Bir Görüş, Bir Anı

Bu İşte Herkesin Payı Yok mu?

     

 

Sosyal medyalardan birinde arkadaşım* da olan bir tanıdığım, önemli bir konuya ilişkin görüşlerini sayfasında şöyle dile getirdi:

 

“Bir toplum ya da birey, eğer kendi üretmediği, üretemediği bir teknoloji veya kavramı kullanıyor ise, onu kullanmasını bilmez ve kullanırsa da kötü biçimde kötüye kullanır.

 

İşte size otomobil teknolojisi ve Türkiye’de kullanımı: Türk toplumu bu teknolojiyi ve malları kendisi üretir duruma gelmediği için kullanmasını da bilmez ve kötüye kullanır. Bu yüzden hiç kimse kurallara uymaz. Yollar mezbahaya döner vs.

 

Aynı şey telekomünikasyon teknolojisi için de geçerlidir. Bu teknolojiyi üretmeden kullanan toplum ne yapar? Yerli-yersiz kullanır. Örneğin cep telefonunu: imam sessize almadığından cenaze namazında çalar. Hoca veya öğrenci dersteyken çalar. Adam doktora muayene olurken çalar. Çalma sesi olarak anlaşılır bir melodi yerine ipe sapa gelmez sesler konur. Telefonu açınca “Alooo sen kimsin” diye bağrılır.

 

Aynı şey bilişim için de geçerlidir. Bilgisayar, en azından araştırma, öğrenme, haberleşme, işleri hızlandırma ve kolaylaştırma için kullanılmak yerine sosyal medyada ipe sapa gelmez şeyler yazmak ve küfür etmek için kullanılır ya da oyun oynanır. Bunlar kullananların yaptıkları. Bir de hiç klavyeye dokunmamış olanlar vardır. İnternetteki bazı paylaşım alanları bunlar için nedir? Yenir mi, içilir mi, giyilir mi, nerede ikamet ederler? Maalesef toplumun yüzde ellisinden fazlası bu grupta olduğu için onlara haber ulaştırmak ve bütün dünyanın İnternet’te gördüğü şeyleri göstermek de olanaksızdır.

 

Yukarıda birinci cümlede özetlenen prensip bana göre Türkiye’nin en büyük sorunudur.”

 

*

Hastanelere işi düşenler bilirler, artık hepsinde sıra numarası alma makineleri var. Eskiden, on beş-yirmi yıl kadar önce bunlar yoktu; sabahın köründe hastane kapılarına gidilir, bir kâğıda, baş tarafına sıra numarası konarak alt alta isimler yazılırdı. Deneyimli olanlar, bu sıralamada katakulli yapılmasın diye listeyi göz hapsine alırlardı.Yeni gelenler, iyi niyetliler tarafından uyarılır, listeye adlarını yazmaları sağlanırdı. Tabii, yazmak için de kalem gerekir değil mi? İşte, yine iyi niyetli birisi çıkar, kalemini bu işe verir, ama ondan ona el değiştiren kaleminin yok olmaması için de büyük çaba harcardı.

 

Derken derken hastaneler sıra numarası verme makineleri edinmeye başladılar. Önceleri tek işlevli olan bu makinelerin daha sonraları çok işlevlileri de çıktı. Gel gelelim, birden çok sıra numarası almaktan tutun da her düğmeden numaralar almaya kadar çok kısa sürede işin suyunu çıkarmayı becerdik. Bu numaratörlü dönemde de yeni yeni ‘iyilikseverler’imiz türedi: bu iyilikseverlerin en ilginci, canlı numaratörler: yeni gelenlerden gözüne kestirdiklerine, o kişinin ihtiyacına göre numara verirler… Kimisi, yaşlıları, kimisi çocukluları kollar; kimileri de yaşına, başına (açık-kapalı) göre yalnızca hanımlara hizmet sunarlar…

 

Ve Bir Anı

 

Bir gün, Kocaeli Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Polikliniği’nde -Hastane o tarihte Derince’deki yerindeydi- başıma şu iş geldi: Numaratör bir türlü etkin hâle gelmiyor, hastalar, hasta yakınları bekleşiyoruz… Hastane personellerinden rastladığımıza durumu bildirdik, “Bekleyin, açılacak” diyorlar… Derken, millet eski usul liste yapmaya kalktı; bir kâğıt bulundu, ama yok, “ben daha önce geldim”, yok, “ben geldiğimde sen yoktun” gibilerinden kavgalar başladı ufak ufak… Durum bu merkezdeyken ben, ortaya, herkesin duyabileceği şekilde yüksekçe sesle şöyle diyecek oldum: “Bu aleti biz icat etmediğimiz için bir türlü kullanamıyoruz.”

 

Sen misin böyle söyleyen? Ne vatan hainliğim kaldı ne de Türklüğümden şüphe edilmesi… Bunun üzerine ben de durumu düzeltmek yerine körükleyecek şu lafı ettim: “Son elli yılda, hadi on yılda olsun, Dünyaca bilinen teknolojik bir icadı olan tek bir isim söyleyin bizden!” Bu sözlerim ortalığın iyice kızışmasına yol açmış, karakolluk olmaya ramak kalmıştı, ama Allah’tan tam da o anda makine çalışmaya başladıydı da millet oraya yüklendiydi. Milliyetçiliği unutmuştuk… Ve bu sefer de ben önce geldim, sen sonra geldin kavgasına tutuşmuştuk.

 

Bu olayın beni asıl inciten tarafı ise, ne Türklüğümden ne vatanseverliğimden şüphe edilmesidir, sadece ve sadece, tek bir Allah’ın kulunun çıkıp da “Adam doğru söylüyor” dememiş olmasıdır. Pek çok olayda tanık olduğum bir durumla burada da karşılaşmıştım.

 

Evet, özelliklerimizden bazıları da işte böyle şeyler. Bunda hepimizin payı var; az ya da çok…

 

 

İnal Karagözoğlu

9 Şubat 2015

facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom

 

 

 

______________________

* Celme Bulca

Bugün, 10:40 · (9 Şub. 2015)

https://www.facebook.com/celme.bulca?fref=ts

 

© 2015 İK 

 

 

 

Anahtar sözcükler: alet, bilgisayar, cep telefonu, durum, icat, İnternet, iyiliksever, kural, kurallara uymak, numaratör, olay, özelliklerimiz, sorun, sosyal medya, teknoloji, Türklük, üretmek, vatan hainliği, vatanseverlik

 

 

693 | Anı | Her Açıdan | 090215

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.