Romantik Bir Bakış?

Millete Yutturulan ‘Fuhuş Yuvaları’ Masalının Arka Yüzü

 

 

Belki ‘romantik’ bir bakış benimki: ülkemizin başına ne gelmişse, ben bunu köy enstitülerinin kaldırılmasına bağlarım. Köy enstitülü çok kimse tanıdım; hepsinin de ‘aydınlıkları’ yüzlerine vurmuştu. Böyle öğretmenlerin yetiştireceği nesiller ülkeyi karanlığa boğabilirler miydi, diye düşünmüşümdür.

 

Annem babam öğretmendi, onlar köy enstitülü değillerdi; olamazlardı, zira, köy enstitüleri açıldığında onlar öğretmendi. Yıl, 1940. Ama köy enstitülü çok kişi tanıdım. İlki Mahmut Makal… Bizim Köy’le tanıdım onu. 1950. Babam getirmişti…. Kitabın kapağı gözümün önünde…

 

Öğretmenlik hayatımın ilk ilköğretim müfettişi enstitülüydü; pek değerli bir hocaydı… Çok şey öğrendim ondan. Sonraki müfettişler ise birer enstitü düşmanıydılar. Nasıl da pıtırak gibi yetiştirilmişlerdi, hep hayret etmişimdir… Son tanıdığım köy enstitülüler Bodrumlu Mehmet Uslu (1928, Akyarlar [Karabağ Köyü, Kemer]) ile Yalıkavaklı Mehmet Arkun (1926, Gökçebel [Dirmil])… Kendileriyle 2003 yılında tanışıp görüşmüştüm; artık yoklar, rahmetli oldular… Ne aydınlık insanlardı… Yaşlıydılar, ama ne de gençtiler… Hele dilleri; pırıl pırıldı… Beni en başta bu yönleri büyülemişti.

 

Gazeteci yazar Oktay Akbal’ın bir öyküler kitabı vardır, Önce Ekmekler Bozuldu… Yetişkinliğe yeni adım atmış bir delikanlının düşleri, aşkları, … ve umutları anlatılır bu öykülerde. Olayların merkezinde yazarımız, arka planda İkinci Dünya Savaşı’nın sıkıntıları… Savaşa ha girdik ha gireceğiz… Bir kuşkulu bekleyiş içinde korkuyla çırpınan İstanbul…

 

Bu kitabın adı benim dilimde bir özdeyiş hükmünde olmuştur. Ne zaman bir şeyler kötüye gidiyor olsa, “önce ekmekler bozuldu” derim; yani, ekmekler bozulmuş olduğuna göre, o kötüye giden şey her ne ise, onun da hayda hayda kötüye gitmiş olacağını söylemek istiyorumdur. Ekmekler bozulduktan sonra, daha ne olsun?!

 

Tabii, böyle demek, bir bakıma umutsuzluğu çağrıştırıyor olabilir. Ama öyle değil benimki: işe, ekmeği düzeltmekle başlamak gerektiğine inanırım ve bu sözün hemen arkasından da inançla ve inatla neler yapmalı, onları söylerim.

 

İşte, başına ne gelmişse ülkenin, bunu köy enstitülerinin kaldırılmış olmasına bağlayışım, bir şeylerin kötüye gidişini önce ekmeklerin bozulmuş olmasıyla açıklamam gibidir.

 

Peki, nasıl oldu da bu okullar kapatıldı?

 

Sovyetler Birliği’nin İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarında bizden bazı istekleri olduğu yolunda bir şeyler söylenir durur. Ancak, bu sözlerin ortada dolaşmasında ‘Batı’nın parmağı olabileceğinden de söz edilir. Türlü olasılıklar… Ne kadar doğru, ne kadar yanlıştır ya da kaynağı nedir, pek kanıtlanmış şeyler değil bu denenler… Ama ne olur, bir büyük savaşın nasıl sonuçlanacağının belli olmasıyla birlikte bizim köy enstitülerinin başına bir şeyler gelmeye başlar. Çok partili döneme geçiş sancıları, demokratikleşme çabaları, seçim hesapları, planlı kalkınmanın rafa kaldırılması falan derken önce bu okulların yapısında ve müfredatında (öğretim izlencesinde) değişiklikler yapılır, ardından da bunların, kuruluş amacından ve ‘iş için iş içinde eğitim’ ilkesinden uzaklaşmış, geleneksel ve ezberci eğitim veren sıradan bir okula dönüşmeleri ‘sağlanır’.

 

Evet, dünya büyük bir savaşı geride bırakmış, onun yaraları sarılmaya başlanmış, ama yeni bir savaş dönemine, ‘soğuk savaş yılları’na adım atılmıştı. Bu yeni rüzgârın karşı konulamaz etkisi, köy enstitülerinin öğretmen okuluna dönüştürülmesinde de belirleyici olmuştu… Sen misin ülkeyi ileriye taşımak isteyen, istemekle kalmayıp bunu Onuncu Yıl Nutku’yla dünyaya ilan eden? “Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız” dersin, öyle mi? Ah Atatürk, sen yok musun!

 

 

“Köy Enstitülerini Cumhuriyet in … ~ İnönü’nün el yazısı, 9.5.1941 -Fotoğraf, Demirci Mezunları Com’dan.

 

Ve tabii, İsmet İnönü’nün, “Köy enstitülerini Cumhuriyet’in eserleri içinde en kıymetlisi, en sevgilisi sayıyorum. Köy enstitülerinden yetişen evlatlarımızın muvaffakiyetlerini ömrüm boyunca yakından ve candan takip edeceğim” sözleri de geride kalmıştı.

 

*

Evet, ülkemizin başına ne gelmişse, bunu köy enstitülerinin kaldırılmasına bağlayışım belki ‘romantik’ bir bakış; ama başka bir açıklama yolu da bulamıyorum.

 

Tanıdığım köy enstitülülerin hepsinin de ‘aydınlıkları’ yüzlerine vurmuştu. Böyle öğretmenlerin yetiştireceği nesiller ülkeyi karanlığa boğabilirler miydi, diye düşünmüşümdür hep. Ve yanıtım hep “Hayır” olmuştur. Bugün onların çok çok azı hayatta… Onları saygıyla anıyorum.

 

*

Hasılı, köy enstitülerinin, bu kızlı-erkekli öğrenim yuvalarının değerini bilemedik; onları ‘fuhuş yuvaları’ diyerek damgaladık, ‘Batı’ya meze ettik… Çok yazık…

 

 

İnal Karagözoğlu

16 Nisan 2014

 

facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom

 

 

 

© 2014 İK

 

 

Anahtar sözcükler: ‘Batı’, ekmek, İkinci Dünya Savaşı, kızlı-erkekli, kitap, köy enstitüleri, Oktay Akbal, öykü, öykü kitabı, öyküler, öyküler kitabı, romantik, soğuk savaş

 

645 Başkaca (İ) | Günlük | 160414

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.