Sakın, Sağa Sola, İlle de Sola Bağırıp Çağırdığımı Bizimkilere Söylemeyin!…

Onlar Benim Ankara’da, Şurada, Burada …

 

 

Bu yazacaklarımı aklıma düşüren, Emekli büyükelçi Onur Öymen’in geçen salı günü Egeli gazetelerden Haber Ekspres’te çıkan yazısı. “Uyarıyorum”* diyerek söze başlayan Öymen, “Çatı adayını öneren muhalefet partileri de bu adayın söylemlerinin kendi partilerinin ilke ve programlarıyla uyuşmadığı durumlarda o konulardaki farklı görüşlerini ortaya koymalıdırlar. Özellikle ulus devlet gibi cumhuriyetimizin temelini oluşturan konularda gerekli duyarlılık gösterilmelidir” diye bitirmişti diyeceklerini.

 

Başlıktan bu bitim cümlesine uzanan satırları ise, Cumhurbaşkanı seçimi için başlatılan kampanyada dile getirilen Atatürk dönemini suçlayan ifadelere ilişkin değerlendirmelerinden oluşuyor yazarın.

 

Öymen’in değerlendirmeleri arasında, bir cumhurbaşkanı adayının seçim kampanyasını Samsun’dan başlatmış olmasına ilişkin görüşleri de var ve böylece Öymen, ‘monşer’likle aşağılanmayı, –çok mu kötü niyetliyim, hadi, ‘küçümsenmeyi’ diyeyim–  ‘ziyadesiyle hak etmiş (!)’ oluyor.

 

Monşer, Fransızcadan gelme biz söz. Bu bileşikleşmiş sözcük (mon+chère > monchère), bu hâliyle bir seslenme sözü olarak da ‘azizim, dostum, beyefendi’ anlamına geliyor. Bizde, muhterem, beyfendi, beyfendiciğim, iki gözüm, üstadım gibi sözler de yok mu, işte böyle bir şey monşer… Ben, bunlardan bir kısmını kullanırım, ayrıca, pek değer verdiğim eşe dosta yeri geldiğinde ‘agacım’ derim mesela…

 

Bir de şu var: davranışlarıyla Batılı özentisi içinde olanlara ‘monşer’ dendiği olmuyor değil; ‘çıtkırıldım’ makamında… Ve sözlüklerde pek rastlanmayan ve jargon olarak bir kullanılış yeri daha var monşerin: üst düzeydeki hariciye (dışişleri) mensupları, ataşeler, konsoloslar, elçiler, yani diplomatlar ile bu görevlerde bulunmuş, buralardan emekli olmuşlar arasında kullanılıyor… Daha doğrusu -muş… Tabii, eski zamanların hariciye dilinin Fransızca olduğunu dikkate almak lazım. Şimdi bütün bu durum karşısında bir ‘monşer’ lafını da Onur Bey’in hak ettiğini (!) söylememiş olsaydım eksik bir iş yapmış olmaz mıydım?

 

*

Bizdeki son monşer edebiyatı, benim bildiğim, ‘2009 Davos Çıkarması’nın hemen ardından yeşermişti. Hani şu “one minute” ateşinin darmaduman ettiği Dünya Ekonomik Forumu’nun hemen ardından…

 

Davos’ta oyalanmadan, işin, bugün olan bitenlerin bana hatırlattığı yanını özeleyivereyim:

 

Diplomatlıktan gelen yazarımız Öymen, –o günlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nde genel başkan yardımcısıydı– çıktı, bu Davos hadisesini eleştirecek oldu; tabii, bu işin başkahramanının aleyhine… Vay, sen misin “yanlış yaptı” diyen… Kahramanımız da onun şahsında emekli diplomatların ‘monşer’liğini ilan ediverdiydi.  

 

Evet, bütün bunları hatırlayınca, eski diplomat ve üstelik ‘Cehape’li olup bir de “Uyarıyorum” diye bir yazı yazmış olan Onur Öymen’in bu ‘monşer’ lafını bir kere daha hak ettiğini (!) söylememiş olmayayım.

 

*

Peki bu yazı nasıl biter?

 

Madem işin başlamasına Öymen’in yazısı kapı araladı, en doğrusu yine o yazıya bakmak.

 

Bakıyorum ve yazının hareket noktası olan ilk cümlede, “Cumhurbaşkanı seçimi için başlatılan kampanyada adaylar bir yandan dini görüşlerini ön plana çıkartırken bir yandan da Atatürk dönemi hakkında suçlayıcı ifadelerde bulunuyorlar” cümlesinde buluyorum yazıma noktayı koyacak sözleri. O diyeceklerim, tabii Öymen’in izniyle, bu dedikleri olur ancak. Evet, “Cumhurbaşkanı seçimi için başlatılan kampanyada adaylar bir yandan dini görüşlerini ön plana çıkartırken bir yandan da Atatürk dönemi hakkında suçlayıcı ifadelerde bulunuyorlar.” Ama bir şey daha eklemeden de edemeyeceğim: Ve bence, Cumhurbaşkanı seçimi için başlatılan kampanyada adaylardan birisi de, bir yandan memleketinden ahbaplarına, “Sakın, sağa sola, ama ille de sola bağırıp çağırdığımı bizimkilere söylemeyin; onlar benim Ankaralar’da, şuralarda, buralarda şu şu şu işleri yaptığımı sanıyorlar” diyor, bir yandan da bildiğini okuyor olsa gerek. Yoksa, durumu nasıl açıklayacağız?

 

İş buraya gelince de, son olarak, cumhurbaşkanı seçimi konusunda geçen yazımda söylediğim isteklerimi tekrar etmek istiyorum: yakışanı olsun, her Allah’ın günü, bugün ne edip de sinirimi bozacak diye merak edeceğim birisi olmasın, kafasının içi aydınlık birisi olsun…  

 

 

İnal Karagözoğlu

10 Temmuz 2014

 

 

 

facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom

________________

* http://www.haberekspres.com.tr/uyariyorum-makale,2499.html

 

Not: Yazının başlığını, –ve tabii, yazının bu başlığa esas olan sondan bir önceki bölümcesini– Jacques Séguéla’nın kendi hayatını anlattığı kitabına koyduğu addan esinlendim: Anneme Reklamcı Olduğumu Söylemeyin… O Beni Bir Genelevde Piyanist Sanıyor!

© 2014 İK

 

 

Anahtar sözcükler: Atatürk dönemi, ‘Cehape’, Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı adayı, Cumhurbaşkanı seçimi, çıtkırıldım, Davos, jargon, monşer, muhalefet, “one minute”, ulus devlet

 

664 | Ayrıksı | Günlük | 100714

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.