‘Lozan’ Kahvehaneye Düşerse…

Bir Teşbihin Teşrihi

  

“Kahve Yemen’den gelir.” Bu türkülerde böyle de, konu bu değil. Konu, ‘kahvede geğirerek tespih çekmek’… Söz, Prof. İlber Ortaylı’ya ait. ‘Kahve’den kastı ‘kahvehane’. Bugün kahvehanelerin yerini Avrupaîleri aldı ama yine de çok yerde erkek milletinin devam ettiği gözde ‘vakit öldürme’ mekânları buralar. ‘Kahvehane kültürü’[1] mü?… 

Kahvehaneye vaktiyle ‘kıraathane’ de denirdi; yani, ‘okumaevleri’. Biri yüksek sesle gazete okuyor, insanlar onun çevresinde halkalanmış, dikkatle dinliyorlar… (Bir parantez: Ben yetiştim o günlere; Tokat’taki kahvehanelerin ikisi çok ünlüydü: biri ‘Yüksek Kahve’, öbürü de ‘Büyük Kahve’ dediğimiz kahveler. Yüksek Kahve, Saat Kulesi’nin yakınında, Yeşilırmak Çayı’nın kıyısındaydı; merdivenle iki kat çıkılan bir yer… Büyük Kahve de, şehrin nerkezinde, bir yanı Atatürk Meydanı’na [adı, ‘Cumhuriyet Meydanı’ da olabilir; Atatürk heykelinin olduğu alan], bir yanı da şehrin ana cadddesi olan Behzat Caddesine bakan, adı üstünde çok büyük bir salondu. Bir keresinde Zati Sungur gelmişti de, bütün Tokat oradaydı. Gösterisini orada yapmıştı üstat; demek, şehirdeki en büyük kapalı yer orasıymış…) Sonraları, o gazete okuyanın yerini radyolar aldı ve insanlar onun da çevresinde halkalandılar. Cihan harbi yılları… Öğlen ajansı, akşam ajansı; ‘acans haberleri’… Ve ne olduysa memlekette, zaten bu II. Dünya Harbi’nden sonra olmadı mı? NATO’dan BOP’a giden yolun döşenişini de biz kahvehanelerde ‘izledik’. 

*    *    *

Pek belli etmese de Ortaylı Hoca kızmış. Neye ve niye? Lozan Antlaşması’nın (‘Lozan’) zafer mi, hezimet mi olduğu üzerine yapılan değerlendirmelere… 

Bu konu, ‘Lozan’, türlü zamanlarda, türlü vesilelerle ve türlü amaçlarla dile getirilir hep… 

Hadise yeni olduğundan unutulmamıştır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da, 29 Eylül günü muhtarlarla yaptığı toplantıda (27. Muhtarlar Toplantısı), Lozan Barış Antlaşmasında alınan kararların Türkiye’nin aleyhine olduğu görüşünü dile getirmişti. ‘15 Temmuz’ olgusunu ‘Türk milletinin ikinci bir Kurtuluş Savaşı’ olarak nitelendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının Lozan’a değindiği bölümünde şöyle demişti: 

“Tarihte bize ne yaptılar? 1920’de bize Sevr’i gösterdiler, 1923’te Lozan’a bizi razı ettiler, birileri de bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştılar, her şey ortada. İşte şu anda Ege’yi görüyorsunuz değil mi? Şöyle bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan’da verdik; zafer bu mu? Oralar bizimdi, oralarda hâlâ bizim camilerimiz var, mabetlerimiz var. Ama şu anda hâlâ Ege’de ‘kıta sahanlığı ne olacak, havada ne olacak, denizde ne olacak’ bunları konuşuyoruz, hâlâ bunun mücadelesini veriyoruz. Niye? İşte o antlaşmada masaya oturanlar sebebiyle… O masaya oturanlar o antlaşmanın hakkını vermediler, veremediler; veremedikleri için şimdi onun sıkıntısını biz yaşıyoruz. Şayet aynen bu darbe de başarılı olsaydı herhalde Sevr’i dahi aratacak bir dayatmayla karşımıza çıkacaklardı.”[2] 

Prof. Ortaylı’nın ‘Lozan’a ilişkin değerlendirmesi de şu (Sky Türk TV, Şimdi Söz Sizde izlencesi, Lozan Antlaşması Zafer mi, Hezimet mi?, 21 Ağu. 2013): 

“Lozan bir uzlaşmadır; bu kadar açık… Lozan, yok, hezimetmiş, yok, ihanetmiş, falan, boş laflar; işte söyledim ya size, kahvede geğirerek tespih çekmek bu, başka bir şey değil. Kasabalarda tarih yazılmaz. Bunu size söyleyeyim; kural olarak kasabalarda tarih yazılmaz. Kasabadan tarihçi çıkabilir. Çarlık devrinde Rusya tarihçilerinin çok önemlileri, hem de sadece Rusya tarihi yazan değil, mesela Roma tarihinde, Avrupa tarihinde uzman olan bir sürü adamlar bile Rus kasabalarından çıktılar. Çünkü oradaki liseler çok önemliydi, iyi bilgi veriyordu. Bizde de olabilirdi… Vardır; yani, bizde kasabadan çıkan tarihçi vardır; önemli tarihçi… Bir tane örnek istiyorsan, Mükrimin Halil*; Maraşlı… Olabilir; ama kasabada tarih yazılmaz; bu bir kuraldır; hiçbir yerde yazılmaz… Büyük şehrin asıl önemi budur. Öyle elli tane kasabada tarih bölümü açarsan, daha bunun sıkıntısını çok çekersin. Çok açıktır.” 

