‘Zamanın Ruhu’

Ve Güzel Sözler…

 

 

“Zamanın ruhu, anlaşmazlıklara rağmen konuşabilmeyi; karşıdakini dinleyerek anlamaya çalışmayı; uzlaşı yolları arayışlarını değerlendirmeyi; nefreti ayıplayıp saygı ve hoşgörüyü yüceltmeyi gerektirmektedir.”

 

Güzel cümle.

 

Ve satırlar sonra da, 

“Kadim ve eşsiz bir coğrafyanın benzer gelenek ve göreneklere sahip halklarının, geçmişlerini olgunlukla konuşabileceklerine, kayıplarını kendilerine yakışır yöntemlerle ve birlikte anacaklarına dair umut ve inançla, yirminci yüzyılın başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz.

 

Aynı dönemde benzer koşullarda yaşamını yitiren, etnik ve dini kökeni ne olursa olsun tüm Osmanlı vatandaşlarını da rahmetle ve saygıyla anıyoruz”

sözleri…

 

Bunlar da güzel sözler. Ve hemen belirteyim, bu dediklerim bir tariz, bir ‘taş’ değil. Evet, bunlar güzel sözler… Hem dile getirilen görüşler, düşünceler hem de kullanılan dil bakımından bütün bu söylenenlerin altını imzalarım.

 

Bu güzel cümleleri, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin genelağdaki resmi alanında yer verilmiş olan “Başbakan Erdoğan’ın 1915 olaylarına ilişkin mesajı” başlıklı metinden aldım. Sadece bu denenleri değil, bu metnin tamamını uygun buldum. Geç kalınmış olsa da devletimiz adına çok doğru bir davranışta bulunulmuştur. Adalet ve Kalkınma Partisi’ne, bu partinin hükümetlerine, bu hükümetlerin icraatlarına karşı olan ve muhalif ruh taşıyan bir kimse olsam da bu mesajı beğendiğimi belirtmeliyim.

 

Bu mesaja şu ya da bu açıdan karşı çıkanlar oldu; olabilir; ama bana göre, kim ne derse desin, bütün bunlar, bu güzel çıkışın bu iktidarca yapılmış olmasını kıskanmaktan başka bir anlam taşımaz.

 

*    *    *

“Başbakan Erdoğan’ın 1915 olaylarına ilişkin mesajı”nı beğendim beğenmesine de, o muhalif damarım, şunları söylemeye iteliyor beni:

 

Mesajda, Türk sözcüğü 2 kere, Türkler 1 kere, Türkiye 5 kere geçiyor; Osmanlı sözcüğü de 1 kere ‘Osmanlı devleti’ anlamında, 3 kere de ‘Osmanlı tebaası’ anlamında kullanılmış. Mesajda yer almamış iki sözcük de şunlar: ‘noktasında’, ‘süreç’. ‘Türk milleti’ tanımlaması ile ‘Türk ulusu’ anlamındaki ‘millet’ sözcüğü ise yok. ‘Zamanın ruhu’nun bir göstergesi mi bu durum?

 

Bir de şu:

 

“Ermeni vatandaşlarımız ve dünyadaki tüm Ermeniler için özel bir anlam taşıyan 24 Nisan, tarihi bir meseleye ilişkin düşüncelerin özgürce paylaşılması için değerli bir fırsat sunmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarının hangi din ve etnik kökenden olursa olsun, Türk, Kürt, Arap, Ermeni ve diğer milyonlarca Osmanlı vatandaşı için acılarla dolu zor bir dönem olduğu yadsınamaz.

 

Adil bir insani ve vicdani duruş, din ve etnik köken gözetmeden bu dönemde yaşanmış tüm acıları anlamayı gerekli kılar” sözleriyle başlayan mesajda, altmışıncı yılına yaklaşan utanç dolu 6-7 Eylül Olayları’na, başta Rum yurttaşlarımız olmak üzere azınlıklara yönelik bu tahrip ve yağma hareketine de bir parantezcik açılamaz mıydı?

 

Mesajın sonlarında, “Etnik ve dini kökeni ne olursa olsun yüzlerce yıl bir arada yaşamış, sanattan diplomasiye, devlet idaresinden ticarete kadar her alanda ortak değerler üretmiş Anadolu insanları, yeni bir gelecek inşa edebilecek imkân ve kabiliyetlere bugün de sahiptir” deniyor. Evet öyle de, 6-7 Eylül’den bu yana bir yanımız hep eksilerek yok olmadı mı?

 

*

‘Zamanın ruhu’…

 

Mesajdaki bu sihirli söz, benim, bu metni hazırlayan kalemlerin ruhunu düşünmeme kapı aralıyor. Devlet yönetiminde olsun büyük kuruluşlarda olsun, tepe görevlerdekilerin demeçlerini falan hazırlayan bu işin uzmanı kişiler olduğu biliniyordur; bu görevlilerin sayıları, nitelikleri, çalıştıkları yerlerin önem ve büyüklüğüne göre olur. Bunda garipsenecek bir şey yok; bir tepe yöneticisinin hem bulunduğu görevi yerine getirmek hem de demeç vesaire hazırlamakla uğraşması olmaz. Hazırlanan metinleri verdiği talimata uygun bulup bulmamak, üzerlerinde değişiklikler yapmak, yani son sözü söylemek, elbette o üst konumdaki kişinin yetkisindedir. Buradan “Başbakan Erdoğan’ın 1915 olaylarına ilişkin mesajı”na dönersem, bu mesajdaki ruh da bir tür ‘zamanın ruhu’ ve ben bu ruhu da metni hazırlayan kalemlerin ruhunu da ‘alkışlıyorum’.

