Bir Söyleşi

Ya da Keçiye İtibarının İadesi

 

 

Çukurova Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. İbrahim Ortaş’tan bir emektup (e-mail) aldım. Prof. Ortaş, son günlerde aramızdan ayrılan Fikret Otyam’la yaptığı bir sohbeti aktarıyordu. “Ressam-Yazar Düşün İnsanı Fikret Otyam’la Keçi Üzerine Sohbetimiz” başlıklı yazısını buraya almak istiyorum:

 

«Cumhuriyetimizin en büyük kazanımı, yetiştirdiği düşünce üreten sınırlı sayıdaki insanın kültürümüze kattıkları değerlerdir, dersek, herhâlde abartmamış oluruz. Düşünmek, yazmak, resim yapmak, müzik yapmak, taşı ve tahtayı yontmak, yani, yaşamı bir başka şekilde anlatmak ve başkasının da bu yolla bilgi edinmesini sağlamak binlerce yıllık bir kültür aktarım yönetimidir. Bu tür düşünsel aktiviteler yoluyla doğa ve insandan yana bilgi üretmek, hakikati aramak ve savunmak ise, hep sorunlu mücadeleler sonucunda kazanılmaktadır.

 

Cumhuriyetin kurulması sonrası sağlanan öğretim birliği, Köy Enstitüleri, üniversiteler ve araştırma enstitüleri, ülkemizde çok değerli yazın, sanat ve bilim insanının yetişmesini sağladı. Diğer yandan, ülkemizde demokrasi tam olarak yerleşmemiş ve soğuk savaşın da etkisiyle zaman zaman bilim, sanat ve kültür çevreleriyle de çatışmalar yaşanmıştır. Bizim gibi demokrasisi tam gelişmemiş toplumlarda hele yazar, sanatçı ve düşünür olmak, biraz “pabucu pahalı” bir iş olsa gerek.

 

“Başarı cezasız kalmaz” denir ya, sanat da bilim de bu bağlamda bedel ödemeyi gerektiriyor. 1970’li yılların sonlarına doğru ismini hatırlayamadığım bir gazete veya dergide “kısa çubuk ince çubuktan hakkını alacak” diye okuduğum yazının yazarı olarak hatırlıyorum Fikret Otyam’ı. Haksızlığa uğrayan en alttakilerin, yani, kısa çubuğun hakkını ve hukuku savunuyordu. Daha sonraları, Fikret Otyam’ın Güneydoğu sevdalısı olduğunu ve oralarda yüzleri güneşten çatlamış, elleri nasırlaşmış Urfalı köylülerin yoksulluğunu ve ırgatlıklarını anlatan, resimlerini çizen kişi olduğunu öğrendim. Resimlerinde keçi ve iri gözlü, rengârenk giyimli Güneydoğulu kızları resimliyordu ağırlıklı olarak. Sonra, çok yönlü kişiliği ve doğaya düşkünlüğü, belki biraz da büyük kentlerin yarattığı gürültü ve kirliliğe isyan edercesine elişleri sanatçısı eşi Filiz Otyam’la Antalya’nın Gazipaşa kırsalına çekildiği ve orada sanatsal ve yazın işlevlerini sürdürdüğünü öğrendik. Üniversiteli yıllarda bilim, sanat ve kültürle ilgilenince Fikret Otyam’ı daha iyi anladım ve izledim.  

 

 

Keçiler resimlerde kalmamalı; zaman, keçiden özür dilemenin, itibarını iade etmenin zamanı… (Harranlı Kız ~Fikret Otyam -Fotoğ., Batmanhabergazete Com alanından.)

 

GAP’ın, susuz, ancak bereketli topraklarını ve onunla eşleşmiş ağalığın baskısı altında can çekişen topraksız köylülerin dramını, ancak derin empati yapan birisi yazabilirdi. İlk defa 1985 yılında Suriye sınırında Şanlıurfa Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsü’nde çalışırken gördüklerimi ve yaşadıklarımı daha sonra Otyam’ın yazılarında görünce, bulunduğum yerin önemini daha iyi anlamıştım. Mayınlı tarlalardan karşıya geçen kaçakçıların gece geçişlerini, tellerle ayrılmış, sınırlarla parçalanmış ailelerin akrabalarıyla sınır telleri üzerinden karşıdan karşıya el sallayarak, bağrışarak iletişim kurmaya çalıştıklarını görünce (Propaganda filmindeki sahnelerdeki gibi) Fikret Otyam’ın ne dediğini daha iyi anladım.

