Bir Zamane Ortaoyunu

Sanırsın ‘Hisseli Facialar Kumpanyası’…

 

 

Ortaoyunu, bugün artık unutulmuş bir sanat dalımız. Başkarakterleri Kavuklu ile Pişekâr olan oyun, açık alanlarda seyircilerin önünde oynanan geleneksel bir halk tiyatrosu dalıydı. Metinsiz, doğaçlamaya dayanan bir oyun olan ortaoyunu, müziklerle, danslarla renklendirilirdi.

 

Bu kısa girişten sonra, Sözcü gazetesi köşe yazarlarından Mehmet Türker’in bugünkü (29 Mar. 2016 Salı) yazısını [*] vereceğim; Türker, “Alın size belge ve bulgu!.” demiş:

 

«Geçenlerde emekli Adalet Başmüfettişi Davut Çakır’ın, Diyarbakır, Şırnak, Mardin gibi illerde PKK’lı teröristlerin ilçeleri ele geçirmesi üzerine sorumlular hakkında yaptığı suç duyurusuna Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın “Ciddi belge bulgu yok” cevabını yazmıştık…
Sokaklarda hendeklerin kazılmasına, barikatların oluşturulmasına…
Ana arterlerin kazılıp düzenekli bombalar yerleştirilmesine…
Tüneller kazılmasına oradaki valiler başta olmak üzere, kaymakam, polis, jandarma gibi kamu yöneticilerinin göz yumduğu ya da “uyuduğu” yolunda somut delil yokmuş!..
Ama geçenlerde ülkenin Cumhurbaşkanı gayet rahat açıkladı:
“Biz valilere üstüne gitmeyin dedik, iyi niyetimiz istismar edildi”
Somut belge, bulgu mu istiyorsunuz, işte alın size belge bulgu!..
Üstelik sözlü, canlı canlı!..

 

*  *  *

 

Ahkâm kesmeyi pek severiz…
“Fransa’nın istihbaratı çalışmıyor”
“Belçika’yı uyarıyoruz, havyar kesiyorlar”
Doğrudur da…
Kendi içimizdeki teröristlerden haberimiz yok!..
Teröristler ilçeleri ele geçiriyor, biz Kurtuluş Savaşı veriyoruz…
Teröristler mahallelere tüneller kazıyor, biz seferberlik ilan ediyoruz…
Polis söküp atamıyor, asker indiriyoruz…
Her gün aslan gibi vatan evlatlarını üçer beşer şehit veriyoruz, sokakları kurtarmak için tank ateşine tutuyoruz…

 

*  *  *

 

Bazı Avrupa ülkeleri gerçekten çok ahmak!..
Mesela çikolatacı Belçika tutturmuş bir “insan hakları, özgürlükler” diye, IŞİD militanları Brüksel’de fink atıyor…
İyi de…
Biz insan hakları ve özgürlüklerde nal toplarken bile PKK’lı teröristler her yerde fink atmış…
Üstelik fink atmakla kalmamış, mahalleleri, ilçeleri göz göre göre ele geçirmiş…
Belçika’daki bir saldırıda 35 insan can veriyor…
Türkiye’de ise asker, polis şehit sayısı her ay zaten 35’i bulup geçiyor…
Canlı bomba saldırılarında hayatlarını kaybedenler de üstüne ekleniyor!..

 

*  *  *

 

Allah aşkına…
Ülke bu kadar mı sahipsizmiş?..
Duyan, gören hiç mi olmamış?..
Polis, jandarma neredeymiş?..
İstihbarat neredeymiş?..
Polis hiç sokağa çıkıp dolaşmamış mı, kaymakam ilçesinde hiç tur atmamış mı?..
Ya da bütün bunlar biliniyormuş da (bilinmemesi mümkün değil) çözüm, açılım saçılım hikâyesiyle göz mü yummuşlar?..
Ben şimdi naçizane Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Mehmet Akarca’ya soruyorum:
“Hukukçu olmadığım için yanılabilirim… Ama bunlar ciddi belge ve bulgu değil midir?.. Aslında suç duyurusuna bile gerek kalmadan, cumhuriyet savcılarının resen soruşturma açmaları gerekmez miydi?.. Bu bakımdan o dönemde görev yapan cumhuriyet savcıları da görevlerini ihmal etmiş olmadılar mı?..
Üstelik bütün bunlar Cumhurbaşkanı tarafından teyit edilmiyor mu, açıkça anlatılmıyor mu?.. Eğer bunlar görevi savsaklamak, görevi kötüye kullanmak, hatta yataklık etmek suçlarını oluşturmuyorsa, terör örgütü ilçeleri, sokakları nasıl ele geçirmiş olabilir?..”

 

*  *  *

 

Herhalde bunun bir gerekçesi olacaktır ve Başsavcı bunu hukuki olarak açıklayacaktır!..

 

Kılıçdaroğlu bilmiyor mu?..

