Bir Seçimin Anatomisi Üzerine

Af  Edersiniz, Üç-Beş Laf da Biz Edebilir miyiz?

 

Hangi unvanını belirteceğimi ya da unvanlarını nasıl sıralayacağımı bilemediğim, ama 10 Ağustos seçiminde ipi göğüslemiş olan aday dersem kimi kastettiğim anlaşılacak olan zat, bu koşunun sonlarına doğru kendince muhteşem bir atak yaptıydı: “Bana da affedersin çok daha çirkin şeylerle Ermeni diyen oldu.” Muhterem, bu sözlerine “Ben Türküm” cümleciğini de eklemişti. Oysa, Cumhurbaşkanı seçiminde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayı olarak yarışan bu muhteremin ağzından, 30 Eylül 2013 günü hükümetinin ünlü demokratikleşme paketlerinden şimdilik sonuncu olanı açıklarken tek bir kerecik olsun ‘Türk’ kelimesi çıkmamıştı.

Breh breh breh!… ‘İleri demokrasi’ dendi mi ben bunu anlarım işte… Türk olduğunu söylemek bile serbest. Ve bakın hele, meyvesini kimler topluyor?

*

Her ne kadar ‘kem söz sahibine aittir’ deseler de bu ‘af edersin’li söz, hem sahibinin düşündüğü hem de düşünemediği yönde yankılar buldu memlekette.

Kimin hangi kökten geldiğinin ne önemi var? Ama böyle laflar bir Türkiye Cumhurbaşkanı adayının ağzından çıkmışsa durum değişiyor, çok önemli bir iş açıyor insanların başına… Cumhurbaşkanını halk seçecek ve adayları da siyasetçiler belirleyecek olunca, adayların hâl ve gidişlerine not vermek de seçmenlerin önde gelen görevi oluyor. Ve ben de bir seçmen olarak, bu yakışıksızlığı eksi notla değerlendirmiştim. Bir de yazı döktürecektim ama, değmez, deyip oturmuştum.

Bu yakışıksız sözlerin üzerinden beş gün geçti ve sırf bunları diyen biri olduğu için sandığa gömülmesi gereken kişi oradan birinci olarak çıktı. Memleketin değerleri ne ölçüde ayakta, bence işte bu sonuçtan anlaşılıyor; başka ölçüt aramaya ne gerek var? Büttün değerlendirmeler fasa fiso…

*

Ben defteri böylece çoktan kapatmışken ve Cumhurbaşkanı seçimi de olup bitmişken bir de bakıyorum bir yazı: Afedersiniz.* Fevziye Yazman şunları demiş yazısında:

“Afedersiniz

Afedersiniz, doğum yerim Tokat’la ilgili çok güzel anılarım vardır. Bunlardan en önemlisi Madam Teyze ve ailesiyle ilgili. Annem Madam dediği için biz de Madam Teyze diyorduk. Madam Pekrik Ermeniydi, annemin has dostuydu. Oğlu Varujan ağabeyim İnal’ın, kızı Rejan da ablam Birgül ve benim akranımızdı. Meyve ağaçlarıyla dolu bahçelerinde Rejan’la kurduğumuz oyunlar belleğimin ta derinliklerinde tazeliğini koruyor. Babamın Ali Efendiyle, annemin Pekrik Madamla uzun sohbetlerine kahve, çay ve kokusunu hiç unutmadığım çörekler eşlik ederdi. İstanbul’a göçmemiz kararı alındığında henüz beş yaşımdaydım. Taşınmamızın günler öncesinde annemle Madam Teyze ağlaşmaya başlamışlardı. Bir anlam veremesek de biz kızlar da koroya katılıyorduk. Neyse ki hemen arkamızdan onlar da İstanbul’a geldiler. Bakırköy’de oturuyorlardı. Sık sık görüşüyorduk. Eski sohbetler ve oyunlar yeniden başlamıştı.