*    *    *

İlber Hoca, “Lozan Barış Antlaşması’nın bir zafer mi, yoksa bir hezimet mi (yani, bir başarı mı yoksa bir yenilgi, bir bozgun mu) olduğu” konusunda yapılan bilir bilmez konuşmalara, tartışmalara ilişkin yargısında ‘kahvehane’, ‘geğirmek’ ve ‘tespih çekmek’ sözlerini boşuna bir araya getirmemiş: mutlaka biliniyordur, bedensel bir hareket olan geğirmek, hastalıktan kaynaklananı ayrı tutarsak, bir başkasının yanında olursa, toplumuzda ayıplanan bir şey; “affedersiniz” demeyi gerektirir. Tespih çekmek, yalnız Müslümanlık’ta değil başka dinlerde de Allah’ı anma konusunda bir yöntem; Müslümanlık’ta, müminlerin, “Allah’ı bütün kusur ve noksan sıfatlardan uzak tuttuklarını” dile getirmek amacıyla, ‘sübhanallah, elhamdülillah, Allahüekber’ sözlerini söylemeleri. Tespih de, işte bu anma işini yanılmaksızın belli sayıda eksiksiz olarak yinelemek için kullanılan araç… Arapça bir kelime olan ‘tespih’ (tesbih), “övme, yüceltme, arılama (kusur kondurmama)” anlamlarına gelmekte. ‘Kahvehane’ye gelince: yukarıda uzun sayılacak biçimde söz ettim, dipnotta da bir şey olacak. Yani, tesp(b)ih eylemi kahvehanede yapılacak bir iş mi, yakışır mı? 

*    *    *

‘Birlik, beraberlik’ sözlerini her vesileyle söyler dururuz, ‘birlik, beraberlik’ çağrıları dilimizden eksik olmaz; ama ulusal konularda bile ayrı tellerden çalıyoruz, bir türlü bir araya gelemiyoruz… Ne zaman millet olacağız?

  

İnal Karagözoğlu

30 Eylül 2016, Cuma

 

___________________________

1) Kahvehane kültürü

1414’te kahve artık Mekke’de biliniyordu. 1500’lere gelindiğinde ise Yemen’in Muha limanından Mısır’a yayılmıştı. Hâlâ Sufilerle bağlantılı bir içecek olarak görülüyordu. Kahire’de El Ezher Üniversitesi civarında kahvehaneler türemeye başladı. 

Sonra Suriye’nin kozmopolit Halep kentinde yaygınlaşan kahvehaneler 1554’te de Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’da açılmaya başladı. 

Mekke, Kahire ve İstanbul’da din adamları kahveyi yasaklamaya çalıştır. Şeyhler kahvenin etkisinin alkolün etkisiyle bir görülüp görülmemesini tartıştı. Kahve dolu taslar da İslam’ın yasakladığı alkol gibi elden ele dolaştırılıp içiliyordu. 

Kahvehaneler erkeklerin bir araya geldiği, şairleri dinlediği, satranç ve tavla gibi oyunlar oynadığı yeni kurumlardı. Entelektüel yaşamın yoğunlaştığı ve toplanma merkezi olarak camiye rakip olarak görülen yerler hâline geldi.

Bazı âlimler kahvehaneleri şarap içilen meyhanelerden daha kötü yerler olarak değerlendirirken, yetkililer de buraların isyan yuvalarına dönüşmesi kaygısını dillendiriyordu. 

Fakat kahveyi yasaklamaya yönelik tüm girişimler başarısızlıkla sonuçlandı. 4. Murat zamanında (1623-40) uygulanan ölüm cezasına rağmen… Din âlimleri sonunda kahveye izin verme yönünde fikir birliğine vardılar. (Kaynak: John McHugo, Kahve Yemen’den mi gelir?, 18 Nis. 2013, BBC Com Türkçe [ http://www.bbc.com/turkce/haberler/2013/04/130418_kahve_yemen ]) 

2) Kaynak: TCCB Gov. Tr. (“15 Temmuz Türk Milletinin İkinci Kurtuluş Savaşı’dır”, 29.09.2016 https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/52441/15-temmuz-turk-milletinin-ikinci-kurtulus-savasidir.html )

* İK’nin notu:

• İbrahim Mükrimin Halil Yinanç (Ord. Prof., 1900 Elbistan, Maraş ‒ 1961 İstanbul)

• ‘Teşbih’ benzetme demek, ‘teşrih’in de tıptaki anlamından başka bir anlamı daha var: “Bir konuyu, bir sorunu en ince noktalarına kadar gözden geçirerek anlatma, açımlama” demek. Televizyon haberlerinde sık sık kullanıyorlar; bir örnek: “Bakanlar Kurulu’nda iç güvenlik konusunun da masaya yatırıldığı belirtildi.”

 

© 2016 İK

 

 

Anahtar kelimeler: başarı, bozgun, büyük şehir, hezimet, kahve, kahvehane, kasaba, ‘Lozan’, Lozan Barış Antlaşması, Sevr, tarih, tarihçi, tesbih, tespih, tespih (tesbih) çekmek, teşrih, yenilgi, zafer

 

752 | Günlük | 300916 

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.