 

CHP lideri Kemal Kılıçdaoğlu, partisinin il başkanlarına talimat verdi:
“Güneydoğu’da görev yapan valiler hakkında suç duyurusunda bulunun”
CHP il başkanları, halen operasyonların devam ettiği il ve ilçelerde PKK’lı teröristlerin yuvalanmasına, hendekler kazmasına, barikatlar oluşturmasına, bölgeyi silah ve patlayıcı deposu haline getirmesine göz yumdukları veya görevlerini savsakladıkları ya da görevlerini kötüye kullandıkları iddiasıyla valiler hakkında suç duyusunda bulunacaklar…
Peki Kılıçdaroğlu, Yargıtay Başsavcısı Mehmet Akarca’nın, emekli Adalet Başmüfettişi Davut Çakır tarafından aynı konuda yapılan suç duyusuna “belge bulgu yok” cevabını verdiğini bilmiyor mu, bu sütunda kendi okumadıysa danışmanları da okumamış mı?..»

 

*

Geçen gün Dünya Tiyatro Günü’ydü; baktım da, İlgilik alanının çalışmaya başladığı 18 Şubat 2008 tarihinden bu yana konusu Dünya Tiyatro Günü olan altı yazı yazmışım 27 Martlarda; neredeyse her yıl… Ama bu yıl atladım; belki içimden gelmedi, belki, her gün her gün ‘tiyatro’ –yanlış oldu, ‘oyun’ diyecektim– seyretmekten gına geldiğinden… Yazılarımda bu gün dolayısıyla yayımlanan bildirilere yer vermek başamacım olmuştur; ve belki de artık bu bildirileri anlamsız, değersiz bulduğumdandır bu yıl Dünya Tiyatro Günü yazısına oturmayışım. Öyle ya, ‘her şeyleri bilen’ ve ‘her konuda millete ayar veren’ birisinin elinden çıkmamış olacak olan bir Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi beni kesmez artık… (Bilindiği gibi, uluslararası sayılabilecek bu güne özgü oluşmuş bir gelenek var: her yıl dünyaca tanınmış bir sanatçı tarafından hazırlanıp Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nce yayımlanan uluslararası Dünya Tiyatro Günü bildirilerinin yanı sıra yine her yıl, bu günün kutlandığı ülkelerde ulusal bildiriler yayımlanıyor. Bunları, bir tiyatro mensubu ya da tiyatroyla ilgisi olan tanınmış bir kimse hazırlıyor ve sunuyor.)

 

Bizde ilk Dünya Tiyatro Günü kutlaması, tanınmış yazarlarımızdan Adalet Ağaoğlu’nun, verdiği bir seminerdeki anlatımına göre, 1966-67 tiyatro mevsiminde olmuş (İÜ Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü Dergisi, s. 15 [2009]). Ve ilk ulusal bildirimizi de, 1978 yılında tiyatro ustalarımızdan Muhsin Ertuğrul hazırlayıp sunmuş.

 

Rahmetli Ertuğrul (1892 – 1979) şunları demiş bildirisinde:

 

«Bugün 27 Mart 1978, Dünya Tiyatro Günü.
Bu kez önünüzde konuşmak görevi ve onuru bana verildi. Tiyatroya hizmet yolunda çok yaşamış bir emekçi olarak izninizle söz alıyorum.
Derler ki, tiyatro üçüz doğmuş bir sanat koludur: Yazar, oyuncu ve seyirci. Bunlar birbirinden ayrılırsa ortada tiyatro kalmaz. Oysa ben diyorum ki, günün en önemli sorunlarını kağıda aktaran yazar da, onları sahnede dile getiren sanatçı da sizin aranızdan çıkmıştır. Onun için biz bir bütünüz. Teker teker düşüncelerimiz ayrı olabilir, ama dertlerimiz birdir.

 

Bugün Dünya Tiyatro Günü’dür, şu dakikada yüzlerce sahnede her ulusun kendi dramı oynanıyor. İzninizle biz de yurdumuzda oynanan oyuna bir göz atalım. Ben perdeyi açıyorum. Sahne, Türkiye haritası yüzeyine yayılmış yaslı ana babalar, bir ağızdan, yitirdikleri gencecik yavrularının tabut kervanına ağıt yakmaktadır.

 

Perdeyi hemen bu acıklı görünüme kapatıyor ve sizlere soruyorum:
Gençler gençleri neden öldürüyor? Kardeş kardeşi neden öldürüyor? Gençler kendilerini neden öldürtüyorlar? İşte size şimdiye dek sahneye getirilmiş en acı konu. Ulus olarak bugün bizim en önemli sorunumuz bu. Bunun çözümünü düşünmek siz sayın seyircilerimize düşüyor. Siz ve bizler ki öldürenle kurbanını aramızda yetiştirdik, vuranla vurulanı bağrımızda besledik, ikisinden biri ya kardeşimiz, ya akrabamız, ya komşumuz, ya tanışımızın arkadaşı.