 

*

Ve şimdi de, 2009 yılının nisan, mayıs aylarına atlamak istiyorum. Ama önce 2008 Kasımına uğramak gerekiyor: ‘bütün dünya’da hemen her çevrenin kendine göre ‘büyük umutlar’ beslediği şey olmuş, ABD Başkanlığı’na Barack Hussein Obama seçilmiştir. Zaman Nisan 2009’a ulaştığında da, göreve o yılın ocağında başlamış olan Obama ülkemizi ziyaret etmektedir… 5-7 Nisan 2009 günleri… Ziyaret sıcak iyi ilişkiler içinde geçmiştir ve Dolmabahçe Sarayı’nda onuruna verilen davette Obama’ya Türk müziği bile dinletilmiştir.

 

Sayılı günler çabuk bitecek, konuğumuz bizden Irak’a geçecek, oradan da ülkesine dönecektir. Aylardan nisandı ya, derken 24 Nisan gelecek ve Obama, başkanlığının bu ilk Ermeni Anma Günü’nde şunları diyecektir: “Doksan dört yıl önce, 20’nci yüzyılın en büyük zulümlerinden biri başladı. Her yıl, katledilen ve Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde ölüme yürüyen bir buçuk milyon Ermeniyi anıyoruz. Meds Yeghern,* Ermeni halkının gönlünde yaşadığı gibi bizim anılarımızda da yaşamalıdır.” Yani, o günden sonra her yıl, “bu 24 Nisan’da ne diyecek” diye ağzına bakacak olduğumuz –ve şimdi de baktığımız– Obama, ne şişi ne de kebabı yakacak, ‘soykırım’ lafını etmeyecek ama Ermenicede ‘Büyük Felaket’ anlamına gelen bu sözleri söyleyecektir. Siyaset dedin mi, işte böyle olur… Bizler de sevindiğimizle kalırız. Ne güzel…

 

*

Barack Obama’ın ülkemize 2009’daki bu gelişi sırasında, bugünkü dışişleri bakanımız, Başbakanlık Dış Politika Başdanışmanlığı görevindeydi. Yani, ‘komşularımızla sıfır sorun’ daha zirve yapmamıştı. Ama işte taa Amerikalardan bir konuğumuz gelmişti ve ona Türk müziği dinletilmesi bile planlanmıştı… Ben, eğer bu dinletide sunulacak parçalar konusunda Başdanışman’a ya da onun önereceği bir bilene danışılıp görüşülseydi, diyorum, Obama’nın on yedi gün sonra ‘Meds Yeghern’ diye bir söz etmesinin önü kesilebilirdi.

 

Nasıl mı?

 

Şöyle: İşe, Kemani Tatyos Efendi’nin hüseyni saz semaisini dinletmekle başlanabilirdi mesela… Niye? Aksak semai usulünde, kolay dinlenen bir parçadır da ondan… Bunun ardından da Bimen Şen’in kürdilihicazkâr şarkısı: Yüzüm Şen, Hâtıram Şen… Burada önemli olan, bu iki bestecimizin de Ermeni oluşları; bu durum konuğumuza usulünce anlatılır, bu arada, bizde hem kişi adı hem de bir müzik dizisinin adı olan ‘H(h)üseyni’ sözcüğünün Obama’nın ikinci adıyla olan akrabalığı açıklanarak bu durumdan bizim pek sevinç duyduğumuz falan söylenirdi. Siyaset değil mi, neden olmasındı?  

 

Bu olmamıştı, olamamıştı.

 

Ama bu sefer, “Başbakan Erdoğan’ın 1915 olaylarına ilişkin mesajı”yla önemli bir çıkış yapılmıştır. Zamanlama olarak da 2015’in eşiğinde… ‘Ermeni soykırımı’ savlarına yol açan olayların 100’üncü yılına bir adımcık kala… Mesaj yerini bulur mu? En yakın tarihi, 2015’in Ermeni Anma Gününü bekleyeceğiz.

 

Öte yandan, bu mesajın gerisinde bambaşka bir amaç gizli midir, bilemem. Varsa, kısa zamanda kokusu çıkar.

 

Bu konuda son olarak şunu da not etmeliyim: 2009 Nisanında Başbakan’ın dış politika başdanışmanı olan bugünkü Dışişleri Bakanı, ‘felsefi bir boyut’a sahip olduğunu söylediği mesaj için, ‘iyi kaleme alınmış ve üzerinde titizlikle çalışılmış bir metin’ tanımlamasını yapıyor, “Hedefimize ulaştığımızı düşünüyorum” diyor.

 

Bakalım; göreceğiz.

 

 

İnal Karagözoğlu

26 Nisan 2014

 

facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom

 

  

________________

* Ermenice bir özel isim olan ‘Meds Yeghern’ sözleri, ‘I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Türk makamları tarafından işlenen Ermeni soykırımı’ anlamında kullanılmaktadır.

 

 

 

© 2014 İK

 

 

Anahtar sözcükler: 1915, 2015, 24 Nisan, Ermeni, Ermeni olayları, ‘Ermeni soykırımı’, Meds Yeghern, mesaj, muhalif, Osmanlı, zamanın ruhu

 

650 Ayrıksı | Başkaca (İ) | Günlük | 260414

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.