 

Zaman zaman gazetelerde keskin kalemiyle ülkemizin demokrasisi, eğitimi ve güzel gelecekler için ciddi eleştireler ve öneriler yaptığını gördük. 2000’li yıllarda Toros Dağlarının kadim hayvanı olan keçilerin erozyona neden oluyor diye ortadan kaldırılmasını savunan Adana’nın o dönemdeki belediye başkanına fikrinin bilime ve doğaya aykırı olduğu gerekçesiyle karşı çıkarken Sayın Otyam’la karşılaştım. Adana’nın o dönemdeki belediye başkanı, keçileri bölgeden çıkarmak için devleti seferber etmiş, bakanlara, başbakana kadar çıkmış ve parasal yardım istemişti. Hatta Üniversitemizde bazı hocalarımızı da ikna etmeye çalışıyordu. Ben ise, keçilerin bölgenin bir canlısı olduğunu, orman yangınlarına karşı önemli işlev gördüğünü belirtiyordum. Orman yangınlarının yüzde doksan beşinin insan kaynaklı olduğunu, keçinin değil, iki ayaklıların erozyona neden olduğunu belirtiyordum. Doğada her canlının besin zincirinde bir yeri olduğu ve ekolojik denge açısından bir canlının ortadan kaldırmasının bilime aykırı olduğu konusunda güçlü bir iradeyle doğadan ve keçilerden yana taraf olmuştum. Keçiler konusunda hobi düzeyinde bilgi toplamış ve bir iki de yazı yazmıştım. Keçilerin orman yangınının gelişmesine engel olduğunu belirten yazım geniş ilgi görmüştü.

 

Bir toplantıda, Tarım Bakanı ile Çevre ve Orman Bakanı Başbakan’dan, Adana Belediye Başkanı’nın talepleri doğrultusunda maddi destek istiyor ve Toros Dağları’nın eteklerinden keçilerin toplanarak et olarak askeri kışlalara gönderilmesini veya diğer şekillerde değerlendirilmesini savunurken, dönemin başbakanına iletilen bir not üzerine, Başbakan, “Belediye Başkanı keçileri ortadan kaldıralım, diyor; bilim insanı İbrahim Ortaş da keçilerin yangını durdurduğunu belirtiyor. Hangisine değer vereceğiz” diyerek basına yansıyan bilgilerden benim önerimi dikkatte almak gerektiğini belirtti. Daha sonra Belediye Başkanımız beni arayarak “Başbakanın senden yana tavır aldı” demişti.

 

Bu arada, keçilere sahip çıkılması konusunda bölgedeki Yörükler e-posta veya telefonla arıyor ve konunun sahiplenmesi gerektiği tarafıma iletiliyorlardı.  Şimdi hatırlayamadım, İzmir veya Antalya’dan bir okur dost, yazımı Fikret Otyam Bey’e iletmiş ve onun da yazımı beğendiği ve benimle görüşmek istediği belirtildi. Bana iletilen telefondan Sayın Otyam’la iletişime geçtim. Çok sevindi ve yıllardır keçi resmi çizdiğini ve bu asil hayvana sahip çıkılması gerektiği konusunu konuştuk. Fikret Otyam’la telefonda görüşmemizde keçilere olan ilginin kaynağı ve konunun önemi, bu ekosistemin hayvanı olan keçinin sütünün sağlık için önemi üzerinde konuştuk. Ben de, görüşleri çok yönlü bir düşün insanı tarafından beğenilmiş olmanın mutluluğunu yaşadım. Konuşma sonrası resimlerine baktım: gerçekten keçilere bir hayli yer vermişti. Sayın Otyam’ın kendisine özgü bir ekol olduğunu daha sonra anladım. Yazılarında ve resimlerinde Anadolu’nun doğasını, insanını derin duygularla işlediğini anladım. Bu arada, 2013 yılında Kırgızistan’da Bişkek’te katıldığım bir kongre sırasında yapılan çevre turunda keçinin önemli bir sembol dolduğunu görmüştüm.