 

Şimdi bu sahnede soruyorum sizlere:
Kardeşi kardeşe kim kırdırıyor?
Hangi katı yürekli, hangi cana kıyıcı, hangi bencil çıkarıyor perde arkasından bu suçsuz yavruları, sinsi sinsi, kukla gibi kullanıyor? Neden? Bunun yanıtını vermek için derin derin düşünmenizi bekliyorum.
Büyük kurtarıcı Atatürk, yurtta, dünyada barış, diye temel bir ilke atmıştır. Nerde yurttaki barış? Bu temeli yıkanların art niyetlerini düşünüp bulmak siz sayın seyircilere düşüyor.
Çünkü Tiyatro, sahnede sorunları yalnız sergilemekle yetiniyor. Bu sorunları düşünerek çözmek seyircinin sağduyusuna bırakılmıştır. Sahnenin başlıca çabası seyircileri sağlam düşünmeye zorlamaktır.
Sorun bu: Neden öldürülüyorlar? Niçin ölüyorlar?
Tatlı saatler geçirmeye geldiğiniz tiyatroda acı gerçeklerle sizleri tedirgin ettik, bağışlanmak diler, saygılar sunarım.»

 

Ve hemen, 2013 yılı Dünya Tiyatro Günü Türkiye Ulusal Bildirisi’ni hazırlayıp sunan Göksel Kortay’ın, Muhsin Ertuğrul’un bu bildirisinden pek çok satır anımsatan sözlerine bakıyorum:

 

«Laik, demokratik cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Atatürkümüzün vurguladığı gibi: “Sanatsız kalmış bir milletin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Çünkü sanat, ülkenin çatısına destek veren temel dayanaklardan biridir.

 

Özgürlükçüdür, özgürlüktür tiyatro.. Işıktır.. Aydınlanmadır. Uygar insan düşünen, yorumlayan, araştıran, eleştiren, özgün insan olmalıdır. Ufkumuzu genişletmek, beynimizi ve ruhumuzu zenginleştirmek için tiyatro yaşamda vazgeçilmezlerden, olmazsa olmazlardandır.

 

Birey çağına tanıklık eder tiyatro aracılığıyla; sorar, sorgular. Güçlüdür tiyatro sanatı, çünkü anlatacak sözü vardır hep… Dinamiktir, enerjiktir tiyatro, en yalın eğitim aracıdır. Dil birliği bir ülkenin temel yapı taşlarındandır… Her ülkede dilin en güzel kulllanıldığı yer tiyatro sahnesidir kuşkusuz. Günümüzde aşırı derecede yozlaşan Türk dili kullanımınının doğru çizgide gelişmesinde çok önemli bir rol üstlenir tiyatro.

 

Hoşgörü yoksunluğunun alabildiğine egemen olduğu ülkemizde olayların, sorunların şiddetle değil, anlatarak, anlaşarak çözülebileceğini vurgular tiyatro. Aydın insan şiddete başvurmayan insandır. Barışçıl bir dünya düşler tiyatro… Şiddetten uzak… Bölücü değil, bütünleştiricidir; yıkıcı değil, yapıcıdır tiyatro. Eleştirir, inceler, yanlışı, kötüyü haykırır yüzümüze. Toplumun gelişmesine, değişmesine öncülük eder.

 

Ancak, günümüzde ne yazık ki durum farklı. Nicel olarak zaten yetersiz kalan tiyatro salonları yıkılıyor, yok oluyor. Sanatın beşiği bu şehr-i İstanbul’da tam nitelikli tiyatro salonu sayısı her geçen gün azalmakta. Ödenekli tiyatrolar bile salonsuzluk sorunuyla karşı karşıya…»

 

*

Dileğim, ‘Hisseli Facialar Kumpanyası’nın artık “Perde” demesi…

 

 

İnal Karagözoğlu

29 Mart 2016, Salı

facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom

 

 

____________________

* http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/mehmet-turker/alin-size-belge-ve-bulgu-1157754/ (Not: Özgün metnin noktalaması korunmuş, ancak, birkaç dizgi yanlışı tarafımdan düzeltilmiştir. İK)

 

Muhsin Ertuğrul ile Göksel Kortay’ın bildirileri için sırasıyla bkz.

- http://www.kitaptansanattan.com/tiyatro/ilk-27-mart-dunya-tiyatro-gunu-bildirisi/

- http://www.devtiyatro.gov.tr/haberler-388-27-mart-2013-ulusal-dunya-tiyatro-gunu-bildirisi—goksel-kortay.html

 

 

© 2016 İK

 

 

Anahtar kelimeler: 27 Mart Dünya Tiyatro Günü, ahkâm, ahkâm kesmek, başkarakter, belge, bulgu, facia, geleneksel, halk, hisse, Kavuklu, kaymakam, Pişekâr, ortaoyunu, savcı, seyirlik, soruşturma, suç, suç duyurusu, tiyatro, vali, zamane

 

 

733 | Günlük | 290316

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.