Mübayenet…

Devlet Yönetiminde Yeri Olmamalı

 

 

Bir ‘Osmanlıca’ sözüdür almış başını gidiyor. Bir mesele… Bu ahir zaman meselesinin temelinde neler olabilir, diye kafa yorarken, aklıma, ister istemez Cumhuriyetimizin Millet Mektepleri atılımı da geliyor.

 

Millet Mektepleri. 1 Ocak 1929 günü açılan bu okullar, kısa zamanda çok sayıda insanın yeni harflerle okuma-yazma öğrenmesini sağlamıştı. Özellikle de kadınlarımız bu okullarda aydınlığa adım atmışlardı. Cumhuriyet değerlerine karşı olanların hedefinde insanlarımızı okuryazarlık düzeyine yükselten harf ve dil devrimlerinin olması boşuna değil.

 

Birilerinin ‘yeni’ sevdalarından biri olan bu meselenin öznesini tırnak içinde belirttim; bu belirtiş biçimini, sadece dikkati o kelimeye çekmek için seçmiş değilim, yazı boyunca her durumda bu böyle olacak; zira, ortada yanlış bir adlandırma olduğu görüşündeyim. Niye? ‘Osmanlıca’ diye bir dil olmadığı için…

 

Peki, nedir öyleyse bu ‘Osmanlıca’? “Saray’a mahsus Osmanlı Türkçesi” diyebileceğimiz bir derleme, Osmanlı sarayına mahsus bir kelimeler kümesi… Halkın diline sırt çevirmiş bir zihniyetin oradan buradan aldığı kelimelerle dolu bir torba…

 

Öte yandan, bu kelimeler topluluğunun kullanıldığı bir edebiyat da var: Divan Edebiyatı. Yalnızca şiirlerden oluşan bir edebiyat bu… Ve pek de güzel eserler verilmiş bu alanda. Ben lisede tanıştım divan şiiriyle ve pek sevdim Divan Edebiyatı’nı. Ama bu kelimelerle konuşmak hiç de mümkün değil. Niye? Yetersizdir de ondan… ‘Osmanlıca’da, varlıkların yaptığı işleri, hareketleri, oluşları çeşitli ekler alarak kişi ve zamana bağlı olarak anlatan fiiller (eylemler) yok. Peki ne var ‘Osmanlıca’nın torbasında? Sadece cins isimleri ile sıfatlar… Peki, eylemler nasıl hallediliyor? Türkçenin etmek, eylemek, kılmak, olmak, yapmak fiilleri başta olmak üzere türlü fiiller kullanılarak yapılan eylemlerle: gark etmek, teessüf etmek, münakaşa etmek, tesir etmek, hissetmek, mahvetmek, meyletmek, şükretmek, ihsan eylemek, niyaz eylemek, şefaat eylemek, şükreylemek, mecbur kılmak, müteessir olmak, gark olmak, mahvolmak, münakaşa yapmak, hata yapmak vb…

 

Ve Divan Edebiyatı

 

Bu, daha çok Osmanlı Türkçesinden kelimelerin kullanıldığı şiirlerden oluşan bir edebiyat. Bildiğime göre, Fuzuli’nin Şikâyetnamesinden başka düzyazı örneği de yok bu edebiyatta. Tam bu sırada şunu eklemezsem eksik kalır: Divan Edebiyatı kendi mecrasında akıp, taşıp giderken, öte yanda, Saray dışında, nice eserler verilen zengin bir halk edebiyatı hayat bulmuş Osmanlı’da. Ve en önemlisi, bu alandaki ozanların şiirlerinde kullandığı dil, konuşulan bir dil!

 

Mübayenet

 

Yazının başında, “Bir ‘Osmanlıca’ sözüdür almış başını gidiyor. Bir mesele…” demiştim; konunun bir mesele hâline gelmesi, sadece olmayacak duaya âmin denmesinden kaynaklanmıyor, sakatlığın asıl sebebi, devletin tepe kademelerindeki mübayenet… Nedir mübayenet, önce ona bakalım: dilimize Arapçadan ‘Osmanlıca’ yoluyla gelmiş olan ‘mübayenet’ kelimesi, ‘ayrılık, başkalık; tutmazlık, karşıtlık, uyuşmazlık’ demek. ‘Osmanlıca’ meselesinde, devletin tepe görevlileri arasındaki mübayenete gelince:

 

• Cumhurbaşkanı: “Bunun (‘Osmanlıca’nın) öğrenilmesini istemeyenler var. İsteseler de istemeseler de bu ülkede Osmanlıca da öğrenilecek ve öğretilecek.”

 

• Başbakan: “Osmanlıca denilince arkadaşlar yabancı bir dilden bahsedildiğini zannediyorlar. İsteyen öğrenci seçer isteyen seçmez. Teklif edilen bu.”

 

• Millî Eğitim Bakanı: “Osmanlıca dersi zaten vardı. Zaten seçmeli olarak okutulan bir dersin zorunluya dönüştürülmesini öneriyorlar. Benim önerim Osmanlıcanın seçmeli ders olarak devam etmesinden yana.”

 

Basında yer alan bu sözler arasında paralellikler olduğu gibi, mübayenet de var; bunu görmemek mümkün mü? Devlet yönetiminde mübayenetlere yer olmamalı.

 

*

Hadi, öğrenip konuşsunlar ‘Osmanlıca’yla da görelim!…

 

 

İnal Karagözoğlu

11 Aralık 2014

facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom 

 

 

© 2014 İK

 

 

Anahtar sözcükler: Divan Edebiyatı, halk edebiyatı, ‘Osmanlıca’, Osmanlı Türkçesi, Saray, seçmeli, ‘yeni’, zorunlu

 

 

687 | Günlük | 111214

{lang: 'tr'}

2 Yorum

  1. İnal Karagözoğlu said,

    Aralık 15, 2014 at 16:07

    Benim anlayabildiğime göre, muhteremler, ‘Osmanlıca’ derken, Arap abecesinden (elifbadan) uyarlanan ve ‘eski Türkçe’ de denen Osmanlı alfabesini kastediyorlar. Cumhuriyetimizin en önemli devrimlerinden Harf Devrimi’ne karşı olmanın bir yolu bu. Pek de zekice… (!) Değil mi?

  2. İnal Karagözoğlu said,

    Aralık 15, 2014 at 17:17

    Echel-i cühelayı yandaşlamanın kolay yolu…

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.