Gazi, halka seslenişinin bu bölümünü şu sözlerle bitirmiş:

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Improve the web with Nofollow Reciprocity.