1 Mayıs İnatlaşması

Bir Meydan Okuma mı?

 

 

Yarın 1 Mayıs. ‘1 Mayıs’ın ne olup ne olmadığına bakmak çook gerilerde kaldı.

 

‘1 Mayıs’ kavramıyla defalarca oynanmış, bu söz üzerine çok oyunlar sahnelenip çok şeyler söylenmiş bir ülkenin insanıysanız eğer, ‘1 Mayıs’ denince, yan yana duran bu iki sözcüğün anlattığı şey kişiye göre değişir. Herkes için geçerli olan ortak bir anlamı yoktur bu sözlerin. Bugüne kadar kafalara ne yerleş(tiril)mişse onu kolayca değiştirmek de pek mümkün değildir.

 

Çağın anamalcı düzeninde emeği hor gören; bu ‘anlayış’ı olabildiğince yaygınlaştıran ve değil büyük-küçük sanayi ve ticaret erbabına, emeğiyle geçinen geniş kitlelere bile bulaştırmayı başarmış olan yönetimlerin ‘1 Mayıs’a bakışı ile emeğin gücünü üretimin dinamiklerinden sayanların bakışı aynı olabilir mi?

 

‘1 Mayıs’ı bir ‘korku’ aracı olarak kullanmak, baskıcı yönetimlerin işine gelmiş hep. Hem de ‘çete’ sözünün çağrıştırdığ kötü şeylerle paralellikler kurarak… Böyle yönetimlerin arkalarındaki güç de, geniş kitlelerin kafasında yarattıkları bu korkular olmuş… Bu, işin başından beri böyle.  

 

*

Günlerdir “1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama-Taksim’i 1 Mayıs’a kapatma” zıtlaşması var. İş inada binmiş durumda… Bir inatlaşma. Oysa, ülkemizde ‘1 Mayıs’ pek çok dönemeçten geçmiş, 2009’da çıkarılan bir yasayla ‘Emek ve Dayanışma Günü’ adıyla tatil günlerimiz arasında bile yer almış… 1 Mayıs gününün tatil günleri arasına girmesinin temelinde ise, bu günün “‘Emek ve Dayanışma Günü’ olarak en iyi şekilde değerlendirilmesi konusunda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görevlendirilmesi”ne ilişkin 21 Nisan 2008 tarihli Bakanlar Kurulu kararı var.

 

Öyleyse bir meydan okumaya dönüşmüş bu kavgalı tablo niye?

 

Emeğe yüksekten bakan, ama bu arada da Emek ve Dayanışma Günü’ örneğindeki sığlıkta görüldüğü gibi AB ölçütlerine uygun işler yapıyormuş görüntüsü vermeye çalışan iktidar ‘17 Aralık sendromu’nu atlatamamıştır da ondan… Yargıya gitmeden de atlatamayacak, hoş, o da başka ya…

 

*

Benim ‘17 Aralık sendromu’ dediğim şey, yakıştırdığım bu addan da belli, aslında pek çok şeyin birlikte ortaya koyduğu bir tablo. Bu rahatsız edici olguda bardağı taşıran ‘damla’nın ‘17 Aralık’ olduğu ortada; öyle değil mi?

 

Ve evet, “1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama-kutlatmama” konusu, beklendiği gibi bir ‘meydan okuma’ hâline dönüşmüş durumda… İyi de kim kime meydan okuyor? Ya da kim kime meydan okur? Yani, ‘meydan okuma’ eyleminin yönü ne taraftan ne tarafadır? Güçsüz mü güçlüye meydan okur, yoksa güçlü olan mı güçsüze?

 

Bu ‘1 Mayıs meydan okuması’ yazısının sonunu getirebilmek için, birkaç kelimenin ‘1 Mayıs inatlaşması’ bağlamında ne demeye geldiğine bakmak istiyorum.   

 

İlki ‘meydan okumak’. Korkmadığını, çekinmediğini açıkça bildirmek, kavga veya yarışmaya çağırmak… Peki korkmak nedir? Kim kimden korkar? İnsan ‘korku’nun ne olduğunu biliyorsa, bu soruların yanıtını da biliyordur: bir tehlike düşüncesinden, bir şeyden kötülük gelme olasılığından kaynaklanan kaygı, üzüntü duygusudur korku… Tabii, ‘korkmak’ deyince, işin içinde ‘çekinmek’ de var. Burada da “kim kimden çekinir, niye çekinir” diye soracağım. Kimden utanıyorsak; kime saygı duyuyorsak; kimden, neden korkuyorsak, onlardan çekiniriz; ve onlardan kaçınırız da… ‘Meydan okuma’ işinde kimin kime meydan okumaya kalk(ış)acağını söylemek için bu kadarı yeter sanıyorum: devlet gücünü elinde tutan, bu gücü kullanma yetkisi kendisinde olan meydan okuma gibi bir şey yapmaz.

 

Şimdi de sorulacak soru şunlar oluyor:

 

“1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama-Taksim’i 1 Mayıs’a kapatma” diye özetlenecek bu tablo niyedir?

 

1 Mayısçılar, halk, şunlar, bunlar olası bir kışkırtmanın doğuracağı kötülüklerden, zararlardan mı korunmak isteniyordur? Kolay… Güvenlik olanaklarınızı o yönde kullanın; ellerinizi tutan mı var?

 

*

En kısa zamanda ‘17 Aralık sendromu’nun atlatılması yönünde adımlar atılmalı, yargının vereceği karara boyun eğilerek ülke sıkıntıdan kurtarılmalı. 

 

“Yok, hayır… Seçim de seçim! Sandık da sandık!…”

 

Sıkıntılı bir ortamda gündemi seçime bağlamanın ne âlemi var? Bu koşullarda yapılacak seçimlerden hayır gelir mi?

 

Yapılacak iş, arınmak, aklanıp paklanmak değil mi?…

 

 

İnal Karagözoğlu

30 Nisan 2014

 

facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom

 

 

© 2014 İK

 

 

Anahtar sözcükler: 1 Mayıs, 17 Aralık, anamalcı, çete, emek, Emek ve Dayanışma Günü, hor görmek, inat, inatlaşma, kavga, korkmak, korku, meydan okuma, Taksim, zıtlaşma

 

652 Başkaca (İ) | Günlük | 300414

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.