Bilmece-Bildirmece ve Laf Ola Beri Gele Bir Dilek

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Cumhurbaşkanı Adayı Bir Kamu Görevlisi mi, Değil mi?

 

 

10 Ağustos günü Cumhurbaşkanı seçimi yapılacak. Önceki Cumhurbaşkanı seçimlerinden farkı, halkın, yani, cumhurun, kendisine başkan olacak kişiyi doğrudan doğruya kendi oylarıyla seçecek olması… Böyle deniyor. Tabii, bir aldat(n)ma durumu yoksa işin içinde… Hayır, hayır, sandık oyunları türünden bir şeylerden söz etmiyorum; hâşâ… Ben,  seçmenin önüne gelen (konan) adları tek seçicilerin belirlemiş olmasına takılmış bulunuyorum. Yani, ileride, cumhurun, kendi başkanını doğrudan doğruya kendisinin seçmiş olduğunun söylenecek olmasının masaldan başka bir şey olmayacağını söylemek istiyorum, o kadar. Yanlış mı?

 

Ama bu meseleye takılanlar pek yok ya da başka meseleler bu ‘keyfe keder ufak ayrıntı’yı sollamış gidiyor…

 

Önde gelen meselemiz, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayının kamu görevlisi olup olmadığı temeline dayanan durum şimdilik… Kamu görevlisi ise, şu anda başında olduğu masayı ‘yasaya uygun’ olarak ‘fuzuli işgal’ durumunda. Yani, niye orada oturmaması gerektiği konusunda türlü nedenler sıralanabilir, ama Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu bu duruma cevaz veriyor. ‘Fuzuli işgal’ eylemi nasıl olurmuş da yasaya uygun olurmuş? Zaten kafamın almadığı şey de bu ya…

 

Tamam, vazgeçelim Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayının kamu görevlisi olduğu varsayımından. Zaten Anayasa Mahkemesi (AYM) ile Yüksek Seçim Kurulu (YSK), bu zatın kamu görevlisi, memur falan olmadığına hükmetmiş, bana ne oluyor?!… Eh, ben de tam da yaz sıcağına uygun bu bilmece-bildirmeceden vazgeçtim.

 

Vazgeçtim vazgeçmesine de, terslik yakamı bırakmıyor bir türlü; şöyle: son yerel seçimlerin propaganda günlerinden birinde, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Kırklareli’nde düzenlediği seçim mitinginde “Hırsız var bea” yazılı pankart açanlara yerel mahkeme ceza verdi. Niye? Pankarttaki sözün, o sırada miting alanına girmekte olan ve partisince kesinlikle Cumhurbaşkanı adayı gösterileceği bilinen Parti Başkanı’na (Başbakan’a) hakaret olduğuna hükmettiği için… Suçun yasadaki adı da, ‘kamu görevlisine alenen hakaret etmek’. İyi mi?  Yanlış anlaşılmasın: bu fiili övüyor ya da pankartçıların yaptığı şeyi yerinde buluyor ya da ya da “O kişi de bu pankartı hak etti birader” falan demiyorum. Ben şunu diyorum, hem ‘demek’ ne kelime, soruyorum arkadaş: bu muhterem bir öyle bir böyle mi? Yani, iki yüksek merci, AYM ile YSK, sırasıyla (ve özetle) “Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanların diğer kamu görevlileri ile aynı hukuksal durumda oldukları söylenemeyeceğinden bu kişiler bakımından Cumhurbaşkanlığına aday olmaları hâlinde görevden çekilme zorunluluğu getirilmemiş olmasında (Anayasa’da yer alan) eşitlik ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır” ve “Başbakan memur değil, istifa etmesine de gerek yok” yargıları ile yerel mahkemenin pankartçılara ceza keserken Başbakan’ı ‘kamu görevlisi’ sayması yalnızca benim garip kafamı mı bulandırıyor? Dedim ya, tam da şu yaz sıcağına uygun bir bilmece-bildirmece… Bu durum garip değil mi yani?!

 

“Bu araya giren yıldız da ne” denirse, garip kafamda çakan yıldızlardan sadece biri. Hani çizgi fimlerde “doiing” diye kedinin kafasına koca bir tokmak düşer de bizim kuyruklu kafasında yıldızlar çakarak sersemler ya, işte o misal… Lafı uzatmama gerek yok, işte bu mahkemeler arasındaki zıtlaşma fona doğru kayarken benim garip kafa bu sefer de BOP’u zumladı. Ve zumlandıkça zumladıkça da BOP’un içinden bir muhterem eşbaşkan girdi sahneye: büyük ortadoğu projesi eşbaşkanlarından bir tanesiyiz rte . Ve bu Eşbaşkan’ı seyredip dinlerken de fonda Ortadoğu bataklığı belirmez mi?…

 

Evet, anladım, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Cumhurbaşkanlığına aday gösterdiği kişi, hem başbakanlık görevini sürdürecek hem de Cumhurbaşkanı adaylığı turlamaları falan yapacak… İyi de, üzerindeki BOP Eşbaşkanlığı görevi ne olacak? Bu görevinden çekilecek mi? Ya da çekildi mi? Bunu soran, işiten var mı? Ben duymadım da…

 

Ben duymadım, ama Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Cumhurbaşkanlığına aday gösterdiği bu zatın, hiç değilse, BOP’taki eşbaşkanlık görevinden çekilmiş olması gerektiğini söylemek yurttaşlık görevim. Bu görevi yerine getirirken bir yandan da “Hey akılsız” diyorum kendime, “daha işi bitmedi, niye çekilsinmiş?”

 

 *

BOP’un Türkiye ayağındaki kişi, bana göre, istese de bu görevinden ayrılamaz. Neden ayrılamaz? Adama sorarlar: “Nereye arkadaş!?… Tam da işler rayına oturmaya başlamışken nereye?… Yok öyle şey!…”

 

Bu muhterem Cumhurbaşkanı adayı, BOP’un eşbaşkanlığı görevlerinden birinin de kendisine verildiğini vaktiyle nasıl da övünerek duyurduysa, şimdi de bu görevden çekildiğini hiç ama hiç vakit geçmeden millete duyurmalıdır. Yoksa, kendisine oy vermeyeceğim. İşte bunu da buradan duyuruyorum.  

 

Bir şey daha söyleyeyim mi? Bugün 21 Temmuz; üç gün sonra Lozan Barış Antlaşması’nın yıldönümü; BOP Eşbaşkanlığı görevini hâlâ yürütmekte olduğu anlaşılan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayının BOP’taki bu görevinden çekilmeyi ve bunu duyurmayı Lozan’ın yıldönümüne denk getirmesi pek onurlu, pek anlamlı bir davranış olacaktır; bunu da demiş olayım. Ben olsam böyle yapardım –hoş böyle bir görevi ölürdüm de almazdım ya, lafın gelişi–. Yani…

 

 

İnal Karagözoğlu

21 Temmuz 2014

facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom

 

© 2014 İK

 

 

Anahtar sözcükler: 24 Temmuz, Anayasa Mahkemesi, AYM, BOP, Cumhurbaşkanı seçimi, çekilmek, devlet memuru, eşbaşkan, kamu, kamu görevlisi, Lozan, Lozan Barış Antlaşması, memur, YSK, yüksek mahkeme, Yüksek Seçim Kurulu

 

668 | Ayrıksı | Günlük | 210714

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.