 

Fikret Otyam, demokrasi ve insan hakları ilkesine bağlı, içtenlikli bir aydındı. Akla ve bilime önem veren bir fikir insanıydı. Sözünü esirgemeden gördüğü yanlışları ve eksikleri bir aydına yakışır şekilde yazı ve resimleriyle anlattı. Fikret Otyam gibi ülkesini seven ve ülkesinin demokrasinin gelişmesiyle gelişeceğine inanan insanların çok olduğu bir ülkede bulunmak önemli. Bazen görüşlerine katılmasak da eleştirileriyle bir şeylere farklı pencerelerden bakılmasını sağlamaları nedeniyle varlıkları önemlidir. Türkiye’nin bence en önemli sorunu, farklı düşünenin, biraz eleştiri yapanın sevilmemesi ve sistemin dışına itilmesi. Hâl böyle olunca, ülkemiz verimliliğini, yaratıcılığını kaybediyor ve sürekli sorunlar yaşıyor.

 

Böyle aydınların ölümleriyle yaprak dökümü yaşıyoruz. Gidenin yeri doluyor mu, bilmiyorum. Mevcut eğitim sistemi yaratıcı insan yetiştirmeye çok da uygun görülmüyor. Ülkemizin ve Cumhuriyet kuşağının büyük kazanımı olan bilim, kültür ve sanat insanlarının önümüze koydukları hedefe yönelik nitelikli bilim, sanat ve düşün insanı kazanmak dileğiyle yeniden düşünmemiz ve bir şeyler yapmamız ülkemizin aydınlık geleceği için önemli. Bu uğurda keçi gibi inatçı olmak, yaşamın en zorlu kayalarına tırmanmak gerekir. Doğadan, sağlıklı çevreden, insandan, demokrasiden, barış ve terörsüz ortamdan yana keçi gibi inatçı/ısrarcı olmak gerekir. Yoksa ülkemiz bu jeopolitik coğrafyada çok sorun yaşar ve zorlanır.

 

Sayın Otyam’ın keçileri bizlere emanet… Çizdiği resimlerin renkliliği gibi mekânı da cennet olsun.

 

10.8 2015, Adana»

 

*   *   *

Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi, ülkemizde de zaman zaman bir şeyler değerli sayılmakta, bir şeyler “tu kaka” ilan edilmekte. Hele de bunlar sağlıkla, beslenmeyle ilgili şeylerse… Şu son zamanlarda bunların arasına keçi peyniri ile keçi sütü de dahil edildi. Bir şey ne kadar azsa o ölçüde değerli olur; bu durumda, o şeylerin sahteleri de sürülür piyasaya: ‘keçi sütü’ diye içtiklerimizin, ‘keçi peyniri’ diye yediklerimizin ne kadarı gerçek, bir araştıran var mı? Prof. İbrahim Ortaş’a kulak veren? Ve büyük usta Fikret Otyam’a?

 

Zaman, keçiden özür dilemenin ve itibarını iade etmenin zamanı…

 

 

İnal Karagözoğlu

17 Ağustos 2015

 

 

____________________________

Prof. Dr. İbrahim Ortaş kimdir?

 

Hâlen Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü öğretim üyelerinden olan Prof. Ortaş, bu üniversitenin 1985 mezunlarından. Prof. Ortaş, Şanlıurfa Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsü ile bir tarımsal kuruluştaki görevlerinin ardından 1977’de Çukurova Üniversitesi’nde araştırma görevliliğine atandı. Doktorasını 1990-94 yıllarında İngiltere’de Reading Üniversitesi’nde yapan Prof. İbrahim Ortaş’ın çoğu yabancı dilde ve bir kısmı SCI’de (Bilim Atıf İndeksi’nde [Science Citation Index]) yer almış bulunan yüzün üzerinde bilimsel makalesi ile iki uluslararası kitap bölümü, üç de yardımcı ders notu var.

 

__________________

Not: Başlıklar İlgilik'e özeldir; fotoğraf, İlgilik'in eklemesidir.

   

© 2015 İK

 

 

Anahtar sözcükler: ağa, ağalık sistemi, aydın, beslenme, bilim, Cumhuriyetimiz, düşünce, düşünür, Fikret Otyam, GAP, gerçek, haksızlık, İbrahim Ortaş, itibar, keçi, keçi peyniri, keçi sütü, Köy Enstitüleri, kültür, öğretim birliği, piyasa, sağlık, sahte, sanat, sanatçı, tu kaka, üretmek

 

721  |  Günlük  |  Her Açıdan  |  170815

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.