“Ekmek için Ekmeleddin”

Ya da Milletin Aklıyla Alay Etmek

 

 

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin çıkardığı Cumhurbaşkanı adayına karşı olanlar, bu görüşlerini, bu adayın, ‘başbakan gibi bir cumhurbaşkanı’ anlamı çıkan şeyler söylüyor olmasına da dayandırıyorlar değil mi? Hani, elbette şunlarla bunlarla da ilgilecekmiş ya… Bu muhalefetin kaynağı da dile getirildiği yer de muhalefet partileri değil mi? Adalet ve Kalkınma Partisi’nin çıkardığı Cumhurbaşkanı adayının işte bu yüzden de Cumhurbaşkanı olmaması gerektiğini söyleyenler de özellikle Cumhurbaşkanlığına ortak bir aday göstermiş olan partiler ile onların seçmenleri değil mi?

 

  

Kim bilir nasıl da böbürlenmiştir bu çeyrek kafiyeli sözü akıl eden… (Fotoğ., Ntvmsnbc Com alanından.)    

 

Bu sorulara verilen yanıt “Evet” ise, şöyle bir soru-yanıt dizisinin oluşması kaçınılmaz olur:

 

– “Ekmek için Ekmeleddin” sözü nedir?

– Bir seçim sloganı…

– Ne seçiminin?

– Önümüzdeki Cumhurbaşkanı seçiminin…

– Hangi adayın?

– Bu slogandaki addan anlaşılmıyor mu? İki muhalefet partisinin birlikte çıkardıkları adayın…

– Allah Allah, Allah Allah!…

– N’oldu?!

– Ne oldusu var mı? Hani cumhurbaşkanı, kendisini başbakan yerine koyamaz, hükümetin görevlerini üstlenemezdi? Bu, Anayasa’ya aykırı bir durum olurdu? Cumhurbaşkanı’nın görevleri orada sayılanlarla sınırlıydı falan filan?…

– Evet.

– “Ekmek için falanca” sözünü açayım öyleyse de niye “Allah Allah” dediğimi anla…

– !?

– Memlekette işsizlik var mı, var. Bir işe sahip olanların büyük çoğunluğu da asgari ücrete talim ediyor mu, ediyor. İş güvencesi olmayan asgariciler var mı? Ohoo!… Taşeron işçileri falan? Ohooooo! Devlet bile, “bile” de ne demek, en başta da devlet taşeronlaştı; neredeyse bütünüyle… ‘Parelel’ şeyini şey etsene bir… Bunları geçelim agacım; ‘ekmek’ nedir Allah aşkına? Nedir ekmek? Mübarek oluşunun ötesinde ‘ekmek’ ne demek? İş ve aş. Yani, Anayasa’nın yurttaşlara sağlanmasını görev olarak belirlediği şeylerin başta geleni… (Anayasa’nın, ‘Devletin temel amaç ve görevleri’ başlıklı 5’inci maddesi: Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır. [17’nci mad.: “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”  Ve Mad. 49: “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.”]) Değil mi?

– Evet!…

– E birader, bu görev devletin görevi, bu görevi yerine getirecek olan da yürütme ama bu işten sorumlu olan ise hükümet… ‘Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu’ diye bir durum var, haberin yok mu? (“Cumhurbaşkanının, Anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır; bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur. Cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz. [Anayasanın ‘Sorumluluk ve sorumsuzluk hâli’ başlıklı 105’inci maddesinden])

– Surumluluğu?

– Onun yanıtı da yine Mad. 105’te: “Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır.” Bu durum ve vaziyet karşısında ne oluyor?

– Ne oluyor?!

– Ben sana soruyorum, ne oluyor?

– ?!…

– “Ekmek için Ekmeleddin” demek, abesle iştigal oluyor. Ve, bir kısım muhalefet de tükürdüğünü yalamış oluyor. Tamam mı paşacım? Varsa buna bir itirazın aşağıya yazarsın. Milletin aklıyla dalga geçme alışkanlığı muhaliflere de mi geçti? Yok abicim, bana göre değil bu iş… Muhalifim muhalif olmasına da eğriye de eğri. Milleti koyun yerine koyanlara da muhalifim; en başta da onlara. Yok öyle emir-komuta zincirinde bir ‘halka’ olmak… Tamam mı!?… Hem ne oluyor, çeyrek kafiyeli laflar etmek… Kim bilir nasıl da böbürlenmiştir bu sözü akıl eden. Sevsinler…

 

 

İnal Karagözoğlu

25 Temmuz 2014

facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom

 

© 2014 İK

 

 

 

Anahtar sözcükler: alay etmek, Anayasa, aş, başbakan, Cumhurbaşkanı, dalga geçmek, ekmek, hükümet, iş, kafiye, koyun, muhalefet, muhalif, ortak aday, sorumsuz, yürütme

 

 

670 | Ayrıksı | Günlük | 250714

{lang: 'tr'}

1 Yorum

  1. pakiz bortecen said,

    Temmuz 25, 2014 at 22:41

    Herşeyi bir kenara bıraktım … Genç Cumhuriyetin ” Zarif , Sanatçı ” ruhlu partisi ve ekibine bakıp ; bir de başımızı 100 yıl ilerideki CEHEPE’ye çevirdiğimizde ZEVKSIZ GERİCİ ve sözüm ona HALK ADINA dayandırılan GÜDÜK bir fotoğraf görüyorum… Şu slogan bile çaresizce debelenmenin, vatandaşa nasıl dokunabilirim de kendimi farkettiririm’in zevksiz örneği…

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.