Kamu Görevlisiydi, Değildi Derken…

Olan Kırklarelili İki Kafadara Oldu

 

 

10 Ağustos günü Cumhurbaşkanı seçimi yapılacak. Her ne kadar “halk, yani cumhur, kendi başkanını kendisi seçecek” dense de, seçmenin önüne konan Cumhurbaşkanı adaylarını işin özünde tek seçiciler belirledi. Buna, “yanılıyorsun, hayır, öyle değil” diyecek bir tek kişi çıkamaz. Asıl konum bu değil, geçiyorum:

 

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin bir de yasamız var; TBMM’nin 18 Ocak 2012 tarihinde çıkardığı ve 26 Ocak 2012 günü 28185 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu adlı yasa…

 

Bu yasanın iki bölümden oluşan 11’inci maddesi, bir kamu görevinde iken Cumhurbaşkanı adayı olanların bu görevlerinden ayrılmaları ve Cumhurbaşkanı adaylıkları kesinleşmez ya da Cumhurbaşkanı seçilemezlerse görevlerine dönmeleri konusunu düzenlemiş; aynen alıyorum:

 

“MADDE 11 – (1) Cumhurbaşkanı adayı gösterilen hâkimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yüksek öğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyeleri, kamu kurumu ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, belediye başkanları ve subaylar ile astsubaylar, siyasi partilerin il ve ilçe yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile belediye meclisi üyeleri, il genel meclisi üyeleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sendikalar, kamu bankaları ile üst birliklerin ve bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında görev alanlar, aday listesinin kesinleştiği tarih itibarıyla görevlerinden ayrılmış sayılır. Bu durum Yüksek Seçim Kurulunca aday gösterilenin bağlı bulunduğu bakanlığa veya kuruma derhal bildirilir.

 

(2) Yüksek mahkeme üyeleri, hâkimler, savcılar ve bu meslekten sayılanlar ile subay ve astsubaylar hariç olmak üzere, Cumhurbaşkanı adayı gösterilen Devlet memurları ve diğer kamu görevlileri, adaylığı veya seçimi kaybetmeleri hâlinde, Yüksek Seçim Kurulunca Cumhurbaşkanının seçildiğinin ilân edilmesini takip eden bir ay içinde müracaat etmeleri kaydıyla eski görevlerine veya kazanılmış hak aylık derecelerindeki başka bir göreve dönebilirler.”

 

Gayetle açık, anlaşılabilir hükümler… Bu maddenin ne demeye geldiğini anlayıp yorumlayabilmek için hukuk okumaya gerek var mı?

 

Yok; ama iş “yok” demekle bitmiyor. İnsanı salak yerine koyan (bu laf ağır mı kaçtı, insan aklıyla alay eden, bu da mı ağır, insanla dalga geçen, … bu da mı olmadı, insanı gülümseten) durumlar da olmuyor değil şu yaz sıcağında… Nedir, diye sual edilecek olursa, özetleyebileceğim ve yorumunu içime atacağım ‘komik’ durum şudur:

 

- Büyük mevkideki bir zatın deyişiyle “Ce Ha Pe”den ya da “C’a:pe”den (kısaltılmışının doğru söylenişi “Ce He Pe” [CHP] olan) Cumhuriyet Halk Partisi’nden) bazı milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanunu’nun yukarıya aldığım 11’inci maddesinin de iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) gitmişlerdi. Yüksek Mahkeme de, bu başvuruyu görüşüp baş ağrıtan mahut Mad. 11 konusunda şu kararı vermişti:

 

“Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanların diğer kamu görevlileri ile aynı hukuksal durumda oldukları söylenemeyeceğinden bu kişiler bakımından Cumhurbaşkanlığına aday olmaları halinde görevden çekilme zorunluluğu getirilmemiş olmasında eşitlik ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.

 

Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.” (15.6.2012 ta. E. 2012/30, K. 2012/96 sayılı karar)

 

- Bu 11’inci madde için CHP’liler bir de Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) kapısını çaldıydılar. Ama yanıt yine olumsuz çıktıydı: YSK, özetle, “Başbakan memur değil, istifa etmesine de gerek yok” dediydi.

 

- Son yerel seçimlerin propaganda döneminde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Kırklareli’nde düzenlediği miting sırasında iki yurttaş ne yapmışlardı? “Hırsız var bea” diye bir pankart açmışlardı. O sırada da miting alanına, bu partinin ileride Cumhurbaşkanı adayı göstereceğini  Mısır'daki sağır sultanın bile duymuş olduğu başkanı girmekteydi… Tersliğe bak… Hâliyle adamlar derdest edilmiş, haklarında da dava açılmıştı. Davanın konusu, ‘kamu görevlisine alenen hakaret etmek’ten başka ne olabilirdi? Öyle de olduydu.  

 

- AYM zımnen, yani, açıktan değil ama kapalı olarak, kapalı biçimde ne demişti? “Başbakan bir kamu görevlisi değildir; dolayısıyla, Cumhurbaşkanı aday listesinin kesinleştiği tarih itibarıyla görevinden ayrılmış sayılmaz.” YSK? Burası da Başbakan’ın devlet memuru olmadığını söylemekle, Başbakanlık koltuğunda oturanların ‘kamu görevlisi sayılmadığını’ da zımnen belirtmiş olmamış mıydı? Olmuştu.

 

- Ve ancaaak (bizde, bu ancaklar, amalar, fakatlar, lakinler, amma ve lakinler zikredilmeksizin bir şey anlatılamaz; hele de işin içerisine hukuk girmişse hiç mi hiç anlatılamaz) daha önceki benzer davalarda olduğu gibi, Kırklareli pankartçıları da sonunda, ‘kamu görevlisine alenen hakaret’ suçunu işlemiş oldukları sabit görülmekle, 7 bin 80’er lira adli para cezasına çarptırıldılar. Geçen günlerin kaynayıp giden haberlerinden biri de buydu. Kafadarlar bu parayı öde(ye)mezlerse dooğru içeri! Bu ne demek oluyor? Ceza mahkemesi dedin mi, duracaksın… Yüksek mahkemeymiş, kararlarına itiraz dahi edilemez yüksek mercilermiş, onların lafı buralarda sökmüyor.

 

 

İnal Karagözoğlu

18 Temmuz 2014

facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom

 

© 2014 İK

 

 

Anahtar sözcükler: Anayasa Mahkemesi, AYM, Cumhurbaşkanı seçimi, devlet memuru, kamu, kamu görevlisi, memur, YSK, yüksek mahkeme, Yüksek Seçim Kurulu

 

667 | Ayrıksı | Günlük | 180714

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.