Bir Şehir Efsanelesi Dolayısıyla

Hani, “Bütün Derdimiz ‘Şapkalar’ mı Olmalı” Demiştim ya…

 

 

Hayır, bütün derdimiz ‘şapkalar’ olmamalı, ama çok zamandır ortalıkta dolaşmakta olan “Şapkalar kalktı” ‘lafı’nı da duymazdan gelemeyiz. ‘Şapka’ kendi kendine kalkacak bir şey olmadığına göre, demek, onu birileri kaldırmış, atmış… Moda deyimle ‘şehir efsanesi’…* Eskilerin ‘tevatür’ dedikleri…

 

Kim çıkarmışsa bu haberi, helal olsun (!). Türkçenin üzerine yapıştı kaldı; sök sökebilirsen… Eli kalem tutanından makam sahibine koca koca insanlar bile inandılar buna… Yazılarından atmaları bir yana, dillerinden de attılar. Vah benim memleketim dedirten bir durum…

 

 

Oysa, şapka mapka atan, kullanımdan kaldıran yok; ancak, ‘şapka’ya dair pek basit kuralı anlatabilmek zor. En iyisi sözü bir bilene bırakmak…

 

Yılların hocası, Türkçe konusunda yazıları, kitapları olan Feyza Hepçilingirler, bakınız, deneme, inceleme ve eleştirilerinden oluşan Türkçe “Off” kitabında bu konuda ne diyor (Ağustos 1997’de Remzi Kitabevi’nden çıkan ilk baskısından):

 

 

«Şapkalar Kalktı mı?

 

“Kağıt” değil de “kâğıt” diye yazdığınız zaman, yakınınızda, yazma işiyle az çok ilgili olduğunu sanan biri varsa sizi kibarca uyaracaktır: “Şapkalar kalkmadı mı?” Üstünde benzer bir işaretin bulunduğunu düşünmekten olsa gerek, “Yumuşak g kaldırılmış, öyle mi? diyenlerle de karşılaşabilirsiniz. (Ben birkaç kez karşılaştım.)

 

Bu “şapka meselesi”nin içyüzü nedir? “Şapka” sözcüğünün politik çağrışımları oldukça önemlidir de bu gariban işarete neden önem verilmez? Hiç değilse Demirel’in ünlü “şapka”sının öneminden biraz olsun yararlanamaz mı? Gerçi bu işaretin gerçek adı “şapka” değildir. “Uzatma” ya da “inceltme” işareti de değildir; “düzeltme işareti”dir. Zaten kullanılma gerekçesi de okunuşu “düzeltmek”tir. “K ve g’den sonra gelen ve ince okunması gereken a’ların ve u’ların üstüne konur.” Örneğin “ka” diye yazarsanız, böyle okunur; oysa siz “kâğıt” yazacaksanız “ka”ya değil “kâ” hecesine gereksinmeniz var demektir. “Hikâye” böyledir, “mekân”, “dükkân”, rüzgâr”, “kâfir”, “sükûn”, “yadigâr” böyle, düzeltme işaretiyle yazılması gereken sözcüklerdir. Siz bakmayın şu bitmez tükenmez dizinin her gün “gar” çağrışımı yapacak biçimde yayımlandığına, doğrusu “Yalan Rüzgârı” olmalıdır.

 

Düzeltme işaretinin ikinci kullanımı, bu işareti koymazsak karıştırılabilecek olan sözcükleri ayırma amacına yöneliktir. “Hala” diye yazarsanız babanın kız kardeşidir, “halâ” diye yazarsanız “boşluk” anlamına gelen Arapça bir sözcüktür (ki Türkçeye “hela” biçiminde girmiştir), “henüz” anlamına gelen sözcük her iki a’nın üstüne düzeltme işareti konarak yazılır: “hâlâ”. “Kar/kâr” sözcükleri böyledir, “adet/âdet”, “alem/âlem” böyledir. Gazetelerde “yıllık kar”lardan, “kar payları”ndan söz ediliyor olması yanıltmasın: ulaşımı aksatmadığı, insanları bir yerlere kapatmadığı sürece kimsenin kardan söz edesi yoktur. Buralarda “kar” denilenlerin tümü “kâr”dır aslında. Bu kadarcık bir dikkat zor mu gelmektedir gazete düzeltmenlerine? Soracak olsanız size “dizgiler bilgisayarda yapıldığı için bu işaretlerin konamadığı” gibi bir açıklama yapılacaktır ve istenilen her programı gerçekleştirme gücüne sahip bu çok gelişmiş bilgisayarların bir düzeltme işaretini koymaktan aciz olduğuna inanmanız beklenecektir. Belki mızmızlığınıza kızılacak: “Ne fark eder yani?” gibi küstah bir yanıt suratınızın ortasına fırlatılacaktır. Böylelerine “kar” mı, “kâr” mı diye o tümceleri iki kez okumak zorunda kaldığınızdan hiç söz etmeyin; hele küçük ayrıntılarda fark görmeyenlerin büyük farkları da anlayamaz duruma geldiklerinden söz bile açmayın; tam da bu nedenlerle anlamayacaktır. İyisi mi bir öğretmeni anlatın ona. Sınıfa gelen ve “ Şapkalar kalktı.” diye yırtınan müfettişe şu tümceyi yazmasını söylemiş öğretmen: “Kârınızı bana verir misiniz?” Yine anlamaz; ama siz rahatlamış olursunuz.

 

Peki, “kalkan şapka” yok mu gerçekten? Olmaz olur mu? “Reklam”, “plan”, “lakin”, “lazım” gibi sözcüklerde düzeltme işareti yoktur. TRT yakın zamanlara kadar “reklamlar” sözcüğünü “reklâmlar” biçiminde yazardı. Yalnız yanlış değil, aynı zamanda garip bir davranıştı bu; çünkü “reklam” gibi Fransızca bir sözcüğü alıp işgüzarlıkla üstüne bir de işaret çakmak, ancak bizde rastlanabilecek bir davranış olabilirdi. Aynı garip tutum öteki sözcüklere de gösterildi. Oysa bu sözcüklerde düzeltme işareti kullanmak yanlıştır; çünkü “l” den sonra gelen “l”nin inceltici etkisiyle zaten ince okunan a ve u’ların üstünde” herhangi bir işarete gerek yoktur.

 

Biz doğrusunu söyleyelim bir kez. Benimseyen, isteyen, kuralına uygun kullanır; istemeyen önemsemek için, karısının elinden alınma tehlikesi gibi daha büyük olaylar bekler.»

 

*   *   *

İşte böyle…

 

 

İnal Karagözoğlu

22 Nisan 2015

facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom

 

 

__________________

* şehir efsanesi, tevatür: Ağızdan ağza dolaşarak yayılan haber, yaygın söylenti; gerçek olmadığı hâlde kulaktan kulağa yayılan ve yeni eklemelerle herkesçe anlatılmakta olan olay.

 

 

© 2015 İK

 

 

Anahtar sözcükler: düzeltme imi, düzeltme işareti, kural, şapka, “kapkalar kalktı”, şehir efsanesi, TDK, tevatür, Türkçe

 

 

710 | Dil Yazıları/Görüşler | Günlük | Her Açıdan | 220415

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.