Afedersiniz, ilköğrenim yıllarımda Yeşilyurt’ta oturuyorduk. Yeşilköy İlkokulu’na gidiyordum. Evi uzakta olanlar okula faytonla gidip gelirdi. Ablamla beni de kışın verirlerdi faytona… Bizim faytoncumuz Istepan adında bir Ermeniydi. Annemler ablamla beni gönül rahatlığıyla ona emanet ediyorlardı. Yazın Röne Park, Kapri ve Yeşilyurt sahilleri denize girdiğimiz yerlerdi. Eli, Vasil, Lena, Jojo, Ara, Nesim arkadaşlarımızdı…

Çok afedersiniz, annemle sokağa çıkmak çok zevkli ve eğlenceliydi. Alışveriş yaptığı yerleri bilir, önünden geçerken acaba içeri girecek miyiz diye merak ederdim. Çoğunun zemini mazot sürülmüş ahşaptı, özel bir kokusu olurdu. Bi-Ba Bo, Şişman Yanko, Baçikakis, Garbis… Haçopulo Pasajı, Aynalı Pasaj… Emek Sineması sokağının başındaki çorapçı… Buralarda alışveriş yaparken annem, satıcılara mösyö, madam diye seslenirdi. Ne kadar çok tanıdığı var derdim kendi kendime. Madam Teyzeden mülhem olsa gerek. Bir kez arkadaşınız mı diye sordum da annemi güldürdüm. Rum veya Ermeni oldukları için öyle denirmiş.

Çok afedersiniz, ilkokuldan sonra kısa bir süre Bakırköy Kız Enstitüsü’ne gittim. Sınıfımızın en uzun boylusu Şake’ydi. Aynı zamanda çok da temiz bir arkadaşımızdı. Forması hep ütülü, gömleği bembeyaz olurdu. Öğretmenler Şake’nin konçları özenle katlanmış çoraplarını bile örnek gösterirlerdi. Şake Bakırköylü bir Ermeniydi. Bir iki kez istasyondan aşağı birlikte gezdiğimizi anımsıyorum.

Çok çok afedersiniz, o zamanki adıyla Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu sınavla öğrenci alıyordu. Benim bölümümü Yani birincilikle kazanmıştı. Çok yetenekli ve çalışkan bir arkadaşımızdı. Sürekli parça başı işler alır, yetiştirmek için ders arasında uğraşır dururdu. Son sınıfta 50X70 boyutundaki Schoeller kağıtları mavi degrade boyamakla ayrı bir ün kazanmıştı. Yani okulu bitirince Yunanistan’a gitti. Karısı Anti çok istiyordu. Kısa bir zaman sonra öldüğünü duyduğumda ailesini ziyaret etmek için Yeniköy’e gittim. Onların da Yunanistan’a göç ettiğini öğrendim. Türkiye’den ayrılmak istemeyen annesini baba Apostol ve arkadaşları otobüse kucaklayarak bindirmek zorunda kalmışlar.

Çok afedersiniz…”

*

Günün karanlık iklimine cuk oturan bu satırlardan sonra ne yazarsam yazayım durumun büyüsünü bozmuş olacağım için affedilmeyeceğimi biliyorum ve susu-yorum.

 

İnal Karagözoğlu

12 Ağustos 2014

facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom

 

 

 

 

_____________________

* https://www.facebook.com/fevziye.yazman 

 

 

 

© 2014 İK

 

 

Anahtar sözcükler: 10 Ağustos seçimi, 10 Ağustos 2014, af edersiniz, afedersiniz, affedersiniz, anatomi, Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı secimi, demokrasi, demokratikleşme, demokratikleşme paketi, ‘ileri demokrasi’, Ermeni, kem söz, seçim, Türk, Türkiye Cumhurbaşkanı

 

672 | Ayrıksı | Günlük | 120814

{lang: 'tr'}

1 Yorum

  1. İnal Karagözoğlu said,

    Ağustos 12, 2014 at 20:03

    ‘Af edersiniz’, ‘afedersiniz’, ‘affedersiniz’ özür sözü nasıl yazılır? Yazımı yani? Bu söz, ‘af’tan yapılan ‘affetmek’ bileşik fiilinin bir çekimi; o zaman ne demek lazım? “Affedersiniz”. İyi de, dilimize pek uymuyor böyle sesletmek; ağzımızdan ‘af edersin(iz)’, afedersin(iz)’ diye çıkıyor. Ben ‘af edersiniz’ diye yazdım. Yazım kılavuzları bunun nasıl yazılacağını da göstermeli. Bir de ‘affedilmek’ var; bu fiilden yararlanarak “hadi oradan” anlamında “affetmişsin sen” dediğimiz olur(du). Şimdi daha çok “Has(…)” diye bir şey söyler olduk… Bu “affetmişsin sen” sözünde vurgulu vurgulu çift f pek yakışıyor; ‘ulan eşş(…) oğlu eşş(…)’teki şeddeli ş nasıl yakışıyorsa…

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.